Paslı Tel ve Hayalet Köy
2006 yılının rüzgârlı bir eylül sabahı, saat 11.00. Eski Foça ile Yeni Foça arasındaki sahil yolunda sert bir imbat zeytin dallarını hırpalıyordu. Yol kenarındaki paslı nizamiye kapısının üstünde emaye bir tabela asılıydı: Club Méditerranée Foça. Tesis bir yıl önce kapanmıştı.
Kapının önünde emekli Foça balıkçısı İlyas Kaptan ile genç bir mimar duruyordu. İlyas Kaptan tütününü sardı, dumanı rüzgâra savurdu.
“İçeri girmemiz mümkün mü İlyas Kaptan?”
“Bekçi uzaktan akrabam olur. Telin altındaki yarıktan süzülüveririz.”
“1967’de açıldığında köy nasıl karşılamıştı?”
“Yer yerinden oynamıştı beyim. Biz balıkçılar teknenin içinden bakakalırdık.”
“Neye şaşırırdınız en çok?”
“Kadınlar üstsüz güneşlenirdi. Herkes akşama kadar çıplak ayakla gezerdi. Bizim köyde ayakkabısız gezen ya çocuktu ya fakir; bunlar ne çocuktu ne fakir.”
“Para hiç geçmezmiş derler, doğru mu?”
“Hakiki gerçek! Boyunlara renkli plastik boncuk dizileri takılırdı. Bir kırmızı boncuk bir şişe bira ederdi.”
“Kimse nakit taşımaz mıydı?”
“Cüzdanlar kasaya kilitlenirdi. Bizim cüzdanı da kimse sormazdı, içinde zaten bir şey yoktu.”
Tellerin arasından içeri süzüldüler. Tek katlı taş kulübeler sarmaşıkların altında kaybolmuş, kuru çam iğneleri terasları örtmüştü. Türkiye’ye tatil köyü fikrini getiren yer, şimdi rüzgârın uğuldadığı bir hayalet köydü.
1967: Fransızlar Geliyor
Hikâye altmışların ortasında başlar. Robert Trigano’nun yönettiği Club Méditerranée Ege kıyısında bir köy kurmak istiyordu; Türkiye’nin yeni kurulan turizm idaresi de bu teklife sıcak baktı. Seçim Foça’nın zeytinlik bir koyunda karar kıldı. Anlatılana göre dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in talimatı ve Turizm ve Tanıtma Bakanı Nihat Kürşat’ın girişimiyle iş hızlandı, köy 25 Haziran 1967’de açıldı. Kira sözleşmesinin ilk şartlarından biri, yatakların en az dörtte üçünün yabancı pasaportlulara ayrılmasıydı.
Mimari sadeydi: zeytinlerin arasına serpilmiş, tek katlı taş bungalovlar, tahta kepenkler, begonvil sarılmış damlar. Kulübelerin kapıları doğrudan doğaya açılıyor, patikalar taşla döşeniyordu. Büyük havuz ilk yıllarda yoktu; ancak 1970’te yapıldı. O zamana kadar havuz, adı üstünde, Ege’ydi.
Kulübeler zeytinlerin arasına öyle yerleşmişti ki ağaç mı kulübeye yaslanıyor, kulübe mi ağaca, uzaktan anlaşılmazdı. Felsefe radikaldi. Kapıdan giren kol saatini ve cüzdanını bırakır, zaman mefhumunu da yanında bırakırdı. Profesörler, diplomatlar ve tüccarlar kumsalda aynı mayoyla eşitlenirdi. Türkiye açık büfeyle ve animasyon gösterisiyle ilk kez burada tanıştı.
Boncuk Ekonomisi
Köyün en büyüleyici ritüeli ödeme sistemiydi. Girişte renkli plastik boncuk kolyeler verilir, barda içki isteyen boynundaki diziden bir boncuk koparıp uzatırdı. Kırmızı bira, mavi bir kadeh şarap, sarı dondurma demekti. Kimse hesap yapmaz, herkes kendini zengin sanırdı; tatilin sonunda kolyesi en kısa kalan, en çok eğlenen sayılırdı.
Taş fırından günde iki kez sıcak baget çıkar, Foçalı balıkçılar sabah tuttukları barbunları doğrudan mutfağa teslim ederdi. Yemekler sekiz kişilik yuvarlak masalarda topluca yenir, kimse tek başına oturtulmazdı. Fransız eğitmenler koyda yelken ve rüzgâr sörfü öğretir, Foçalı gençler katamaranlarla açılırdı. Akşamları masalarda Fransızca, Türkçe ve İtalyanca kahkahalar birbirine karışır, gece kumsalda yakılan ateşin başında gitar çalınırdı.
İlyas Kaptan o yılları anlatırken köyün eski aşçıbaşısı Ali Usta’yı anardı.
“Sabah fırının önünde kuyruk olurdu. Fransızlar bagete bayılırdı.”
