📍 SAYFİYE KRONİĞİ
SİTENİN ÇOCUKLARI

Erdek'ten Çeşme'ye Yazlık Medeniyeti, Apartman Savaşları & Aidat Dramaları

Site Yönetimi & Apartman 📍 Bodrum, Bitez, Aktur, Ege

Bodrum Bitez Aktur Sitesinde 19.00 Havuz Klorlama Saati ve Sudan Çıkmayan Çocuklar Direnişi

Mandalina bahçeleriyle çevrili Bitez Aktur Sitesi havuzunun başında 25 kiloluk klor bidonu ve paslı düdüğüyle dikilen bekçi İdris Efendi'ye karşı dip fayanslarına yapışan 11 yaş gerillaları.

📌 Yazlık Kanunu: "Bekçinin elindeki 25 kiloluk klor bidonu havuz kenarına konduğu an, çocukluğun son sığınağı dipteki tahliye ızgaralarıdır; orayı terk eden mağluptur."
SC Sitenin Çocukları Masası
Bodrum Bitez Aktur Sitesinde 19.00 Havuz Klorlama Saati ve Sudan Çıkmayan Çocuklar Direnişi

I. Kronometre Geri Sayımı: Saat 18.58 ve Metal Düdüğün Çığlığı

Ağustos ayının en sıcak perşembesiydi. Bodrum Bitez sırtlarında hava kurşun gibi ağırdı. Asırlık mandalina bahçeleri sıcaktan kavruluyordu. Bitez Aktur Sitesi havuzunda hayat kilitlendi. Saat tam 18.58’di.

Ege güneşi tepelerin ardında batıyordu. Gökyüzü önce eflatuna, ardından kızıla döndü. Havuzun 25 metrelik suyunda dalgalar dindi. Gün boyu atılan kulaçlar geride çam iğneleri bırakmıştı. Ambre Solaire güneş yağı suyun üstünde parlıyordu.

Havadaki nem oranı %78 sınırına dayandı. Zakkum kokusu genizleri yakıyordu. Güneşlenme terasından sıcak taş buharı yükseliyordu. İki metre derinlikteki dip fayanslarında dokuz çocuk bekliyordu. Yaşları on bir ile on iki arasındaydı. Gözleri klor ve tuzdan kızarmıştı. Dudakları soğuktan mosmor kesilmişti. Göğüs kafesleri titriyordu. Yine de sudan çıkmaya asla niyetleri yoktu.

Bitez Aktur’un beyaz villaları havuzu çevreliyordu. Herkes balkonlara döküldü. Plastik masalar gıcırdıyordu. Tabaklarda karpuz kabukları ve çekirdekler birikmişti. Teyzeler kollarını mermer korkuluklara dayadı. Herkes aynı sahneyi bekliyordu. Bu gerilim, Aktur’un her akşam tekrarlanan tiyatrosuydu.

Makine dairesinin paslı yeşil demir kapısı gıcırdadı: Gaaaaarc!

Aktur’un 28 yıllık emektarı İdris Efendi sahneye çıktı. Dizlerine inen lacivert önlüğü vardı. Ayaklarında beyaz lastik çizmeler parlıyordu. Kalın kauçuk eldivenlerini parmaklarına geçirdi. Sağ elinde 25 kiloluk granül klor bidonu vardı. Bidonun üzerinde siyah kurukafa amblemi sırıtıyordu. Sol elinde ise boynundaki ipe bağlı pirinç hakem düdüğü parlıyordu.

İdris Efendi havuzun kaygan bordür taşına kadar yürüdü. Bidonu betonun üzerine sertçe bıraktı: Güm!

Beton zemin hafifçe sarsıldı. Su yüzeyinde küçük halkalar oluştu. İdris Efendi derin bir nefes aldı. Pirinç düdüğü dudaklarının arasına sıkıştırdı. Çıkan tiz ses vadideki mandalina ağaçlarını sarstı: Fiiiiyt! Fiiiiyt!

— “Saat yedi oldu! Çıkın sudan ulan!”

