08.15: Mandalina Kokusu ve Kireç Badana

1985 yılının ılık bir haziran sabahı, saat 08.15. Bitez Koyu’ndan esen meltem mandalina bahçelerini dalgalandırıyor, narenciye çiçeklerinin kokusu bütün vadiyi sarıyordu. Bitez Aktur’un dar sokaklarında süpürge sesleri yankılandı.

Emekli edebiyat öğretmeni Şaziye Hanım taş avlusunu süpürüyordu. Mor begonvil yaprakları beyaz sıvalı duvarın dibine dökülmüştü. Sokağın başında Bitezli bahçıvan Ali Dayı göründü; eşeğinin sırtındaki sepetlerde taze çağla ve yeşil mandalina vardı. Şaziye Hanım süpürgeyi duvara dayadı.

“Ali Dayı, bu sabah bahçe nasıl kokuyor öyle?”

“Mandalinalar çiçeğe durdu hocam. Bu yıl mahsul bereketli olacak.”

“Bize iki kilo çağla ayırdın mı?”

“Ayırmaz mıyım! Sepetin en altına sizin için koydum.”

“Bodrum çarşısı yine kalabalıkmış diyorlar.”

“Aman hocam, çarşı gürültüden geçilmiyor. Siz Bitez’in taşına toprağına kurban olun.”

“Allah bu sükûneti bozmasın Ali Dayı.”

“Bozmaz hocam. Bozacak olan da yokuşu çıkamaz.”

Ali Dayı eşeğini sürdü; nalların sesi mandalina dalları arasında kayboldu. Şaziye Hanım çağlaları bir tasa koydu, tuzunu hazırladı. Komşusu Nevin Hanım balkondan seslendi:

“Hocam, çağlayı yine ilk siz mi aldınız?”

“Erken kalkan çağlayı alır Nevin Hanım.”

“Ben altıda kalktım!”

“Ali Dayı beşte geçti.”

Nevin Hanım ertesi sabah beşte kalktı. Ali Dayı dörtte geçmişti. Bu yarış bütün haziran sürdü; ağustosta ikisi de yorulup çağlayı paylaşmaya karar verdi, ama o zaman çağla mevsimi bitmişti.

Sabah güneşi beyaz evlerin cephelerini aydınlattı. Bodrum’un kalabalığına inat, mandalina ağaçlarının gölgesinde bir vaha uzanıyordu. Datça’daki Aktur’un öz kardeşiydi.

1973: Bir Vali, Bir Yarışma

Hikâye bir validen başlar. 1970’lerin başında Muğla Valisi olan Özer Türk, Bodrum’da yazlık konut talebini karşılamak için alışılmadık bir iş modeliyle bir gayrimenkul projesi başlattı. Datça ve Bodrum’daki Aktur tatil siteleri onun döneminde açıldı. O yıllarda Bodrum küçük bir süngerci kasabasıydı; Bitez ise mandalina bahçeleriyle kaplı bir ovaydı.

1973’te davetli bir mimari yarışma açıldı. Kazanan EPA grubuydu: Ersen Gürsel, Nihat Güner, Öcal Ertüzün ve Mehmet Çubuk. Bu, 1969’da kurulan grubun ilk uygulamasıydı. Peyzajı orman ve peyzaj profesörü Besalet Pamay üstlendi. Konutlar 1976’da yapıldı.

Fikir basitti: Bodrum’un yerel yapı geleneğini modern bir rahatlıkla birleştirmek. Evler birkaç çekirdek modülün farklı birleşimlerinden oluşuyordu; eğimli araziye küçük ölçekli, beyaz sıvalı, prizmatik kütleler halinde yerleştirildi. Yer yer yerel taş dokusu kullanıldı, teraslar manzaraya açıldı. Dışarıdan bakan biri burayı eski bir Ege köyü sanırdı. İçeriden bakan ise mimarların da bunu istediğini anlardı.

Çınar Altında Sabah, Kazanda Reçel

Bitez Aktur’da hayat sabahın ilk ışıklarıyla meydandaki çınarın altında başlardı. Hasır iskemleler dizilir, fırından çıkan susamlı gevreğin kokusu kahveye karışırdı. Burada herkes birbirini yıllardır tanırdı: eski hariciyeciler, mimarlar, yazarlar aynı masada otururdu.

Eski Paris başkonsolosu Muammer Bey gazetesini katlayıp yanındaki mimar Haldun Bey’e döndü:

“Haldun Bey, bu evler ne kadar asil duruyor.”

“Bunu çizenler yabancı tatil köylerine değil, Ege köylerine baktı Muammer Bey.”

“Bodrum merkezdeki betonlaşma buraya giremedi.”

“Dün bir komşu panjurlarını kahverengiye boyamaya kalkmış.”

“Ne yaptınız?”

“Haber verdik. Kahverengiyi gören mandalina bile çiçek açmaz dedik.”

