Begonviller Arasında Vişne Çürüğü
Eylülün ilk pazar sabahı, saat 08.00. Datça’da Kargı Koyu yamacındaki yüz kırk dubleksli site poyrazla uyandı. Bütün villalar kireç beyazıydı; panjurlar, çatılar ve ahşap pergolalar Datça mavisi, balkon demirleri otuz yıldır kar beyazı. Tek tip nizam yönetim planına yazılıydı ve hiçbir malik ona dokunamazdı.
Fakat o sabah A Blok 3 numaranın önünden geçenler gözlerine inanamadı. Dairenin iki katındaki balkon korkulukları pırıl pırıl parlıyordu, ama beyaz değil, zifiri vişne çürüğü bordo!
Dairede emekli kalp damar cerrahı Prof. Dr. Teoman Bey oturuyordu: yetmiş yaşında, inatçı ve sert mizaçlı bir hekim. Cumartesi sabahı iki boyacı tutmuş, balkona eski bir kasetçalar koyup Wagner açmıştı; bütün koya hem opera hem tiner kokusu yayılmıştı. Alt kattaki emekli hâkime hanım kahvaltısını yarıda bırakıp pencereleri kapatmıştı. Teoman Bey hayatı boyunca bordo kravat takmış, bordo dolmakalem kullanmıştı. Şimdi bornozuyla balkonda oturmuş, kollarını bordo parmaklıklara dayamış, adaçayını yudumluyordu.
Site yönetim kurulu başkanı emekli tümamiral Reşat Bey sabah yürüyüşündeydi; beyaz şort, lacivert kaptan şapkası. Başını kaldırdı ve bordo balkonu gördü. Adımları asfalta çakıldı, gözlüğü burnundan kaydı. Gözlerini ovuşturdu, tekrar baktı. Kireç beyazı blokların ortasında o balkon açık bir cerrahi yara gibi duruyordu.
“Teoman Bey! Bu ne rezalet?”
“Günaydın Paşam, beğendiniz mi yeni rengi? Bordo asil renktir, cerrah rengidir!”
“Ne asili be adam! Burası pavyon mu?”
Beşte Dört
Reşat Bey cebinden metal düdüğünü çıkarıp çaldı, bekçi Hasan nefes nefese koştu. Reşat Bey bahçe kapısını açıp verandaya girdi.
“Teoman Bey, derhal aşağı inin! Bu yapılan site estetiğine sabotajdır!”
Teoman Bey merdivenlerden ağır ağır indi; üzerinde ameliyat yeşili keten pantolon vardı, kollarını göğsünde kavuşturdu.
“Reşat Bey, sabah sabah tansiyonunuzu fırlatmayın. O beyaz demirler deniz rüzgârından her kış paslanıyordu. Zımpara yapmaktan, beyaz sürmekten bıktım usandım.”
“İstanbul’dan çift komponentli bordo epoksi getirttim. Kutusu dört bin lira. Pas tutmaz, kir göstermez, ömür boyu garantili. Kendi balkonumu boyadım, parasını ben verdim. Kime ne zararı var?”
“Bana bak Teoman! Ben donanmada fırkateyn komutanlığı yaptım, disiplinsizliğe göz yummam! Ortak yerde değişik renkte dış boya için kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası şart! Yüz kırk kişinin yüz on ikisinden imza aldın mı sen?”
“Ben tıp profesörüyüm Reşat Bey, askeriye eri değilim. Bordo orada kalacak.”
İhtar ve Bordo Havlular
Pazartesi yönetim olağanüstü toplandı. Masada yönetim planı açıktı: dış cephe elemanları beyaz ve Datça mavisi dışında boyanamazdı. Reşat Bey masaya belediyeden alınmış renk kartelasını koydu ve RAL 9010’u gösterdi.
“Bu sitede tek bir renk vardır komşular: saf beyaz! Teoman Bey’in sürdüğü bordo korsan bayrağıdır! Buna göz yumarsak yarın bütün site anarşiye teslim olur!”
Yönetim oy birliğiyle notere gitti, yedi gün süreli bir ihtarname çekildi. Teoman Bey zarfı okumadan buruşturup bahçedeki çöp kovasına attı. Üstüne ikinci katın balkonuna iki bordo havlu ve bordo bir hamak astı, şezlongunu bile bordo bir minderle kapladı.
Sitenin WhatsApp grubu çıldırdı, yüzlerce fotoğraf paylaşıldı.
“Evimizin değeri düşüyor!”
“Sitemiz vişneli dondurma külahına döndü!”
“Yarın öbürü sarıya boyarsa ne olacak?”
B Blok’tan birkaç genç ise Teoman Hoca’yı savundu.