— “Klor atacağım diyorum, deriniz dökülecek!”

— “Gözleriniz kör olacak! Hadi marş marş duşlara!”


II. Beyaz Plastik Klor Bidonu ve “Kör Olursunuz” Doktrini

İdris Efendi’nin bidonu sitenin en büyük caydırıcı gücüydü. Kapağı açıldığı an etrafa geniz yakan beyaz gaz yayılırdı. İçindeki kristal klor taneleri suyu anında kimyasal cehenneme çevirirdi.

İdris Efendi bu korkuyu yıllardır kusursuz bir psikolojik harp taktiği yaptı. Bidonun sert gövdesine eldivenli parmağıyla vurdu: Tak, tak, tak! Gözlerini kıstı. Havuzun derin ucundaki çocuklara doğru eğildi:

— “Bakın kapağı açıyorum ha! Bu klor evdeki çamaşır suyuna benzemez!”

— “Alman malı saf asit bu! Suya girdiği an fokur fokur kaynar!”

— “Adamın derisini haşlar! Kirpiklerinizi kökünden söker atar!”

— “Geçen sene Gümbet’te bir çocuk çıkmadı. Üç ay kör gezdi sıpa! Vallahi dökerim üstünüze!”

Bu hikaye, Aktur havuzunun nesilden nesile aktarılan efsanesiydi. Havuzun sığ tarafındaki altı yaş grubu çocuklar feryat etti. Islak ayaklarıyla kaygan fayanslarda patır kütür düştüler. Ağlayarak annelerinin kucağına koştular. Titreyerek havlulara sarındılar.

Fakat derin uçtaki 11-13 yaş grubu “Dip Gerillaları” kıpırdamadı. Onlar bu bayat blöfü yıllardır ezbere biliyordu. İdris Efendi kloru çocukların üstüne asla dökemezdi. Geçen yıl site yönetim kurulu başkanı emekli hakim bey kesin talimat vermişti:

— “İdris, havuzda canlı çocuk varken kimyasal atamazsın! Seni savcılığa veririm!”

İdris Efendi savcılık lafını duyunca mecburen frene basmıştı. Çetenin reisi on bir yaşındaki Efe kafasını sudan çıkardı. Islak saçlarını arkaya doğru savurdu:

— “İdris Amca yalan söyleme! Şezlongdaki telefonuma baktım, saat tam 18.59!”

— “Daha koca bir dakikamız var! Haklarımızı gasp edemezsin!”

— “Kat Mülkiyeti Kanunu var burada! Havuz sitenin ortak malıdır!”

İdris Efendi bidonun kırmızı plastik kapağını çevirdi. Dişler gıcırdadı:

— “Bana kanun öğretme sarı kafa! Benim Seiko saatim 19.01 gösteriyor!”

— “Senin telefonunun şarjı bitmiş! Baban da E Blok yokuşundan indi geliyor!”

— “Saymayı bırakın da çıkın! Vallahi billahi yakarım derinizi!”


III. Dip Fayanslarına Yapışan Gerillalar ve Kaçış Manevraları

İdris Efendi kepçeye doğru uzandı. O anda su altı savunma planı devreye girdi. Efe yanındaki arkadaşları Kerem ve Can’a işaret verdi. Başparmak aşağıya indi. Bu hareket dip tahliye kalesine acil iniş emriydi.

Üç çocuk aynı anda ciğerlerini taze havayla doldurdu. İki metre derinlikteki lacivert mozaik tabana daldılar. Tahliye kapağının paslanmaz çelik ızgaralarına parmaklarını geçirdiler. Suyun dibine adeta mıhlandılar. Klorun yaratacağı dalgaların ulaşamayacağı derinlikte bekleyeceklerdi. Ciğerleri patlayana kadar orada kalacaklardı.

Suyun altında bambaşka bir akustik dünya vardı. İdris Efendi’nin çizmelerle attığı adımlar boğuk yankılanıyordu: Lop, lop, lop. Paslı düdüğün sesi suyun içinden geçerken madeni bir vızıltıya dönüşüyordu. Sarı havuz aydınlatmasının önünde hava kabarcıkları yükseliyordu.

