İskenderun Arsuz Kıyıları: Hatay Mutfağının Kumsala Taşındığı Siteler
İSDEMİR mühendislerinden Antakya'nın kadim ailelerine uzanan Arsuz sayfiyesi; sabahları taş fırından tüten biberli ekmekler ve depremde sığınağa dönüşen yazlıklar.
iskenderun-arsuz-kiyilari-hatay-mutfaginin-kumsala-tasindigi-siteler
I. Saat 07.00: Arsuz Çayı Kıyısı, Biberli Ekmek Tepsisi ve Taş Fırın
1991 yılının sakin bir ağustos sabahıydı. Saat tam 07.00’ydi.
Arsuz Çayı’nın Akdeniz’e döküldüğü noktada hafif bir rüzgar esiyordu.
Amanos Dağları’nın yeşil doruklarından serin bir dağ meltemi sahile iniyordu.
Demir-Çelik Konutları’nın bahçe kapısından emekli metalürji mühendisi Corc Bey çıktı.
Elinde alüminyum bir fırın tepsisi taşıyordu.
Tepsinin üstünde tülbentle örtülü biberli ekmek hamurları diziliydi.
Kırmızı biber salçası, çökelek, dağ zahteri, susam ve halis zeytinyağı harmanlanmıştı.
Köşedeki mahalle fırınının taş tabanından alevler yükseliyordu.
Fırıncı Selim Usta küreği eline almış bekliyordu.
Corc Bey tepsiyi mermer tezgaha bıraktı:
— “Sabah-ül hayr Selim Usta! Fırın tam kıvamında mı?”
— “Sabah-ül nur Corc Ağabey! Meşe odununu yeni attım içeri.”
— “Aman diyeyim, altını yakma, hamuru ince açtı bizim hanım.”
— “Merak etme ağabey, nar gibi kızartırım beş dakikada.”
— “Susamını bol koyduk, kokusu sokağı sarsın.”
— “Zahter dağdan mı geldi Corc Ağabey?”
— “Yayladağı’ndan getirdi yeğenler, kokusu buram buram tütüyor.”
— “Sitedeki komşulara da dağıtacak mısın yine?”
— “Dağıtmaz olur muyum hiç, kokusu gidenin hakkı kalır.”
— “Taş kırma yeşil zeytin de çıkardık, çay demleniyor.”
— “Afiyet şeker olsun ağabey, komşuluk bunu gerektirir.”
Fırın kapağı açıldığında dışarıya baş döndürücü bir baharat kokusu yayıldı.
Kavrulmuş susam ve zeytinyağının kokusu deniz tuzuyla birleşti.
Arsuz sitelerinde sabah kahvaltısı alelade bir öğün değildi.
Burası Hatay mutfağının kumsala taşındığı büyük bir lezzet mabediydi.
Masalara taze keçi tereyağı ve kırma zeytinler konurdu.
Burada deniz her zaman sofradan sonra gelirdi.
II. İSDEMİR Çağı ve Amanos Etekleri: Ağır Sanayiden Sayfiyeye
Arsuz’un modern sayfiye tarihi 1970’lerde başladı.
Türkiye’nin ağır sanayi devi İskenderun Demir ve Çelik Fabrikaları (İSDEMİR) kuruldu.
Fabrika bacaları tütmeye başladığında binlerce mühendis ve teknisyen kente geldi.
Sovyetler Birliği’nden uzmanlar, Türkiye’nin dört bir yanından kalifiye işçiler akın etti.
Hafta boyunca yüksek fırınların sıcağında eriyen demiri yönetenler, hafta sonu nefes aradı.
Sarı fabrika servisleri cuma akşamları işçileri sahil yoluna taşırdı.
Adres hemen yanı başlarındaki Arsuz kıyıları oldu.
Rhosus adıyla antik çağdan beri bilinen bu koy eşsiz bir coğrafyaya sahipti.
Amanos Dağları denize dik iniyor, sahilde geniş narenciye bahçeleri uzanıyordu.
İlk yapı kooperatifleri İSDEMİR çalışanları tarafından kuruldu.
Karaağaç, Gözcüler ve Akçalı hattında iki katlı mütevazı yazlıklar inşa edildi.
Binalar betondan değil, bölgenin hafif briket ve tuğlalarından örüldü.
Geniş verandalar yapıldı. Verandaların üstü sarmaşık ve begonvillerle örtüldü.
Bahçelere turunç, mandalina ve nar fidanları dikildi.
Sokaklara Defne, Portakal ve İskele isimleri verildi.
Kura çekimlerinde en çok deniz gören köşe evler arandı.
Çocuklar Arsuz Çayı’nın döküldüğü yerde yüzmeyi öğrendi.
Tatlı su ile tuzlu suyun birleştiği nokta çocukların cennetiydi.
Sanayinin sert yüzü bu kıyılarda yumuşacık bir tatil ritmine büründü.
