Ayvalık Cunda Pateriça Sahilinde Denizde Karpuz Soğutma Ritüeli ve Açığa Sürüklenen Meyve Operasyonu
Dalgakıran taşlarına iple bağlanan 14 kiloluk Diyarbakır karpuzunun poyrazla açığa kaçması üzerine palet ve deniz gözlüğüyle suya atlayan 3 aile babasının kurtarma filosu.
I. Midyeli Kayalarda Sallanan Yeşil Dev: Saat 13.15 Cunda Dalgakıranı
Ağustos ayının en kavurucu sıcağıydı. Saat tam 13.15’ti. Ayvalık Cunda Adası’nın Pateriça koyunda güneş kumsalı bir büyüteç gibi yakıyordu. Havadaki yoğun iyot kokusu zeytinliklerden gelen çam reçinesiyle karışıyordu. Ağaçlardaki ağustos böcekleri kulakları tırmalıyordu. Şezlonglarda baygın bir öğle rehaveti vardı. Koyu mavi deniz hafifçe çalkalanıyordu.
Sabah saat dokuzda Cunda pazarından dev bir karpuz alınmıştı. Karpuz tam on dört kiloydu. Sapı tamamen kurumuştu. Satıcı Hüseyin Dayı karpuzun göbeğine koca yumruğuyla vurmuştu: Güm, güm, güm! Çıkan madeni ses meyvenin içinin kütür kütür olduğunu müjdeliyordu. Yan tezgahtaki kavunlar bile bu sarsıntıyla titremişti.
Yazlık evin çift kapılı Arçelik buzdolabında bolca yer vardı. Dondurucu bölmesinin rafları bomboş duruyordu. Fakat karpuzun buzdolabına konulması teklifi aile meclisinde anında reddedildi. Çünkü sayfiye ahlakına göre gerçek karpuz sadece denizde soğutulurdu. Buzdolabından çıkan karpuz ruhsuz sayılırdı. Makine soğuğu meyvenin tadını öldürürdü. Deniz suyunda bekleyen meyve ise doğayla terbiye edilirdi. Tuzlu su kabuğa tatlı bir lezzet aşılardı.
Karpuz, DSİ emeklisi makine mühendisi Feridun Bey tarafından bizzat denize indirildi. Mavi naylon çamaşır ipi karpuza çift boğumlu kazık bağıyla sarıldı. İp üç kez gerdirildi. Düğümün gevşememesi için çift düğüm atıldı. İpin diğer ucu dalgakıranın en gölgeli sivri kayasına bağlandı.
Yeşil dev, suyun yüzeyinde Ege’nin serin dip akıntısıyla yıkanıyordu. Feridun Bey şezlongundan kayalığa gururla baktı:
— “Görüyorsunuz değil mi beyler?”
— “Dip akıntısı yirmi bir derece!”
— “Poyraz akıntısı karpuzun göbeğini karlı pekmeze çevirir!”
— “Buzdolabı bunu hayatta yapamaz!”
— “Akşama çatlatıp kumsala dağıtacağız!”
Yan şezlongdaki komşu Emekli Albay Mithat Bey gözlüğünün üstünden baktı:
— “Feridun çamaşır ipi naylondur, kayaya sürtünce kesilir!”
— “Biz bahriyede kendir halat kullanırdık!”
Feridun Bey oralı olmadı:
— “Mühendis bağı bu Mithat abi, gemi bağlasan kopmaz!”
Fakat Kuzey Ege’nin sert poyrazı başka bir plan hazırlıyordu. Açıklardan gelen sert bir bindirme dalgası kayalara çarptı. Gerilen mavi naylon ip keskin bir kara midye kabuğuna sürtündü. Suyun altından o meşum ses yükseldi: Çaaaaat!
II. Çamaşır İpinin Kopuşu ve Kumsalda Yükselen Siren: ‘Karpuz Kaçıyor!’
İpin koptuğu an karpuz suyun üstüne fırladı. Hidrostatik dengeyle hafifçe yükseldi. Poyrazın oluşturduğu yüzey akıntısına kapıldı. Açık denize, Edremit Körfezi hattına doğru hızla süzülmeye başladı. Yeşil gövdesi dalgaların arasında parıldıyordu.
İlk alarm kıyıda plastik kovasıyla oynayan yedi yaşındaki Mertcan’dan geldi. Çocuk elindeki küreği düşürdü. Parmağını açığa uzattı:
— “Dede! Karpuz yüzüyor! Karpuz kaçıyor!”
Kumsal bir anda derin bir sessizliğe gömüldü. Tavla zarları havada dondu. Okey taşları masalara düştü. Gazeteler rüzgarda asılı kaldı. Sahildeki çocuklar oyunu bıraktı. Herkes denize kilitlendi.
Şezlongdan fırlayan ilk kişi Feridun Bey oldu. Göbeğini toparlayamadan iskelenin ucuna koştu. Gözlerini kısarak açığa baktı. Karpuz dubaları çoktan geçmişti. Saatte iki deniz mili hızla Midilli’ye doğru ilerliyordu. Açık denizin dalgaları dev meyveyi beşik gibi sallıyordu.
