Ayvalık Engürü Sitesinde Bahçe Katını Çitle Çevirip Domates Eken Emekli Albay Vesayeti
Sarımsaklı ve Sahilkent hattındaki efsanevi Engürü Sitesinde Kat Mülkiyeti Kanunu'nu askeri yönergeyle askıya alıp ortak yeşil alana sırık domatesi ve biber bostanı kuran Albay Muzaffer Tezcan vakası.
I. Şafak Harekâtı: Saat 07.15 ve Yeşil Plastik Tel Örgü
Ağustos ayının ilk perşembe sabahı saat 07.15 sularında, Ayvalık Sarımsaklı’nın poyraza açık sahil şeridinde yer alan 1988 yapımı Martı Konakları Sitesi, olağanüstü bir istihkam faaliyetinin gürültüsüyle uyandı. Havadaki nem oranı %64 civarındaydı; Ege Denizi’nden esen serin sabah meltemi, bahçedeki yaşlı zeytin ağaçlarının gümüşi yapraklarını hışırdatıyor, sokaktan geçen çöp kamyonunun homurtusuna karışıyordu. Balkonlarda asılı duran ve dünkü plaj seferinden kalan kurumuş sarı havlular rüzgarla tembelce dalgalanırken, A Blok zemin katın önündeki çimenlik alanda demirin taşa çarpma sesi yankılandı: Dan! Dan! Dan!
Zemin kat 1 numaranın sahibi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 1996 yılında emekli olmuş Kıdemli Albay Muzaffer Tezcan, üzerinde haki renkli cepli bermuda şortu, çizgili beyaz atlet-gömleği ve ayağında kahverengi plastik sabo terlikleriyle sahadaydı. Albay, Koçtaş’tan kendi Renault Toros marka aracının bagajında getirdiği 1,5 metre yüksekliğindeki yeşil PVC kaplı tel örgü rulosunu çimlerin üzerine sermişti. Yanında duran tahta saplı iki kiloluk balyozla, belediye kaldırımından söküldüğü tahmin edilen paslı inşaat demirlerini toprağa çakıyordu.
Muzaffer Bey, sınır boylarını askeri bir titizlikle belirlemişti. Salon balkonunun tam altından başlayarak, sitenin ortak yürüyüş yoluna 40 santimetre kala biten yaklaşık 35 metrekarelik çim alanı çevreleyen dört köşe kazığı çakmıştı. Kazıkların arasına gerdiği sarı inşaat ipiyle cephe hattını düzleştirmiş, ardından naylon torbalar içindeki yanmış koyun gübresini ve bakkal çırağına taşıttığı kırk adet sırık domates fidesini mevziye yığmıştı.
İkinci kattaki dairesinin penceresinden başını uzatan emekli Fransızca öğretmeni Nermin Hanım, sabah çayının buharı gözlüğünü buğulandırırken tiz bir sesle seslendi:
— “Muzaffer Bey! Kuzum ne yapıyorsunuz sabahın bu kör saatinde? Balyozla nereyi yıkıyorsunuz, uykudan sıçradık!”
Albay Muzaffer Bey, alnındaki teri haki renkli mendiliyle sildi, balyozu yere dikti ve yukarıya, adeta bir garnizon komutanı edasıyla baktı:
— “İstihkam düzenliyorum Nermin Hanım! Bu alan aylardır başıboş sokak köpeklerinin tuvaletine dönmüştü. Çimler susuzluktan sararmıştı. Ben burayı ihya ediyorum, milli serveti kurtarıyorum! Çanakkale sırık domatesi ile Ayaş fidesi ekeceğim. Sitede kimse yeşilin kıymetini bilmiyor!”
Bu iki cümle, Martı Konakları Sitesi’nde üç yıl sürecek ve ilçe adliyesinin raflarını sarı karton dosyalarla dolduracak olan “Büyük Bahçe Katı Muharebesi”nin resmi başlangıç düdüğüydü.
