Akçay Zeytin Dalı Sitesinde Bayram Sabahı Bahçede Koç Kesimi ve Vegan Direnişi
Zeytin ağacına bağlanan koçla bayram sabahı kavurma hazırlığı yapan emekli kasap, üst kattaki yoga grubunun tencere eylemi ve Çevre Kanunu cezası.
balkonda-kurban-kesen-sakin-ve-sitenin-vegan-sakinleri-krizi
I. Şafak Vakti Çakra Açılışı: Sabah 07.15
Haziran ayının sıcak bir bayram sabahıydı.
Saat tam 07.15’i gösteriyordu.
Balıkesir Edremit Akçay sahilindeki seksen villalık Zeytin Dalı Sitesi bayram namazı serinliğiyle uyandı.
Edremit Körfezi’nden esen hafif imbat rüzgârı zeytin yapraklarını gümüş gibi parlatıyordu.
Kaz Dağları’ndan vadiye süzülen bol oksijenli hava bahçelere doluyordu.
Sitede iki farklı yaşam kültürü yan yana duruyordu.
Bir yanda kırk yıllık emekli yerli yazlıkçılar vardı.
Diğer yanda ise İstanbul’dan kaçıp gelen genç şehirliler yaşıyordu.
B Blok 6 numaranın çatı terasında derin bir sessizlik hakimdi.
Dairede İstanbul Cihangir’den tatile gelen vegan pilates eğitmeni Defne Berilsu kalıyordu.
Defne Hanım ve üç arkadaşı terasta renkli yoga matlarını sermişti.
Güneşe selam hareketiyle sabah meditasyonuna başlamışlardı.
Ellerinde kereviz sapı, zencefil ve yeşil elma suyu dolu cam mataralar vardı.
Tütsülerin lavanta kokusu Kaz Dağları çamlarına karışıyordu.
Defne Hanım gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı:
— “Evrenin tüm masum canlılarıyla tam bir frekans uyumu içindeyiz.”
Tam o anda alt bahçeden tüyler ürpertici bir ses yükseldi:
— “Meeeeeeeeeeeee!”
Ses o kadar tiz ve yakındı ki terastaki bambu rüzgâr çanları bile sustu.
Defne Hanım gözlerini dehşetle açtı.
Meditasyon matından yay gibi fırladı.
Teras mermerinin kenarına koşup aşağıya baktı.
Gözlerine inanamadı.
Göz bebekleri korkuyla büyüdü.
Aşağıdaki ortak bahçede asırlık koca bir zeytin ağacı vardı.
Ağacın kalın gövdesine iki yaşında, kıvırcık yünlü, dev boynuzlu beyaz bir koç kalın kınnap iple bağlanmıştı.
Koç toprağı toynaklarıyla kazıyor, tedirginlikle etrafa bakıyordu.
II. Masat Sesi ve Naylon Branda Nizamı
Bahçede olağanüstü bir bayram humması yaşanıyordu.
Zemin kat sakinlerinden emekli kasap Hacı Memduh Bey sahadaydı.
Memduh Bey yetmiş yaşında, pos bıyıklı, pala yapılı eski bir Edremit çarşı esnafıydı.
Üzerinde kolsuz beyaz bir atlet ve kan tutmaz kalın muşamba bir kasap önlüğü vardı.
Yanında da damadı Serdar duruyordu.
Serdar kamyonetin arkasından iki büyük çuval mangal kömürü indiriyordu.
Ayrıca devasa döküm sac tavalar, soğan çuvalları ve kaya tuzu paketleri bahçe masasına yığılmıştı.
Zeytin ağacının altına geniş mavi bir sera naylonu serilmişti.
Ağacın en kalın dalına ise çelikten yapılma paslanmaz bir kasap kancası asılmıştı.
Memduh Bey deri kılıfından kırk santimlik kavisli Sürmene bıçağını çıkardı.
Sol eline de oluklu çelik masatını aldı.
Bıçağı masata hızlı ve ritmik darbelerle sürtmeye başladı:
Şııık! Şııık! Şııık! Şaaak!
Metalik bileyleme sesi sabah sessizliğinde yankılandı.
Defne Hanım’ın lavanta tütsüsü bıçak sesine çarptı.
Memduh Bey damadına gür ve heyecanlı bir sesle seslendi:
— “Serdar, leğenleri naylonun üstüne koy!”
— “Kuyruk yağını hemen ayıracağız!”
— “Önce sıcağı sıcağına sac kavurma yapacağız!”
— “Bütün siteye mis gibi koku yayılacak!”
Defne Hanım teras korkuluğuna iki eliyle yapıştı.
Avazı çıktığı kadar feryat etti:
— “Durun! Ne yapıyorsunuz siz orada?”
— “O masum canı ağaca neden bağladınız?”
Memduh Bey başını yukarı kaldırdı.
Güneşten gözlerini kısıp neşeyle gülümsedi:
— “Hayırlı bayramlar kızım!”
