Gece 04.30: Sarı Damlalar
Ekimin ilk pazar sabahı, saat 04.30. Yalova Çınarcık’ta, Teşvikiye sahilindeki 180 dairelik yazlık site lodosla sarsılıyordu. Dalgalar istinat duvarını dövüyor, rüzgâr panjurları sökecek gibi uğulduyordu.
F Blok dördüncü kat 16 numarada emekli defterdarlık denetmeni Şinasi Bey karanlıkta ritmik bir damlama sesiyle uyandı. Lambayı yaktı. Yatak odasının tavanından sarı, paslı bir su damlıyordu; damlalar doğrudan kütüphanedeki deri ciltli ansiklopedilerin üstüne düşüyordu.
“Melahat kalk! Çatı yine akıyor!”
Melahat Hanım mutfaktan plastik yoğurt kovasını kaptı, damlanın altına yerleştirdi. Tavan alçısı kabarmış, koca bir su balonu oluşmuştu; halılar göle dönmüştü. Üst kattan ve yan dairelerden de benzer feryatlar yükseliyor, telefonlar ardı ardına çalıyordu. Şinasi Bey yumruklarını sıktı.
“Daha iki ay önce çatıya 850 bin lira ödedik! Daire başı 25 bin lira avans verdim ben! Bunun hesabını sormazsam bana da Şinasi demesinler!”
Üç Teklif Masalı
Mesele haziran ayındaki olağanüstü kurulda başlamıştı. On iki bloğun kiremit çatıları kırk yıllıktı; kiremitler kırık, baca dipleri su alıyor, mertekler çürümüştü. Yönetim Kurulu Başkanı Fehmi Bey elinde kalın mavi bir dosyayla kürsüye çıkmıştı.
“Muhterem komşularım, kış kapıda! Çatılarımız komple aktarılmalı. Üç ayrı firmadan teklif topladım.”
“A Firması 1 milyon 400 bin istedi. B Firması 1 milyon 200 bin.”
“Fakat ben sizin için gece gündüz pazarlık yaptım. Bir izolasyon firmasını 850 bine ikna ettim!”
“Daire başı sadece 25 bin lira ek avans düşüyor. İskele kurulacak, su yalıtımı yapılacak, on yıl garanti verilecek!”
Salonda alkış kopmuş, Fehmi Bey tasarruf kahramanı ilan edilmişti. Yazlıkçılar emekli ikramiyelerinden kısıp paraları yatırdı; kimse teklif dosyasını açıp bakmayı düşünmedi, çünkü dosya maviydi ve kalındı. Temmuzda siteye kasasında üç genç usta olan eski bir beyaz kamyonet girdi. Ustalar sabah dokuzda gelir, öğlen denize girer, ikindi çayından sonra çekiç sallardı. Çatılarda üç hafta çekiç sesi yankılandı, iş güya bitti ve Fehmi Bey 850 bin lirayı firmanın hesabına tek kalemde aktardı.
İlk lodosta bütün blokların son katları göle döndü.
Vergi Levhasındaki Sır
Şinasi Bey fırtınanın dinmesini beklemedi. Pazartesi sabahı vergi dairesindeki eski mesai arkadaşlarını aradı ve panoya asılan faturadaki vergi numarasını sorgulattı.
Ekrana gelen sicil kaydı kanını beynine sıçrattı. Faturanın başlığında parlak bir izolasyon şirketi adı yazıyordu. Şirket dört ay önce kurulmuştu, sermayesi 10 bin liraydı ve tek ortağı, kurucusu ve müdürü tanıdık bir isimdi: Şükrü. Fehmi Bey’in eşi Nuran Hanım’ın küçük erkek kardeşi. Yani yöneticinin öz be öz kayınbiraderi.
Faturadaki adrese gitti; Çınarcık sanayisinde şirket değil, kapanmış bir lastikçi buldu. Sonra öbür iki teklifin kaşelerindeki adreslere baktı. O adreslerde öyle firmalar yoktu.
Şartnameyi tanıdığı bir inşaat mühendisine gösterdi. Mühendis dosyayı inceleyip güldü.
“Şinasi Bey, bu işin piyasa tavanı 410 bin liradır.”
“Peki 850?”
“850, iyimser bir yöneticinin hayal gücüdür. Üstelik çatıya membran değil, en ucuz ziftli karton sermişler. İlk güneşte çatlar, ilk yağmurda su geçirir.”
Banka dekontlarının izini de sürdü. Ortak hesaptan çıkan 850 bin lira ertesi gün çekilmiş, 250 bini Fehmi Bey’in kızının hesabına geçmişti. Denetçi Vedat Bey’in de evrakları okumadan “Uygundur” diye imzaladığı ortaya çıktı. Bir hafta önce kapısına köyden beş teneke zeytinyağı bırakılmıştı. Vedat Bey zeytinyağının nereden geldiğini de okumadan imzalamıştı.