Sonbaharda avlularda reçel şöleni yaşanırdı. Bahçelerden toplanan Bodrum mandalinaları soyulur, bakır kazanlar odun ateşine kurulurdu. Kaynayan reçelin kokusu bütün sokaklara yayılır, komşular birbirine kavanoz taşırdı. Her ev kendi reçelinin en iyisi olduğuna inanırdı; kimse bunu yüksek sesle söylemezdi, ama kavanozların boyu her yıl biraz büyürdü. Çocuklar sokaklarda çamurdan kale yapar, dallardan meyve aşırırdı. Öğle saatlerinde sessizlik o kadar derindi ki bahçedeki kertenkelenin hışırtısı bile duyulurdu.

Sığ Deniz ve Siesta

Sitenin kumsalı Bitez Koyu’nun korunaklı bir köşesine açılırdı. Deniz yüz metre boyunca sığ ve çarşaf gibiydi, dipteki kum kadife gibi yumuşaktı. Tahta gölgeliklerin altında hasır şezlonglar dururdu. Havlu atıp yer tutmak hoş karşılanmazdı; kasetçalar getiren gençler kibarca uyarılırdı.

Kumsalın en büyük ritüeli saat 11’de koya yanaşan dondurmacı teknesiydi. Küçük ahşap motor çıngırak çalarak yaklaşır, çocuklar sığ suda koşarak tekneye ulaşırdı. Mandalinalı ve sakızlı dondurmalar külahlara doldurulurdu.

“Amca, mandalinalı bitti mi?”

“Bitmez yeğenim. Bitez’de mandalina bitmez, ancak dondurmacının sabrı biter.”

“Bir sakızlı bir mandalinalı, babam gelince öder.”

“Baban dün de gelince ödeyecekti. Defterde üç külah oldu.”

Çocuk, babasını gösterdi. Baba şezlongda gazetesini yüzüne kapatmış uyuyordu. Dondurmacı gazeteye bakıp iç geçirdi ve dördüncü külahı da deftere yazdı.

Öğleden sonra Bitez’de siesta saatiydi. Panjurlar kapanır, kalın duvarlar dışarıdaki sıcağı içeri geçirmez, tavan pervaneleri usul usul dönerdi. Akşam serinliğinde suluboya sergileri açılır, yazı burada geçiren ressamlar resimlerini asardı. Sitenin üst yamaçlarında birkaç kovan vardı; sonbaharda süzülen çam ve narenciye balı kavanozlarla komşulara dağıtılırdı. Geceleri mandalina bahçelerinde yürüyenlere ateşböcekleri eşlik eder, gençler taş patikalarda sessizce yürüyüp yaprak kokusunu içlerine çekerdi.

Bodrum Curcunasına Karşı

1990’lardan sonra Bodrum bir eğlence fabrikasına dönüştü. Halikarnas’ın lazerleri göğe yükseldi, Barlar Sokağı gece yarılarına kadar inledi, yarımadanın tepeleri beton villalarla doldu. Bitez Aktur ise mandalina ağaçlarının arkasında kendi sessizliğini korumaya çalıştı. Bitez sahili zamanla şezlong sıralarıyla doldu, dondurmacı teknesinin sesini beach kulüplerinin hoparlörleri bastırdı. Aktur’un kumsalında kasetçalar uyarısı ise hâlâ geçerliydi; yalnızca kasetçaların yerini telefon hoparlörleri almıştı ve uyaran teyzeler artık torunlarını uyarıyordu.

2015 yazında genç bir işletmeci, meydandaki eski fırını gece kulübüne çevirmeyi önerdi. Yönetim olağanüstü toplandı. Kurucu üyelerden emekli hâkim Fahri Bey masaya yumruğunu vurdu:

“Burası mandalina bahçesidir, disko açılamaz!”

“Burada gece sadece bülbül sesi duyulur!”

“Gece kulübü isteyen gitsin Gümbet’te açsın!”

Karar oy birliğiyle alındı. Fırın yine fırın olarak kaldı, meydanda gece yine cırcır böcekleri öttü. İşletmeci Gümbet’e gitti. Ertesi yaz Bitez’e haber geldi: orada da fırın açmış. Gece kulübü zaten her köşede vardı, ama sabah dörtte sıcak gevrek satan bir yeri herkes arıyordu. Fahri Bey bunu duyunca gazetesini indirdi: “Gördünüz mü? Fırın her yerde kazanır.”

Yarım Asır Sonra

Bugün Bodrum Yarımadası’nda trafik kilitleniyor, yazın su kesintileri haber oluyor. Ama Bitez Aktur’un yokuşunu çıktığınızda hava biraz serinler. Beyaz evler begonvillerin gölgesinde uyur, çınarın altında hâlâ birileri gazete okur. Burada büyüyen çocuklar bugün kendi çocuklarına aynı sokaklarda bisiklete binmeyi öğretiyor.

Şaziye Hanım’ın kızı Ayla Hanım her haziran annesinin avlusunu süpürüyor. Ali Dayı’nın torunu Emre de eşek yerine kamyonetle geliyor; kasada çağla ve yeşil mandalina, aynı sepetlerde.

“Emre, bu sabah bahçe nasıl kokuyor?”

“Mandalinalar çiçeğe durdu abla. Bu yıl bereketli olacak.”

“Gece Gümbet’ten bas sesi geliyordu ama.”

“Gelir abla. Bizim mandalina yokuşu çıkamaz, Gümbet’in sesi de çıkamaz. Yarı yolda yorulur, geri döner.”