“Bordo fena durmamış aslında, marjinal olmuş!”
Bu mesajdan sonra gruptan üç kişi çıktı, ikisi geri eklendi, biri eklenmeyi reddetti.
Reşat Bey taviz vermedi. Süre doldu, demirler beyazlamadı.
Mahkeme
Ekimde dava açıldı. Duruşmada Teoman Hoca kendi savunmasını kendisi yaptı.
“Sayın hâkim, ben kırk yıl açık kalp ameliyatı yaptım. Anatomide en önemli şey işlevselliktir. Beyaz boya kireç gibi dökülüyor, pas akıtıyordu. Bordo demiri koruyor. Estetik bahanesiyle bilime karşı çıkıyorlar.”
Yönetimin avukatı tek cümleyle karşılık verdi.
“Sayın mahkeme, balkonlar mimari projede dış cephenin parçasıdır. Balkon demiri dış cephedir, dış cephe de hepimizindir.”
Teoman Hoca itiraz etti.
“Demir benim, balkon benim!”
“Manzarası da sizin olsun hocam, rengi ortak.”
Hâkim mimari projeye baktı ve kısa kesti: korkuluklar otuz gün içinde, masrafı davalıya ait olmak üzere beyaza döndürülecekti.
Hortum Barikatı
Otuz gün bitti, demirler yine bordoydu. Kasım ortasında bir sabah sitenin kapısına icra dairesinin aracı yanaştı. İcra müdürü, iki polis memuru ve ellerinde kutu kutu beyaz boya, fırça ve tiner taşıyan tulumlu üç boyacı bahçeye girdi. Bütün site pencerelerdeydi. Reşat Bey zafer kazanmış bir komutan edasıyla arkalarından yürüyordu.
Teoman Hoca teslim olmadı. Birinci katın balkonuna çıkıp kapıyı arkadan kilitledi ve elinde bahçe hortumuyla parmaklıkların arkasına barikat kurdu.
“Yaklaşmayın! Kimse benim balkonuma fırça süremez! Burası özel mülktür!”
İcra müdürü bahçeden megafonla seslendi.
“Sayın Teoman Bey, mahkeme ilamını uyguluyoruz. Lütfen zorluk çıkarmayın, görevli memura mukavemet suçtur!”
Komşular begonvilli çitlerin arkasından telefonla canlı yayın yapıyordu. Alt kattaki emekli hâkime hanım bahçe kapısından seslendi.
“Teoman Bey, direnme! Kanuna karşı gelinmez!”
Teoman Bey dinlemedi, vanayı sonuna kadar açtı. Buz gibi kuyu suyu boyacıların üzerine boşaldı; beyaz tulumlar çamur oldu, boya kutuları devrildi, çimlere beyaz lekeler aktı. Bahçıvanın demir merdiveni balkona dayandı, iki polis memuru çevik bir hareketle tırmandı ve hortumu aldı.
“Hocam yapmayın Allah aşkına, koskoca profesörsünüz!”
Teoman Bey salona çekildi. Balkon kapısını çilingir değil, eşi açtı.
Fatura
Öğleye doğru boyacılar korkuluklara çelik zımparayı vurdu. Vişne çürüğü epoksi katman katman kazındı, üstüne çift kat beyaz antipas çekildi. İkindiye kadar A Blok eski kireç beyazına kavuştu. Bu inadın faturası ağır oldu: boya, işçilik, harç, tebligat ve vekâlet ücretiyle otuz sekiz bin lira, doğrudan Teoman Hoca’nın emekli maaşına haciz olarak işlendi.
Teoman Hoca makbuzu bir ameliyat raporu okur gibi baştan sona okudu, sonra imzaladı. Yönetim ertesi gün bütün siteye tek tip renk zorunluluğunu hatırlatan bir yazı gönderdi. Sosyal tesisin duvarına da A Blok’un bembeyaz fotoğrafı çerçevelenip asıldı; altına pirinç harflerle “Maviye ve beyaza uzanan eller kırılır” yazıldı.
Reşat Bey akşam teftişinde ellerini arkasına bağlayıp balkonun önünden geçti.
“Elinize sağlık Teoman Bey, beyaz çok yakıştı!”
Teoman Hoca panjurlarını büyük bir gürültüyle kapattı.
Ertesi sabah saat sekizde Reşat Bey yine aynı yerden geçti ve yine adımları asfalta çakıldı. Bembeyaz korkulukların üstünde iki bordo havlu, bir bordo hamak ve bordo minderli bir şezlong vardı. Teoman Bey bornozuyla balkondaydı.
“Günaydın Paşam. Havlu ortak yer değil, araştırdım. Beşte dörde de gerek yok.”