“Siz onlara ne sevdirdiniz?”
“Zeytinyağlı enginar. Onlar da bize şarabın nasıl servis edileceğini öğretti.”
“Herkes birbirine ismiyle hitap ederdi. Müdüre de, bulaşıkçıya da.”
“Kimse asık suratlı değil miydi?”
“Bir tek muhasebeci. Çünkü kasada para yoktu, boncuk vardı.”
Kooperatif Kuşağı
Tatil köyü kendi telinin içinde kalmadı. Yetmişlerin sonundan itibaren Foça çevresindeki tepeler İzmirli ve Ankaralı memurların kooperatifleriyle dolmaya başladı; öğretmenler, bankacılar, fabrika çalışanları birbiri ardına site kurdu. Bazı kooperatif mimarları komşu Fransız köyüne bakıp yüksek blok yerine iki katlı, taş kaplamalı villalar çizdi; bahçelerdeki zeytinler korundu, taş duvarları begonvil sardı.
Ama bu sitelerde Fransız bohem hayatı değil, Türk memur disiplini kök saldı. Boncukların yerini bakkalın veresiye defteri, açık büfenin yerini balkonda karpuz-peynir kahvaltısı aldı. Sabahları sütçünün zili sokakları inletir, bakraçla Kozbeyli yoğurdu dağıtılırdı. Cumartesi geceleri sitelerden birinin beyaz duvarına Yeşilçam filmi yansıtılırdı. Kooperatif çocukları tahta iskelelerden yarış yapar, arada bir koyda Fransız yelkencilerle dostluk yarışına girerdi. Kaybeden kooperatif takımı, ertesi gün boncukla değil, karpuzla ödeme yapardı.
Club Med’in açık hava merakı da sitelere miras kaldı. Her sitenin ortak bir ahşap iskelesi oldu, akşamları komşular plaj kafeteryasında buluştu. Sabah sekizde denize ilk giren, akşam genel kurulda da ilk söz alırdı; Fransızlardan öğrenilen spor ruhu, Türk usulü nizamla böyle birleşti. Yalnız kimse genel kurula çıplak ayakla gelmedi.
2005: Anahtar Teslimi
Altın çağ sonsuza dek sürmedi. 1967’deki on beş yıllık kira 1982’de yenilendi ve işletmeye 2005’e kadar izin verildi. Dünya turizmi dev otellere yönelirken Foça’nın mütevazı bungalovları Fransız şirketin hesabına uymaz oldu; 2005 sezonunun sonunda köy kapandı.
Sonra bitmeyen bir ihale dizisi başladı. 2006’da ve 2018’de yapılan ihaleler, kazanan şirketlere tahsis yapılmadığı için iptal edildi; 2010’daki ihaleye ise kimse teklif vermedi. Bu arada kış fırtınaları kulübelerin çatılarını uçurdu, havuzu sazlık bastı, amfitiyatronun basamaklarını ısırgan otu sardı. Komşu kooperatiflerin sakinleri sabah yürüyüşünde tellerin önünde durup bu çürümeyi izledi. Site dernekleri ortak açıklamalar yaptı, paslı tellere bez pankartlar asıldı; rüzgâr pankartları da kulübelerin çatıları gibi her kış bir yere savurdu.
Emekli maarif müfettişi Şinasi Bey bir sabah tellere uzun uzun baktı.
“Burayı böyle çürümeye terk etmek büyük bir vebaldir.”
“Ne yapmalı Şinasi Bey?”
“Ne yapılacağını biz biliriz. İhale komisyonu bilmez. Gençliğimizde bu koya bakıp sayfiye zarafetini öğrenirdik.”
“Şimdi kim öğreniyor?”
“Isırgan otu öğreniyor. Bak nasıl da zarif zarif sarmış amfitiyatroyu.”
“Geceleri yaban domuzları kulübelerde yuva yapıyormuş.”
“Onlar da boncuk istemiyor, en azından.”
2021’de Özelleştirme İdaresi tatil köyünün işletme hakkını 49 yıllığına ihaleye çıkardı. En yüksek teklif 131 milyon lirayla bir ortak girişimden geldi ve ihale onaylandı. Foçalılar bir araya gelip tesisin yeniden turizme açılması çağrısında bulundu.
Taşların Fısıltısı
Akşamüstü güneş Siren Kayalıkları’nın arkasına çekilirken kulübelerin gölgeleri denize uzanıyor. Kooperatif evlerinin avlularında akşam çayı demleniyor, bahçelerdeki zeytinler hâlâ budanmadan korunuyor.
İlyas Kaptan o eylül sabahı mimarla birlikte tellerin altından geri çıkarken durdu, yerde bir şey parladı. Eğilip aldı: çamurlu, kırmızı, plastik bir boncuk.
“Bunu ne yapacaksınız İlyas Kaptan?”
“Saklayacağım beyim. Bir gün burası yine açılırsa, ilk biramı bununla isteyeceğim.”



