Şafak Vakti Çakra Açılışı

Haziranın sıcak bir bayram sabahı, saat 07.15. Akçay sahilindeki seksen villalık site bayram namazı serinliğiyle uyandı. Körfezden esen imbat zeytin yapraklarını gümüş gibi parlatıyor, Kaz Dağları’ndan bol oksijenli hava bahçelere iniyordu. Sitede iki kültür yan yana yaşıyordu: bir yanda kırk yıllık emekli yazlıkçılar, öbür yanda İstanbul’dan kaçıp gelen genç şehirliler.

B Blok 6 numaranın çatı terasında Cihangir’den gelen vegan pilates eğitmeni Defne Berilsu ve üç arkadaşı renkli yoga matlarını sermiş, güneşe selamla meditasyona başlamışlardı. Ellerinde kereviz, zencefil ve yeşil elma suyu dolu cam mataralar vardı, lavanta tütsüsü çamlara karışıyordu. Defne Hanım gözlerini kapattı:

“Evrenin tüm masum canlılarıyla tam bir frekans uyumu içindeyiz.”

Alt bahçeden tüyler ürpertici bir ses yükseldi:

“Meeeeeeeeee!”

Bambu rüzgâr çanları bile sustu. Defne Hanım matından yay gibi fırlayıp korkuluğa koştu. Aşağıdaki ortak bahçede asırlık bir zeytin ağacının gövdesine kıvırcık yünlü, dev boynuzlu beyaz bir koç kalın kınnapla bağlanmıştı. Koç toynaklarıyla toprağı kazıyor, etrafa tedirgin bakıyordu.

Masat Sesi ve Mavi Naylon

Bahçede tam bir bayram humması vardı. Zemin kat sakinlerinden emekli kasap Hacı Memduh Bey sahadaydı: yetmiş yaşında, pos bıyıklı, pala yapılı eski bir Edremit çarşı esnafı. Üzerinde kolsuz beyaz atlet ve kalın muşamba bir kasap önlüğü vardı. Damadı Serdar kamyonetten iki çuval mangal kömürü indiriyor, bahçe masasına döküm sac tavalar, soğan çuvalları ve kaya tuzu yığılıyordu. Ağacın altına geniş mavi bir sera naylonu serilmiş, en kalın dala paslanmaz bir kasap kancası asılmıştı.

Memduh Bey kılıfından kırk santimlik kavisli Sürmene bıçağını çıkardı, sol eline masatı aldı ve bilemeye başladı. Metalik ses sabah sessizliğinde yankılandı; lavanta tütsüsü bıçak sesine çarptı.

“Serdar, leğenleri naylonun üstüne koy! Kuyruk yağını hemen ayıracağız. Önce sıcağı sıcağına sac kavurma! Bütün siteye mis gibi koku yayılacak!”

Defne Hanım korkuluğa iki eliyle yapıştı:

“Durun! O masum canı ağaca neden bağladınız?”

Memduh Bey güneşten gözlerini kısıp neşeyle gülümsedi:

“Hayırlı bayramlar kızım! Birazdan birinci hissenin kavurmasını yukarı yollarım!”

“Cinayetin hissesi olmaz! Burası ortak bahçe, mezbaha değil!”

Tencere Tava Eylemi

Defne Hanım içeri koştu, iki çelik karnıyarık tenceresi ve büyük bir tahta kepçe kaptı. Arkadaşları cezveleri ve tavaları aldı. Terasın mermer korkuluğuna sıra halinde dizilip tencerelere vurmaya başladılar. Akçay sahilindeki bütün martılar ve kumrular panikle havalandı.

“Yaşamak haktır, cana kıyılamaz! Bu sitede katliama hayır!”

Memduh Bey masatı beline taktı:

“Kızım, aklınızı mı kaçırdınız? Bin yıldır bu topraklarda kurban kesilir! Sabah sabah gürültü yapıp hayvanı ürkütmeyin!”

Defne Hanım telefonu çıkarıp balkondan canlı yayın açtı:

“Arkadaşlar, şu an Akçay’da ortak bahçemizde vahşet hazırlığı var! Belediyeyi arayın, polisi arayın! Koçu zeytin ağacına bağlamışlar!”

Aşağıdan Memduh Bey’in sesi yayına girdi: “Bağlamasak kaçar kızım! Sen hiç bağlanmamış koç gördün mü?” Yayını izleyen iki yüz kişiden yarısı kalp, yarısı kızgın surat attı.

Damat Serdar bu sırada mangalı kartonla yellemeye başlamıştı. Siyah kömür dumanı buram buram yükseldi ve körfezin sabah rüzgârı onu doğrudan Defne Hanım’ın terasına üfledi. Yoga matları ve beyaz keten elbiseler is kokusuna battı.

“Öksürükten boğuluyoruz! Bizi gaz odasına çevirdiler!”