Plaj şemsiyelerinin altından kadınlar korosu feryat etti. Feridun Bey’in eşi Müşerref Hanım elindeki örgü şişlerini kuma fırlattı:
— “Ben sana dedim Feridun!”
— “Çürük çamaşır ipiyle koca gülle kayaya bağlanır mı?”
— “Buzdolabında koca raf boş duruyordu, dinlemedin!”
— “Koca adamlar bir dilim meyve için boğulacak şimdi!”
— “Bırakın gitsin o karpuz! Suya girmeyin kurban olayım!”
Cankurtaran kulesindeki genç dürbününü kaldırdı:
— “Karpuz güvenlik şeridini aştı efendim! Akıntı Boğaz’a çekiyor!”
Fakat bir sayfiye erkeği için karpuz sıradan bir meyve değildi. O ailenin şerefiydi. Kumsalın namusuydu. Sabah pazarından taşınan emeğin simgesiydi. On dört kiloluk Diyarbakır karpuzunu Yunan karasularına kaptırmak kabul edilemezdi. O karpuzun açığa kaçmasına izin vermek teslim bayrağı çekmek demekti. Kumsalda acil seferberlik ilan edildi.
III. Şezlonglardan Fırlayan Donanma: Sarı Paletler ve Açık Deniz Seferi
Kumsalda saniyeler içinde gayriresmi bir amfibi komando timi kuruldu. Feridun Bey’in imdadına iki komşu yetişti. Emekli Deniz Astsubayı Haluk Bey ve diş hekimi Tarık Bey göreve koştu.
Şezlongların altından hızla teçhizatlar çıkarıldı. Çift camlı Cressi marka siyah deniz gözlükleri takıldı. Sarı kauçuk paletler ayağa geçirildi. Şnorkeller ağza alındı. Haluk Bey kolundaki eski Rus dalgıç saatine baktı.
Haluk Bey otuz yıllık bahriye tecrübesiyle iskelenin ucuna dikildi. Operasyon planını sahile haykırdı:
— “Feridun sen sağdan açıl, çevirme harekatı yap!”
— “Tarık hocam sen gözlükle dalıp karpuzu alttan yukarı iteceksin!”
— “Akıntı Boğaz’a çekiyor!”
— “Dubaların ilerisinde önünü kesemezsek Midilli’den toplarız!”
— “Yedek halat almayı sakın unutmayın!”
| Katılımcı | Donanım & Teçhizat | Operasyonel Görev | Temel Motivasyon |
|---|---|---|---|
| Feridun Bey (62) | Şeffaf silikon gözlük, geniş göbek | Sağ kanat baskısı & Lojistik | Faturayı bizzat ödemiş olmak |
| Haluk Bey (58) | Sarı kauçuk palet, askeri şnorkel | Taktik komuta & Önleme | Emekli bahriye onurunu korumak |
| Tarık Bey (47) | Zıpkıncı gözlüğü, neopren patik | Su altı kavrama & İtme | Kumsala kondisyon kanıtlamak |
Üç aile babası kendilerini suya fırlattı. Kıyıdan bakıldığında manzara epik bir deniz savaşını andırıyordu. Üç göbekli Türk erkeği sarı paletleriyle köpükler saçarak kulaç atıyordu. Ayak darbeleriyle deniz köpürüyordu.
Kumsaldaki tatilciler ayağa kalktı. Şemsiyeler boşaldı. Herkes kıyı çizgisine yığıldı. Gençler ellerinde telefonlarla videoya başladı. Yaşlılar ellerini alınlarına siper edip denizi taradı. Küçük çocuklar kumsaldan tempo tuttu:
— “Haydi Feridun Amca! Karpuzu yakala!”
Karpuz ise dalgalarla her saniye biraz daha uzaklaşıyordu. Açık denizin rüzgarı meyveyi hızla sürüklüyordu.
IV. Poyraza Karşı Yüz Kulaç: Karpuzu Kıyıya Çekme Sınavı
Kıyıdan yetmiş metre açıkta koyu lacivert akıntı hattına ulaşıldı. Su aniden soğudu. Karpuza ilk yetişen Haluk Bey oldu. Fakat asıl fiziksel trajedi o anda başladı.
On dört kiloluk ıslak ve yuvarlak bir karpuzu denizde tutmak imkansızdı. Yağlanmış bir bowling topunu kavramaya benziyordu. Haluk Bey karpuzu iki eliyle tuttuğu an palet vuruşu kesildi. Suyun dibine batmaya başladı. Şnorkelden tuzlu su çekti, öksürerek yüzeye fırladı:
— “Tutulmuyor bu namussuz! Sabun gibi kayıyor!”
— “Alttan destek verin, batıyoruz!”