— “Kurbanımızı keseceğiz inşallah!”
— “Birazdan birinci hissenin kavurmasını yukarı yollarım!”
Defne Hanım dehşet içinde bağırdı:
— “Cinayetin hissesi olmaz!”
— “Burası ortak bahçe, mezbaha değil!”
III. Tencere Tava Eylemi: Kaz Dağları İhtilali
Defne Hanım içeriye koştu.
Mutfağın tüm dolap kapaklarını hızla açtı.
İki adet çelik karnıyarık tenceresi ve büyük bir tahta kepçe kaptı.
Yoga grubundaki arkadaşları da cezveleri ve tavaları kaptı.
Terasın mermer korkuluğuna sıra halinde dizildiler.
Tencerelerin arkasına kepçelerle sertçe vurmaya başladılar:
GÜÜÜÜM! ÇAAANG! DAAANG!
Akçay sahilindeki tüm martılar ve kumrular panikle havalandı.
Defne Hanım megafon gibi ellerini ağzına siper etti:
— “Yaşamak haktır, cana kıyılamaz!”
— “Zeytin Dalı Sitesi’nde katliama hayır!”
— “Bütün canlılar kardeştir!”
Memduh Bey masatı beline taktı.
Kollarını havaya kaldırıp hayretle bağırdı:
— “Kızım aklınızı mı kaçırdınız siz?”
— “Bin yıldır atalarımız kurban keser bu topraklarda!”
— “Dini vecibemizi yerine getiriyoruz!”
— “Sabah sabah gürültü yapıp hayvanı ürkütmeyin!”
Defne Hanım cep telefonunu çıkardı.
Balkondan aşağıya doğru anında canlı yayın başlattı:
— “Arkadaşlar şu an Akçay’da ortak bahçemizde vahşet hazırlığı var!”
— “Belediyeyi arayın, polisi arayın!”
— “Koçu zeytin ağacına astılar!”
Damat Serdar bu sırada koca mangalı kartonla yellemeye başlamıştı.
Siyah kömür dumanı buram buram gökyüzüne kıvrıldı.
Körfezin sabah lodosu dumanı doğrudan Defne Hanım’ın terasına üfledi.
Yoga matları ve beyaz keten elbiseler zift gibi is kokusuyla doldu.
Teras adeta bir lokomotif bacasına döndü.
Defne Hanım öksürük krizine girdi:
— “Öksürükten boğuluyoruz!”
— “Bizi gaz odasına çevirdiler!”
Site WhatsApp grubu ise tam bir kaos içindeydi.
Telefonlar ardı ardına titriyordu.
Bildirim sesleri susmak bilmiyordu.
Bir yanda çiçekli bayram kutlamaları ve dua mesajları yağıyordu.
Diğer yanda Defne Hanım’ın çektiği duman fotoğrafları paylaşılıyordu.
Yazlıkçılardan biri ‘Bahçede kavurma kokusu harika’ diye yazdı.
Bir başka sakin ‘Duman evimin içine doldu, pencereleri açamıyoruz’ diye yakındı.
Genç bir mühendis ‘Drone kaldırıp kayıt alıyorum’ mesajı attı.
Grup yöneticisi mesaj yağmurunu durdurabilmek için yazışmayı geçici olarak kapattı.
Fakat bu hamle sitedeki tansiyonu düşürmeye yetmedi.
IV. Hukuk Muharebesi: 5199 ve Kurban Tebliği
Gürültü üzerine Site Yönetim Kurulu Başkanı emekli Ziraat Mühendisi Adnan Bey koşarak geldi.
Adnan Bey çizgili pijama üstüne lacivert ceketini geçirmişti.
Araya girmeye çalıştı:
— “Komşular bayram sabahı yapmayın!”
— “Hacı Memduh Ağabey, burada ortak bahçede kesim olmaz!”
Defne Hanım terastan kanun maddeleri yağdırdı:
— “Adnan Bey dinleyin kanunları!”
— “Kurban Hizmetlerinin Uygulanmasına Dair Resmi Tebliğ çok açıktır!”
— “Parklarda, bahçelerde, sokaklarda ve bina önlerinde kesim kesinlikle yasaktır!”
— “Çevre Kanununa göre yetkisiz yerde kesim yapmanın cezası sekiz bin altı yüz seksen yedi liradır!”
— “Kurban atıklarını çevreye bırakmanın cezası yirmi bin lirayı aşar!”
— “Ayrıca 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanununa göre bu açıkça hayvana eziyettir!”
— “Kat Mülkiyeti Kanunu Madde 18 ortak alanda hijyen ve huzuru emreder!”
— “Burada kan akıtamazsınız!”
— “Çocuklar havuzda yüzerken bahçede deri yüzemezsiniz!”
Memduh Bey cebinden yeşil ciltli bir dua kitabı çıkardı:
— “Ben kırk yıllık usta kasabım kızım!”
— “Hayvana tek bir eziyet çektirmem!”
— “İki dakikada tekbirle canını alır, derisini yüzerim!”