Site WhatsApp grubu çoktan karışmıştı. Bir yanda çiçekli bayram kutlamaları ve dua mesajları yağıyor, öbür yanda Defne Hanım’ın duman fotoğrafları paylaşılıyordu. Biri “Bahçede kavurma kokusu harika” diye yazdı, bir başkası “Duman evime doldu, pencereyi açamıyorum” diye yakındı. Genç bir mühendis “Drone kaldırıp kayıt alıyorum” mesajı attı. Grup yöneticisi yazışmayı geçici olarak kapattı; bu, bahçedeki tansiyonu düşürmedi, sadece kavgayı balkonlara geri taşıdı.

Kanun ve Kancalar

Yönetim kurulu başkanı emekli ziraat mühendisi Adnan Bey çizgili pijamasının üstüne lacivert ceketini geçirip koşarak geldi.

“Komşular, bayram sabahı yapmayın! Hacı Memduh Ağabey, ortak bahçede kesim olmaz!”

Defne Hanım terastan madde yağdırdı:

“Adnan Bey, Kurban Tebliği çok açık! Parklarda, bahçelerde, bina önlerinde kesim yasak! Çocuklar havuzda yüzerken bahçede deri yüzemezsiniz!”

Memduh Bey cebinden yeşil ciltli bir dua kitabı çıkardı:

“Ben kırk yıllık usta kasabım kızım! Hayvana tek eziyet çektirmem, iki dakikada tekbirle işini bitiririm. Belediyenin kesim yerinde sıra yedi saat! Bu yaşta, bu sıcakta o kuyrukta bekleyemem. Bahçeye çukurumu kazdım, kirecimi hazırladım!”

Adnan Bey bir terasa, bir bahçeye baktı. Kırk yıl ziraat mühendisliği yapmış, bir kere bile zeytin ağacına koç bağlanır mı diye düşünmemişti. Yönetim planında da bu konuda madde yoktu; yönetim planını yazanlar da düşünmemişti.

“Ağabey, en azından naylonu toplasak…”

“Naylonu toplarsam kan nereye akacak Adnan?”

Adnan Bey cevap bulamadı, ceketinin düğmesini ilikledi.

Zabıta Sahada

Tartışma alevlenirken nizamiyeden tepe lambalı araçlar girdi. Defne Hanım’ın canlı yayını ve ihbarı sonuç vermişti. Zabıta ekibiyle çevre polisi bahçeye yürüdü. Komiser naylona, kancaya ve koça baktı.

“Hacı Amca dur! O bıçağı yere bırak.”

“Komiserim, kurban bu yahu! Kendi bahçemizde ibadet ediyoruz!”

“Kurban ibadettir ama yeri burası değil. Bina bahçesinde kesim yasak. Tutanak tutacağız, idari para cezası kesiyoruz: sekiz bin altı yüz seksen yedi lira. Hayvanı da ruhsatlı kesim yerine götüreceksiniz, yoksa biz götürürüz.”

Polisler kazılmış çukuru ve kireç çuvallarını fotoğrafladı, komşuların beyanları tek tek tutanağa geçti. Damat Serdar mangal maşasını elinden düşürdü. Memduh Bey alnını havluyla sildi:

“Sekiz bin lira ceza nedir evladım? Neredeyse koçun kendi parası kadar!”

Defne Hanım terastan zafer çığlığı attı:

“Koç kurtuldu!”

Koç kurtulmamıştı. Sadece randevusu Akçay yolundaki kesimhaneye kaydırılmıştı.

Barış Masası

Koç kamyonetin kasasına yeniden bindirildi ve kesimhanenin yolunu tuttu. Mavi branda toplandı, kanca söküldü, toprak hortumla baştan aşağı yıkandı. Öğleden sonra Memduh Bey döndü: kurbanı kurallara uygun kestirmiş, etleri poşetlere paketletmişti. Bahçedeki ahşap kamelyaya oturdu.

Defne Hanım keten terlikleriyle aşağı indi. Elindeki cam tabakta Kaz Dağları’nın bal damlayan incirleri ve cevizli vegan kurabiyeler vardı.

“Memduh Amca, bayramınız kutlu olsun. Biz sizin ibadetinize karşı değiliz, sadece ortak bahçeye karşıydık. Size incir getirdim.”

Memduh Bey pos bıyıklarını sıvazladı:

“Sağ ol kızım, senin de bayramın mübarek olsun. Biz eski usule alıştık, yeni kurallara ayak uyduramadık. Komiser haklıymış; kesimhanede her şey tertemiz, zahmetsiz halloldu. Sen et yemezsin bilirim. Annenlere kavurma göndereyim mi?”

“Annemler kavurmaya bayılır Memduh Amca.”

“Tamam. Birinci hisseden.”

“Cinayetin hissesi olmaz demiştim ama…”

“Dedin kızım. Annenler demedi.”