II. Çanakkale Domatesi Savunması: “Ben Burayı İhya Ettim!”
Saatler ilerleyip güneş Sarımsaklı kumsalını kavurmaya başladığında, Albay Muzaffer Bey’in kurduğu yeşil tel örgü tahkimatı tamamlanmıştı. Tel örgünün üst kısmına, paslanmaz tel ile tutturulmuş beyaz bir mukavva levha asılmıştı. Üzerinde kırmızı keçeli kalemle, nizami askeri el yazısıyla şu satırlar okunuyordu:
“DİKKAT! BU ALAN ZİRAİ ISLAH VE BİYOLOJİK KORUMA ALTINDADIR. İZİNSİZ GİRMEK, TOP KORNAK VE KÖPEK İŞETMEK YASAKTIR. M. TEZCAN (E. ALBAY)”
Muzaffer Bey yalnızca sınır çekmekle kalmamış, balkonun altındaki su saatinden T borusuyla kaçak bir hat alarak 25 metrelik siyah damlama sulama hortumu döşemişti. Toprağa titizlikle dikilen kırk kök sırık domates, on beş kök Kandil dolmalık biber ve altı kök Çengelköy salatalığı, nizamiyede teftişe durmuş acemi erler gibi hizaya sokulmuştu. Domateslerin her birinin yanına birer metrelik fındık çıtaları dikilmiş, bağlama ipleri beyaz kınnapla düğümlenmişti.
Öğle saatlerinde denizden dönen site ahalisi, ellerinde şişme deniz yatakları ve plaj şemsiyeleriyle yürüyüş yolundan geçerken manzara karşısında ikiye bölündü. Site sakinlerinin bir kısmı bu girişimi hayranlıkla izlerken, tapu mülkiyetine titizlenen kat malikleri dehşete düşmüştü.
Emekli Ziraat Bankası Müdürü ve aynı zamanda Denetim Kurulu Başkanı olan Vecdi Bey, hasır şapkasını çıkarıp tel örgünün önünde durdu:
— “Muzaffer Albayım, ellerine sağlık güzel olmuş ama burası vaziyet planında ‘ortak yeşil alan’ olarak tescillidir. Yani A Blok 1 numaradan D Blok 12 numaraya kadar yetmiş iki dairenin müşterek mülküdür. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun on altıncı maddesi gayet sarihtir: Kat malikleri ana gayrimenkulün bütün ortak yerlerine arsa payları oranında, ortak mülkiyet hükümlerine göre maliktir. Siz burayı şahsi bostanınız haline getiremezsiniz!”
Muzaffer Bey, çapa yaptığı küçük bahçıvan küreğini toprağa sapladı, Vecdi Bey’in gözlerinin içine dik dik baktı:
— “Vecdi Bey, kanunu bana öğretme! Ben bu vatana otuz iki yıl hudut boylarında hizmet ettim. Kanun dediğin nizamdır, intizamdır, berekettir! Sizin o ‘ortak alan’ dediğiniz yerde üç hafta önce kırık bira şişeleri ve kurümüş kedi ölüsü vardı. Yönetim bir damla su vermedi o çimlere. Ben buraya kendi cebimden yedi bin beş yüz lira harcadım; traktörle Balıkesir dağ toprağı getirttim, yanmış çiftlik gübresi döktüm. Ben bu toprağı kurutmadım, yeşerttim! İhya edilen toprağa ecrimisil sorulmaz!”
III. Ortak Alana Müdahalenin Meni: Yönetimin Noter İhtarnamesi
Yönetim Kurulu, ertesi pazartesi akşamı saat 21.00’de olağanüstü gündemle kapıcı dairesinin üstündeki idari odada toplandı. Masada çay bardakları, sigara dumanları ve sitenin mimari onaylı 1/500 ölçekli mimari vaziyet planı vardı. Yönetim Kurulu Başkanı inşaat teknikeri Tarık Bey, masayı yumrukladı:
— “Arkadaşlar, bu işin önünü alamazsak yarın B Blok zemin kat da tavuk kümesi yapar, C Blok da garaj çeker! Burası sayfiye sitesi mi yoksa köy tüzel kişiliği mi? Noterden ihtarı çekeceğiz, sökecek o telleri!”
Yönetim kurulu kararıyla Ayvalık 2. Noterliği’nden 2026/418 yevmiye numaralı ihtarname tanzim edildi. İhtarnamede, Muzaffer Tezcan’ın ortak alana vaki tecavüzüne son vermesi, tel örgülerin yedi iş günü içinde sökülmesi ve alanın eski haline getirilmesi, aksi takdirde Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca “el atmanın önlenmesi” (müdahalenin meni) davası açılacağı ve yıkım masraflarının %50 fazlasıyla tahsil edileceği ihtar ediliyordu.