Karpuz Haluk Bey’in göğsünden fırlayıp diğer tarafa sekti. O sırada Tarık Bey yetişti. Karpuzun altına dalıp kafasıyla yukarı itmeyi denedi. Karpuz dalgayla kafasına çarpınca sersemledi. Deniz suyu gözlüğünü doldurdu. Akıntı adamların şortlarını aşağı doğru çekiyordu.
Feridun Bey nefes nefese geriden yetişti. Bacağına kramp girmek üzereydi. Ama belindeki yedek çamaşır ipini dişleriyle çözdü:
— “Açılın beyler! İpi geçiriyorum!”
Feridun Bey büyük bir balıkçı ustalığıyla ipi karpuzun sapına doladı. İki tur çevirip çift düğüm attı. Düğüm nihayet kilitlendi. Karpuz artık emniyetteydi.
Şimdi operasyonun en zor kısmı başlamıştı: Dalgalara karşı arkada on dört kiloluk yükle yetmiş metre yüzmek. Üç adam karpuzu aralarına aldı. Nöbetleşe kulaç attılar. Kulaçlar ağırlaştı. Poyraz yüzlerine tokat gibi iniyordu:
— “Bas Haluk abi, az kaldı!”
— “Kıyıdakiler alkışlıyor, tempoyu düşürme!”
— “Feridun ipi sakın bırakma, kaçarsa bir daha gitmem peşinden!”
— “Gözlüğün camı buğulandı, kıyıyı göremiyorum!”
— “İskele fenerini kerteriz al Tarık!”
Kıyıya yirmi metre kala ayaklar nihayet kumlara bastı. Kumsalda büyük bir zafer çığlığı koptu. Üç adam titreyen bacaklarıyla doğruldu. Bellerine kadar gelen sığ suda durdular. Göğüsleri körük gibi inip kalkıyordu. Ortalarında ıslak iple bağlı yeşil ganimet duruyordu.
V. Kumsalda Zafer Töreni: Ekmek Bıçağının Çıtırtısı ve Tuzlu Lezzet
Saat 14.00’te kumsal tarihi bir kurtarma kutlamasına şahit oldu. Üç kahraman karpuzu omuzlayıp kıyıya çıktığı an alkış tufanı koptu. Şezlonglardaki teyzeler zılgıt çekti. Sahildeki çay büfesinden neşeli bir oyun havası çalındı. Cankurtaran megafonla anons geçti:
— “Sayın site sakinleri! Karpuz kazasız belasız karaya çıkarılmıştır!”
Karpuz beyaz plastik masanın üzerine törenle yatırıldı. Masanın etrafını yüz kişilik insan çemberi sardı. Herkes bu tarihi anı izliyordu. Feridun Bey sarı saplı tırtıklı ekmek bıçağını havaya kaldırdı. Alnındaki teri elinin tersiyle sildi.
Bıçağın ucu kabuğa dokunduğu anda o muazzam çatlama sesi duyuldu: Çaaaattt!
Bu ses meyvenin iç basıncının ve kusursuz soğukluğunun kesin belgesiydi. Bıçak daha yarıya inmeden karpuz kendiliğinden ikiye ayrıldı. İçi kıpkırmızıydı. Çekirdekleri simsiyahtı. Göbeğindeki şeker kristalleri öğle güneşinde parıldıyordu. Meyveden yükselen soğuk buğu etrafa tatlı bir koku yaydı.
Komutan Haluk Bey ilk dilimi havaya kaldırdı:
— “Görüyorsunuz değil mi kabuğun çatlayışını?”
— “Göbeğe kadar buz kesmiş buz!”
— “Dalgakırandaki midyelere selam olsun!”
— “Uzatın tabakları! Bu karpuz bütün kumsalın hakkıdır!”
— “Tuzlu su kabuğa ayrı bir rayiha vermiş!”
— “Midyeler resmen soğutucu motoru gibi çalışmış!”
— “Seneye bir çuval alıp tüm koya ziyafet çekeceğiz!”
O gün o karpuz tam kırk dilime bölündü. Yan şezlongdaki komşulara, top oynayan çocuklara, dondurmacıya ve cankurtarana dağıtıldı. Çekirdekler neşeyle kumlara tükürüldü. Kırmızı karpuz suları çenelerden aşağı süzüldü. Çocuklar en tatlı göbek parçası için yarıştı.
Kumsal sakinleri Feridun Bey’in masasına teşekkür sırasına girdi. Herkes birer dilim alıp şezlonguna çekildi. Akşamüzeri güneş tatlı tatlı batarken kumsalda sadece karpuz kabukları kaldı.
Kabuğun kenarındaki deniz tuzu karpuzun tatlılığına karıştı. Hiçbir buzdolabı o lezzeti veremezdi.
Çünkü o karpuz sadece bir meyve değildi. Sayfiye dayanışmasının, ortak neşenin ve denizin tuzuna karışan çocuksu kahramanlığın simgesiydi. Cunda koyunda dalgalar çekilirken kumsal yeni yaz maceralarına hazırlanıyordu. Akşam güneşi batarken dalgakıran taşları yeni karpuzları bekliyordu.