— “Belediyenin mezbaha sırası yedi saat sürüyor!”
— “Ben bu yaşta o kuyrukta bu sıcakta bekleyemem!”
— “Bahçeme çukurumu kazdım, kirecimi hazırladım!”
— “Gelenek görenek bilmez misiniz siz?”
V. Zabıta ve Çevre Polisi Sahada: Resmi Baskın
Tartışma alevlenirken sitenin nizamiyesinden resmi tepe lambalı araçlar girdi.
Defne Hanım’ın sosyal medya yayını ve 112 Acil Çağrı ihbarı anında sonuç vermişti.
Edremit Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekibi ve Çevre Koruma Polisi bahçeye adım attı.
Zabıta Komiseri elindeki resmi ceza koçanıyla Memduh Bey’in yanına yürüdü.
Naylon serili zeytin ağacına, asılı kancaya ve koça baktı:
— “Hacı Amca dur!”
— “O bıçağı yere bırak!”
Memduh Bey şaşkınlıkla polislere baktı:
— “Komiserim, kurban bu yahu!”
— “Kendi bahçemizde ibadet ediyoruz!”
Komiser başını iki yana salladı:
— “Kurban ibadettir ama yeri burası değil Hacı Amca.”
— “Valilik ve Bakanlık genelgesi çok kesin.”
— “Bina bahçelerinde, balkonlarda kesim yapmak kesinlikle yasaktır.”
— “Çevre Kanunu Madde 8 ve Kurban Tebliği gereğince tutanak tanzim edeceğiz.”
— “Yasak yerde kesim teşebbüsünden sekiz bin altı yüz seksen yedi TL idari para cezası kesiyoruz.”
— “Ayrıca hayvanı derhal belediyenin ruhsatlı kesim merkezine nakletmek zorundasınız.”
— “Aksi halde zabıta kamyonetine yükleyip biz götürürüz.”
Çevre koruma polisleri bahçe etrafında teftiş turu attı.
Toprağın kazılan kısmını ve kireç çuvallarını fotoğrafladılar.
Olay yeri tutanağına komşuların şikâyet beyanları tek tek yazıldı.
Memduh Bey’in damadı Serdar mangal maşasını elinden düşürdü.
Ellerini havaya kaldırıp çaresizce boyun büktü.
Memduh Bey alnındaki teri havluyla sildi:
— “Yahu sekiz bin lira ceza nedir evladım?”
— “Neredeyse koçun kendi parası kadar ceza kestiniz!”
Defne Hanım terastan zafer çığlığı attı:
— “Yaşasın anayasal nizam!”
— “Koç kurtuldu!”
VI. Barış Masası: Mezbaha Seferi ve Zeytinyağlı İncir
Zabıta ekipleri tutanağı tanzim etti.
Koç kamyonetin kasasına yeniden bindirildi.
Edremit Belediyesi’nin Akçay yolu üzerindeki modern entegre kesimhanesine doğru yola çıkarıldı.
Ortak bahçedeki mavi branda hemen toplandı.
Ağaçtaki çelik kanca söküldü.
Toprak tazyikli artezyen hortumuyla baştan aşağı yıkandı.
Saat 14.30’da kriz tamamen yatıştı.
Memduh Bey mezbahadan döndü.
Kurbanı kurallara uygun olarak tesislerde kestirmiş, etleri hijyenik poşetlerde paketletmişti.
Bahçedeki ahşap kamelyaya oturdu.
Defne Hanım terastan aşağıya indi.
Ayağında keten terlikleri, elinde cam bir meyve tabağı vardı.
Tabağın içinde Kaz Dağları’nın bal damlayan taze incirleri ve cevizli vegan kurabiyeler duruyordu.
Memduh Bey’in masasına saygıyla yaklaştı:
— “Memduh Amca, bayramınız kutlu olsun.”
— “Biz sizin ibadetinize asla karşı değiliz.”
— “Biz sadece ortak alandaki vahşete ve hijyensizliğe karşı çıktık.”
— “Size bahçemizden taze incir ikram etmek istedim.”
Memduh Bey gülümsedi.
Pos bıyıklarını sıvazladı:
— “Sağ ol kızım, senin de bayramın mübarek olsun.”
— “Biz eski usule alıştık, yeni nesil kurallara ayak uyduramadık.”
— “Zabıta komiseri haklıydı.”
— “Mezbahada her şey tertemiz ve zahmetsiz halloldu.”
— “Sen et yemezsin bilirim, ama annenlere kavurma göndereyim mi?”
Defne Hanım tebessüm etti:
— “Annemler kavurmaya bayılır Memduh Amca, hayrınızı Allah kabul etsin.”
Zeytin ağacının dalları poyraz rüzgârında fısıldarken Zeytin Dalı Sitesi’nde bayram sükuneti sağlandı.
Koçun meleyişi kesilmiş, geriye sadece Ege poyrazının ve zeytin yapraklarının huzurlu hışırtısı kalmıştı.