| Belge Türü | Tarih / Sayı | Düzenleyen / Muhatap | Talep ve İçerik | Muzaffer Bey’in Reaksiyonu |
|---|---|---|---|---|
| Noter İhtarnamesi | 12 Ağustos / Yevmiye: 418 | Ayvalık 2. Noterliği / Site Yön. | “Ortak alandaki tel örgü ve fidelerin 7 günde tahliyesi” | “Hükümsüzdür” kaşesi basıp panoya astı |
| Sulh Hukuk Dava Dilekçesi | 28 Ağustos / Esas: 2026/89 | Ayvalık Sulh Hukuk Mahkemesi | “Müdahalenin meni ve kal (yıkım) talepli dava” | Karşı dava: “Site yönetimine kötü yönetim davası” |
| Bilirkişi Raporu | 18 Eylül / Rapor No: 3 | Ziraat Müh. & Harita Kadastro | “34,8 m² tecavüz sabittir; ancak toprak kalitesi artmıştır” | “Gördünüz mü? Bilirkişi bile beni teyit etti!” |
| İcra Tahliye Müzekkeresi | 14 Ekim / Dosya: 2026/312 | Ayvalık İcra Dairesi | “Tel örgülerin belediye marifetiyle sökülmesi” | Domates hasadı bittiği için telleri kendisi kaldırdı |
İhtarname postacı tarafından Muzaffer Bey’e tebliğ edildiğinde albay hiç istifini bozmadı. Zarfı açtı, okudu ve kırmızı tükenmez kalemle evrakın üzerine çaprazlama şu notu düştü: “Haksız, mesnetsiz ve kamu vicdanına mugayir idari tasarruf. Aynen iade edilmiştir.” Ardından bu ihtarnamenin fotokopisini çektirip, sitenin giriş kapısındaki camlı ilan panosuna, aidat borçluları listesinin tam yanına iğneledi.
IV. Fıskiye Sabotajı ve Balkonlar Arası Akustik Muharebe
Soğuk savaş, sıcak çatışmaya dönüşmekte gecikmedi. Yönetim, Muzaffer Bey’in bostanını susuz bırakarak pes ettirmek amacıyla, ana bahçe hidroforunun zemin kat hattına giden vanasını gece yarısı mühürledi. Fakat Albay Tezcan’ın lojistik zekası küçümsenmişti. Muzaffer Bey, ertesi sabah mutfak lavabosunun altından harici bir spiral hortum çekerek kendi şebeke suyunu damlama sistemine bağladı.
Buna misilleme olarak üst kat komşusu Nermin Hanım, sabah saat 08.00’de balkonunu yıkama bahanesiyle hortumla çamaşır sulu deterjanlı suyu Muzaffer Bey’in domates yapraklarının üzerine boca etti. Albay balkona fırladı:
— “Nermin Hanım! Kimyasal harp maddesi kullanıyorsun! O deterjanlı su organik tarım alanına giriyor! Cenevre Sözleşmesi’ne aykırıdır bu yaptığın!”
Nermin Hanım parmaklıklardan aşağı eğildi, elindeki vileda sopasını salladı:
— “Ne Cenevre’si be adam! Gübre kokundan evde nefes alamıyoruz! Bütün mahallenin sineği, arısı bizim balkona doluştu! Domates ekeceksen git köyüne yerleş, burası medeni insanların yaşadığı site!”
Olay yerine koşarak gelen Site Yöneticisi Tarık Bey araya girmeye çalıştı:
— “Muzaffer Bey, rica ediyorum sakin olun. Yarın mahkeme heyeti keşfe gelecek. Lütfen şu telleri bari hakim gelmeden sökün, rezil olacağız dışarıya karşı!”
Muzaffer Bey göğsünü kabarttı:
— “Gelsinler Tarık Bey! Türk adaleti yeşili kurutanların değil, çorak toprağı vatan yapanların yanındadır! Gelsin o hakim bey, bu domateslerin tadına baksın, sonra karar versin!”
V. Sulh Hukuk Mahkemesi Keşif Heyeti ve Ziraat Mühendisi Raporu
Eylül ayının ortasında, Ayvalık Adliyesi’ne ait beyaz renkli resmi Renault Megane araç Martı Konakları Sitesi’nin demir kapısından içeri girdi. Araçtan genç bir Sulh Hukuk Hakimi, zabıt katibi, bir harita mühendisi ve ilçe tarım müdürlüğünden uzman bir ziraat mühendisi indi. Site ahalisi balkonlara dizilmiş, çekirdek çitleyerek tarihi keşif anını izliyordu.
Harita mühendisi sarı renkli dijital nivo cihazını sitenin beton bordür taşına kurdu, lazerli metreyle ölçümler yaptı:
— “Sayın Hakimim; onaylı projeye göre A Blok 1 numaralı bağımsız bölümün brüt alanı 85 metrekaredir. Davalı tarafından çevrilen tel örgülü alan ise tamı tamına 34,8 metrekaredir ve ana gayrimenkulün ortak bahçe vasfındaki parselindedir. Müdahale sabittir.”