Mühendisler iş tulumlarını çıkarıp sandaletlerini giydi.
III. Çok Kültürlü Balkonlar: Zahter, Humus ve Ortak Sofra
Arsuz sitelerinin en belirgin özelliği benzersiz sosyal dokusuydu.
Hatay’ın kadim çok kültürlü yapısı sitelerin koridorlarına yansıdı.
Aynı sitede Hristiyan, Sünni, Alevi ve Musevi aileler yan yana yaşadı.
Paskalya çöreği piştiğinde komşu kapıları tek tek çalındı.
Ramazan Bayramı’nda baklava tepsileri balkonlar arasında el değiştirdi.
Gadir-i Hum bayramında dev kazanlarda kaynayan hırisi sitedeki herkese ikram edildi.
Hiç kimse ötekinin inancını ya da kökenini sorgulamadı.
Ortak payda taze çekilmiş zahter, zeytinyağı ve deniz sevgisiydi.
Öğleden sonra saat 16.00 olduğunda balkonlarda meze hazırlığı başlardı.
Haşlanmış nohutlar tokmakla taş havanda ezilirdi.
Tahin, sarımsak ve limon suyu karıştırılarak humus kıvamına getirilirdi.
Üzerine sıcak zeytinyağında kızdırılmış pul biber ve çam fıstığı gezdirilirdi.
— “Meryem Abla, humusun tahinini nereden aldın?”
— “Harbiye değirmeninden geldi Sevimciğim, halis susam tahini.”
— “Tuzlu yoğurttan da çorba yaptım, sıcacık için.”
— “Künefe tepsisini ne zaman basıyoruz peki?”
— “Akşam ezanından sonra basarız, peyniri erisin taze taze.”
— “Közde kahve de yaparız yanında, balkonda sohbet ederiz.”
— “Corc Bey de udunu getirsin, iki şarkı çalsın bize.”
— “Turunç tatlısı da getirdim, kahvenin yanına ikram ederiz.”
Balkonlardan yükselen kahkahalar akşam serinliğine karışırdı.
Ud nağmeleri mandalina ağaçlarının dalları arasından gökyüzüne yükselirdi.
Arapça ve Türkçe eski türküler aynı masada söylenirdi.
Farklı dillerde söylenen eski şarkılar aynı gök kubbede buluşurdu.
Burası bir hoşgörü manifestosunun günlük hayata dökülmüş haliydi.
IV. Ilık Akdeniz ve Sığ Kumsal: Akşamüstü İskele Sohbetleri
Arsuz’un denizi Türkiye’nin diğer kıyılarına hiç benzemezdi.
Suyu son derece ılık, tabanı yumuşacık ince kumdu.
Yüz metre açılsanız bile su ancak belinize kadar gelirdi.
Bu sığ yapı çocuklu aileler için eşsiz bir güvenlik sağlardı.
Saat 17.30 olduğunda sahil bandı canlanırdı.
Tahta iskelelerin üstüne plastik sandalyeler atılırdı.
Emekli mühendisler bellerine kadar suya girip sohbet ederdi.
Deniz o kadar ılıktı ki, sudan çıkmak kimsenin aklına gelmezdi.
— “Corc Bey, su bugün hamam gibi valla.”
— “Amanoslar’ın suyu bu Ali Bey, deniz değil şifa kaynağı.”
— “İSDEMİR’in dökümhanesi bile bu kadar sıcak değildir.”
— “Dökümhane yakar Ali Bey, burası dinlendirir insanı.”
— “Yarın sabah tekneyle açılalım mı, lüfer çıkmış derler.”
— “Açılalım tabii, çapariyi hazırla şimdiden.”
— “Hanım akşam için sürk peyniri hazırlamış, mezemiz hazır.”
— “Sürkün içine kimyon koyduysa tadından yenmez!”
— “Lüx lambalarını da teknenin burnuna asarız bu gece.”
Güneş batarken Akdeniz kıpkırmızı bir alev topuna dönerdi.
Denizin üstü altın sarısı bir ışık şeridiyle yarılırdı.
Gençler kumsalda çıplak ayakla yürür, deniz kabukları toplardı.
Dalgalar kıyıya neredeyse hiç ses çıkarmadan usulca dokunurdu.
Geceleri teknelerden gelen lüx lambalarının ışığı kumsalı aydınlatırdı.
Zaman burada ağır bir bal gibi akardı.
V. 6 Şubat Gecesi ve Sonrası: Yazlıktan Hayat Sığınağına
Fakat bu cennet kıyı, tarihin en acı sınavlarından birini yaşadı.
6 Şubat 2023 gecesi saat 04.17’de yer yarıldı.
Kahramanmaraş merkezli dev deprem Hatay’ı yerle bir etti.
Antakya ve İskenderun merkezdeki bin yıllık mahalleler birkaç saniyede çöktü.
Şehirler toz ve enkaz bulutuna gömüldü.