Direniş Taktiğiİcra Şekli ve Süresiİdris Efendi’nin HamlesiSonuç
Izgaraya YapışmaDipte 45 saniye nefes tutmaAlüminyum sapla bacak dürtmeÇocuklar nefes için fırlar
Son Bir BalıklamaMerdivene tırmanıp atlama“Sırtına fırçayı vururum” tehdidiİki çocuk takla atar
Kulağa Su KaçtıSırtüstü yatıp duymazdan gelmeDüdüğü kulağın dibinde çalmaTaktik çöker, çocuk kaçar
Çapraz YüzmeDört köşeye aynı anda hızla deparKenarda deli dana gibi koşmaİdris Efendi nefessiz kalır

Can otuz beşinci saniyede nefessiz kaldı. Roket gibi yüzeye fırladı: — “Haaaaah!”

İdris Efendi tam çocuğun baş ucunda dikiliyordu. Dört metrelik alüminyum fırça sapını Can’a doğru uzattı:

— “Yakaladım seni kerata! Tut şu sopayı çık dışarı çabuk!”

Can sırıttı. Fırçanın sapını iki eliyle sımsıkı kavradı. Bütün ağırlığıyla kendine doğru çekti. Beklenmedik hamleyle dengesini kaybeden İdris Efendi kaygan bordürde kaydı. Beyaz lastik çizmeleri havaya dikildi. Koca bekçi betonun üstüne oturdu: Küt!

Havuz kenarında devasa bir şapırtı koptu. Çizmelerden fırlayan sular şezlonglara kadar savruldu. Çocuklar sudan zafer çığlıkları attı.


IV. Balkon Korosu: Annelerin Akşam Ezânı Tazyiki

İdris Efendi’nin düşüşüyle kriz anında balkonlara sıçradı. Aktur’un dik yamaçlara kurulu beyaz evlerinde bütün pencereler açıldı. Begonvillerin arasından uzanan balkon demirlerine anneler ve teyzeler dizildi. Dev bir amfi tiyatro korosu yaylım ateşine başladı.

E Blok dördüncü daireden Efe’nin annesi Sevgi Hanım belirdi. Elinde tahta yemek kaşığı vardı. Üzerinde mavi mutfak önlüğü bağlıydı:

— “Efe! Çık o sudan dedim sana yüz kere!”

— “Dudakların mosmor oldu! Kurbağaya döndün orada!”

— “Baban dolmuştan indi, sitenin yokuşunu tırmanıyor!”

— “O sofraya zamanında oturmazsan akşam sana bisiklet yok!”

— “İdris Efendi, dök şu ilacı kafalarına gitsin!”

Yan villanın balkonundan Can’ın teyzesi Müjgan Hanım devreye girdi:

— “İdris Efendi dök dök! Sabahtan beri suyun içindeler!”

— “Derileri buruştu, balık gibi pulları çıkacak!”

— “Akşam ezanı okunuyor, bunlar hala kulaç atıyor!”

— “Terbiye kalmamış bunlarda, vallahi billahi kalmamış!”

Balkonlardan gelen bu ses dalgası İdris Efendi’ye muazzam bir moral verdi. Yerden yavaşça doğruldu. Islak lacivert önlüğünü silkeledi. Balkonlara doğru iki elini hürmetle kaldırdı:

— “Görüyorsunuz değil mi Sevgi Hanım? Saygısızlık diz boyu!”

— “Ben burada sitenin sağlığını koruyorum, mikrop kırıyorum!”

— “Bunlar bana organize komplo kuruyor! Suya resmen sabotaj yapıyorlar!”

Efe havuzun tam ortasından sesini yükseltti:

— “Anne yine zeytinyağlı taze fasulye yaptın biliyorum!”

— “Yemeyeceğim o fasulyeyi! Çıkmıyorum sudan!”

— “İdris Amca bizi korkutamaz!”