Hakim Bey başını sallayarak not aldırdı: “Davalının ortak alanı tel örgü ile tecrit ettiği görüldü.”
Tam o sırada ziraat mühendisi domates ocaklarına yaklaştı. Eğildi, dallardan birini tuttu, toprağı parmaklarıyla ufaladı ve şaşkınlıkla mırıldandı:
— “Hakim Bey, bu toprak harika ıslah edilmiş. Bakınız, damlama sulama tertibatı son derece profesyonel. Köklerde nematod yok, yapraklar mildiyösüz. Çanakkale pembe sırık domatesi kullanılmış; kök başına en az 4,5 kilo verim alınır bu gidişle.”
Muzaffer Bey gururla sırıttı, yanındaki ahşap kasadan kopardığı iri, mis kokulu bir pembe domatesi cebinden çıkardığı çakısıyla dörde böldü:
— “Sayın Hakimim, buyurunuz tadına bakınız. Hormonsuz, tamamen koyun gübresiyle yetişti. Ben bu siteye tecavüz etmedim; ben bu sitenin toprağına can verdim. Sorarım size, beton mu daha güzel yoksa bu nefis Ege nimeti mi?”
Genç hakim, yargı etiğini bozmamak için domatesten yemeyi reddetti ancak bıyık altından gülümsemesini de gizleyemedi:
— “Muzaffer Bey, domatesiniz lezzetli olabilir lakin mülkiyet hakkı mutlaktır. Kat maliklerinin muvafakati olmadan tek bir dal dahi dikemezsiniz. Yaz kızım: Keşif mahallinde bilirkişi incelemesi tamamlandı, dosya karara bırakıldı.”
VI. Barış Antlaşması: Bir Kasa Pembe Domatesin Diplomatik Gücü
Mahkemenin müdahalenin menine ve tel örgülerin sökülmesine dair nihai kararı ekim ayının ilk haftasında tebliğ edildi. Karar kesindi: 34,8 metrekarelik alan on beş gün içinde tahliye edilecek, söküm yapılmazsa icra kanalıyla yıktırılacaktı.
Fakat mevsim zaten dönmüştü. Ekim poyrazı Sarımsaklı kumsalını boşaltmış, domateslerin dalları kurumuş, son hasat tamamlanmıştı. Muzaffer Bey, icra memurlarına gerek kalmadan, bir cumartesi sabahı eline pensesini aldı. Yeşil plastik tel örgüleri tek tek söktü, rulo yaptı ve Toros’un bagajına kaldırdı. Demir kazıkları da topraktan çıkardı. Ortada sadece kabartılmış, gübrelenmiş ve tertemiz bırakılmış siyah bir toprak parçası kaldı.
Saat 16.00’da Albay Muzaffer Bey, elinde üç adet tahta meyve kasasıyla yönetim odasının kapısını çaldı. İçeride Yönetici Tarık Bey ve Denetçi Vecdi Bey bütçe hesaplarını kapatmaya çalışıyordu. Albay kasaları masanın ortasına bıraktı. Kasaların içi, güneşin sıcaklığıyla parıldayan kıpkırmızı sırık domatesler, çıtır biberler ve taze fesleğenlerle doluydu.
— “Alın bakalım beyler. Dava sizin olabilir ama mahsul bu sitenindir. Bir kasasını üst kattaki Nermin Hanım’a ayırdım, balkon yıkarken yesin de sinirleri yatışsın. Bir kasası yönetime, bir kasası da bekçi kulübesine.”
Tarık Bey ile Vecdi Bey birbirlerine baktılar. Tarık Bey kasadan bir domates aldı, kokladı, gözleri parladı:
— “Albayım… Sen sahiden deli adamsın ama domatesin de hakkını vermişsin hani. Masrafın neyse genel bütçeden peyzaj gideri yazalım sana.”
Muzaffer Bey elini havaya kaldırdı:
— “Gerekmez Tarık Bey! Asker adam vatan toprağına ektiği fidenin parasını komşusundan istemez. Yalnız şimdiden haberiniz olsun; nisan ayında havalar ısınınca bu defa enginar dikiyorum. O zaman mahkeme kapılarını hiç boşuna aşındırmayın, benden söylemesi!”
Ege akşamının mor karanlığı çökerken, Martı Konakları’nın bacalarından kışlık hazırlıkların kokusu tütüyor; bahçe katının sessiz ve vakur toprağı, bir sonraki ilkbaharda başlayacak olan yeni bir sınır harekatına hazırlanıyordu.