Çay Bahçesinde Baskın
Pazar sabahı on birde sitenin çay bahçesi ana baba gününe döndü. Hava soğuktu ama tansiyon tavandaydı. Yüz elli kat maliki sandalyeleri doldurmuştu. Dördüncü kat sakinleri tavandan damlayan suyun kovalarını da getirmiş, paslı, köpüklü yoğurt kovalarını divan masasının önüne dizmişti. Emekli hemşire Zehra Hanım dekontunu masaya çarptı.
“Alın işte, 25 bin ödedim! Mutfak tavanım kafama çöktü!”
Fehmi Bey lacivert takım elbisesiyle mikrofona hafifçe vurdu.
“Değerli komşularım, lodos çok şiddetliydi. Çatıda ufak tefek terlemeler, kılcal sızıntılar olmuş. Müteahhit firma yarın gelip garanti kapsamında bakacak. Lütfen paniğe kapılmayalım.”
Fehmi Bey’in sözü bitmemişti ki Şinasi Bey arka sıradan elinde kırmızı bir klasörle kalktı, ağır adımlarla masaya yürüdü.
“Hangi müteahhit bakacak Fehmi Bey? Kayınbiraderin Şükrü mü?”
Çay bahçesinde ölümcül bir sessizlik oldu. Dallardaki serçeler bile sustu. Ön sırada oturan Nuran Hanım çantasını kucağına çekti ve birden denizi seyretmeye başladı. Fehmi Bey’in yüzü kireç kesildi.
“Ne alakası var Şinasi Bey? Ne kayınbiraderi? Genel kurulu provoke etmeyin!”
Şinasi Bey klasörü açıp sicil gazetesini Fehmi Bey’in önüne koydu.
“İşte burada yazıyor. Şirketin tek sahibi kayınbiraderin. İhaleden dört ay önce kurulmuş. Öbür iki teklifin adresinde firma yok. 410 bin liralık çatıya 850 bin fatura kesilmiş.”
“Aradaki 440 bin nerede Fehmi Bey?”
Kova ve Yoğurt
Çay bahçesi bir anda cehenneme döndü. Emekli astsubay Ahmet Bey önündeki kovayı kaptı ve tavandan biriken sarı suyu divan masasına savurdu. Fehmi Bey’in takım elbisesi baştan aşağı ıslandı; karar defteri, mikrofon ve faturalar çamura bulandı. Beyaz monoblok sandalyeler havada uçuştu.
“Yuh olsun sana be adam!”
“Biz emekli maaşımızdan kısıp verdik o parayı!”
“Torunların rızkını kayınbiraderine mi peşkeş çektin?”
Fehmi Bey’in yardımcısı araya girmeye çalıştı, Selim Bey yakasına yapıştı. Şinasi Bey devrilen mikrofonu yerden aldı.
“Sakin olun komşular! Fiziki müdahale yok, avukat var. Bu parayı kuruşu kuruşuna geri alacağız!”
Fehmi Bey iki yardımcısının arkasına saklanarak arabasına kaçtı. Arkasından fırlatılan plastik çay tabakları camına çarptı, araba toz duman içinde siteden uzaklaştı.
Sonrası avukatların ve bilirkişilerin işi oldu, uzun sürdü. Şükrü bir ara herkese “Ben sadece kamyoneti sürdüm” demeye başladı; kimse kamyoneti sormamıştı. Fehmi Bey yönetimden çekildi, Nuran Hanım bir süre çay bahçesine inmedi, Şükrü’nün beyaz kamyoneti bir daha siteye girmedi. Olağanüstü kurul yeni yönetim seçti ve çatılar bu kez gerçekten aktarıldı. Eski faturalar ibret olsun diye ilan panosuna asıldı.
Ertesi haziran yeni yönetici kürsüye çıktı, dış cephe boyası için üç teklif topladığını söyledi. Daha birinci rakamı okumadan Şinasi Bey parmak kaldırdı.
“Rakamı sonra okuyun. Önce firmaların sahiplerini okuyun.”
Yeni yönetici dosyayı karıştırdı, okudu. Salon bir isim bekledi; hiçbiri tanıdık çıkmadı. Teklifler oylandı, boya işi verildi.
O gece yağmur yağmadı. Melahat Hanım yine de yoğurt kovasını yatak odasının köşesinden kaldırmadı.
“Neden kaldırmıyorsun?” dedi Şinasi Bey.
“Boyacının kayınbiraderi kim, onu daha sormadın.”