Tam o saniyede Bitez Camii’nin minaresinden akşam ezanı yükseldi. İlk sedalar vadide yankılandı: Allahu Ekber…

Ezan sesi, Türk yazlık sitelerinin gayriresmi ateşkes borusuydu. Ezan başladığı an hiçbir çocuk havuzda kalamazdı. Bu kutsal kuralı ihlal edenin yaz tatili anında zindan olurdu.


V. Taktiksel Havlu Pazarlığı ve Beyaz Dumanın Zaferi

Saat 19.12 olmuştu. İdris Efendi en büyük kozunu sahaya sürdü. Havuz temizliğinde kullanılan teleskopik alüminyum saplı yaprak kepçesini kaptı. Normalde ölü böcekleri toplamak için üretilen bu kepçe, anında bir avcı ağına dönüştü.

İdris Efendi kepçeyi havuz yüzeyinde savurarak çocukların üzerine doğru uzattı:

— “Gel buraya sarı fırtına! Bu kepçeye takılanı ana kapıya kadar kovalarım!”

— “Islak terliklerinizi de çöpe atarım, yalınayak kalırsınız!”

Kepçenin mavi torbası suyun üzerinde sürüklendi. Kerem son anda dalarak ağın altından ustalıkla sıyrıldı. Efe ise köşeye sıkışınca paslanmaz çelik merdivene tırmandı.

Merdivenin başında ablası Zeynep dikiliyordu. Koltuğunun altında iki metre boyunda turuncu çizgili plaj havlusu vardı. Yanında da Efe’nin yeşil terliklerini tutuyordu:

— “Efe uzatma artık, rezil olduk! Annem babama söylerse yarın Gümbet hayal olur!”

— “Çık şuradan çabuk, tut şu havluyu!”

Bu diplomatik hamle direnişin son gardını da düşürdü. Efe havuz kenarındaki soğuk fayansa bastı. Ayak tabanları buruş buruş olmuştu. Vücudu zangır zangır titriyordu. Akşam rüzgarı ıslak sırtına çarptığı an soğuk iliklerine kadar işledi.

Zeynep kalın havluyu kardeşinin omuzlarına sımsıkı doladı. Efe’nin dudakları titriyordu ama gözlerinde hala dikbaşlı bir parıltı vardı. İdris Efendi ise zafer kazanmış bir meydan komutanı edasıyla beyaz bidonun başına geçti.

Saat 19.18’de havuz tamamen boşaldı. Su yüzeyi çarşaf gibi sakinleşti. İdris Efendi plastik maşrapayla 25 kiloluk bidondan aldığı klor tozunu savurmaya başladı. Beyaz kristaller savak kanallarına döküldü.

Suya temas eden granül klor anında cızırdayarak köpürdü. Havuzun çevresini geniz yakan keskin bir asit kokusu kapladı. Su yüzeyinde beyaz dumanlar yükseldi. İdris Efendi maşrapayı bidona vurdu: Tak, tak! Mesai tamamlanmıştı.

Çocuklar omuzlarına sarılı havlularla taş patikadan yukarı tırmandı. Çıplak ayakları taşlarda ıslak izler bırakıyordu. Yürürken arkalarına dönüp baktılar. Havuzun üzerinde yükselen beyaz kimyasal dumanı izlediler. İdris Efendi’nin yorgun silüeti uzakta küçülüyordu.

Aktur’un dik yokuşlarına akşam serinliği indi. Mandalina yaprakları hafifçe hışırdadı. Açık pencerelerden köfte ve kızartma kokuları yükseldi. Çatal kaşık sesleri vadide yankılandı. Anneler mutfak pencerelerinden son kez seslendi:

— “Hadi, soğutmayın köfteleri!”

Direniş bu akşamlık resmen sona erdi. Çocuklar tam on sekiz dakika kazanmıştı. Bu büyük bir zaferdi. Yarın sabah saat tam 10.00’da havuz kapısı yeniden açılacaktı. Ve Bitez Aktur’un çocukları o derinlik kalesini geri almak için merdivenlere ilk adımı atacaktı.

Sıradaki Yazlık Dosyaları