O dondurucu kış gecesinde sağ kalan yüz binlerce insan can havliyle Arsuz’a kaçtı.
Yazlık siteler hayat kurtaran dev birer sığınağa dönüştü.
Alçak katlı, bahçeli ve sağlam briket kooperatif evleri ayakta kalmıştı.
Normalde kışın kapalı olan kapılar sonuna kadar açıldı.
Dört kişilik yazlıklarda yirmi beşer, otuzar depremzede barındı.
Site bahçelerine dev kazanlar kuruldu, ortak mutfaklar işletildi.
Taş fırınlar sabahlara kadar depremzedeler için yandı.
Biberli ekmekler ve sıcak çorbalar kederli insanlara dağıtıldı.
— “Corc Amca, evimiz yıkıldı, üzerimizde hiçbir şey yok!”
— “Ağlama evladım, canınız sağ ya, burası sizin eviniz artık.”
— “Kaç kişi kalacağız bu evde amca?”
— “Gerekirse yüz kişi yatarız evladım, yeter ki hayatta kalın.”
— “Battaniye yetmezse perdeleri söker örteriz üstünüze.”
— “Allah razı olsun amca, siz olmasaydınız donardık sokakta.”
— “Kazan kaynıyor bahçede, sıcak çorbanızı için evvela.”
Arsuz siteleri o kara kışta Hatay’ın nabzının attığı son kale oldu.
Yaz tatili için kurulan kooperatifler, bir halkın hayatta kalma karargahına dönüştü.
Gözyaşı ve paylaşılan kuru ekmek insanları birbirine kenetledi.
| Zaman Dilimi | Yerleşim ve Mimari Karakter | Sosyal Doku ve Nüfus | Mutfak Kültürü Odağı | Kriz ve Dayanışma Rolü |
|---|---|---|---|---|
| 1975 - 1985 | İSDEMİR 2 katlı yazlık kooperatifleri | Fabrika mühendisleri, teknik kadro | Biberli ekmek, taş fırın kültürü | Sanayi yorgunluğunu atma |
| 1988 - 2010 | Çok kültürlü sayfiye siteleri kuşağı | Hristiyan, Sünni, Alevi aileler | Humus, künefe, sürk, mezeler | Hoşgörü ve komşuluk örneği |
| 2012 - 2022 | Butik dönüşüm ve sahil kordonu | Yazlıkçılar, emekliler, yerleşikler | Balık restoranları, sahil kafeleri | Bölgesel turizm merkezi |
| 2023 - 2026 | Deprem sonrası kalıcı yaşam alanı | Antakya ve İskenderun afetzedeleri | Dayanışma sofraları, imece mutfağı | Hayat kurtaran sıcak yuva |
VI. Küllerinden Doğan Hatay: Kumsalda Kalan Kadim Sevgi
Bugün Arsuz kıyılarına vardığınızda bambaşka duygularla dolarsınız.
Deniz yine aynı ılık çarşaf gibi uzanır.
Amanos Dağları’nın gölgesi kumsala düşer.
Fakat sitelerin bahçelerinde artık sadece yazlıkçılar değil, kalıcı bir hayat vardır.
Birçok Antakyalı aile o büyük felaketten sonra Arsuz’a tamamen yerleşti.
Yazlıklar kalıcı kışlık yuvalara dönüştü.
Pencerelere soba boruları takıldı, bahçelere mandalina fidanları dikildi.
Çocuklar sitelerin sokaklarında bisikletleriyle okula gidip gelmeye başladı.
Sabahın yedisinde mahalle fırınından yine aynı zahter kokusu yükselir.
Corc Bey’in fırına götürdüğü tepsi yine dumanı üstünde geri döner.
Balkonda toplanan komşular birbirine sımsıkı sarılır.
— “Selim Usta, bu sabahki ekmek bir başka güzel kokuyor.”
— “Hayat devam ediyor Corc Ağabey, ekmek pişmek zorunda.”
— “Şu kumsal olmasa acımız dinmezdi Selim.”
— “Toprak bizi korudu ağabey, deniz de yaramızı sardı.”
— “Antakya küllerinden doğacak elbet.”
— “Doğacak ağabey, bizim sevgimiz o taşlardan daha güçlüdür.”
— “Biz bu sofrayı kurdukça bu memleket yıkılmaz.”
— “Yeter ki kalplerimiz bir olsun, kardeşlik bozulmasın.”
— “Amin Corc Ağabey, soframız daim olsun.”
Arsuz siteleri sadece kum ve güneşten ibaret değildir.
Onlar kadim bir medeniyetin en karanlık gecede sığındığı vicdan limanıdır.
Dalgalar kumsala barış türküleri fısıldar.
Yıldızlar Amanos Dağları’nın üstünde ışıldar.
Zahter kokulu sabahlar, biberli ekmeğin sıcaklığı ve ılık Akdeniz akşamları;
Hatay’ın asil ruhunun asla ölmeyeceğini bütün dünyaya haykırır.