Tabu, Uno ve Kahkaha

Temmuzun sıcak bir cuma gecesiydi; saat üçe çeyrek vardı. Turgutreis sırtlarındaki seksen villalık Günbatımı Terasları Sitesi derin bir uykudaydı. Denizde yaprak kımıldamıyor, begonvilli sokaklarda yalnızca cırcır böcekleri ötüyordu.

Ama C Blok 4 numaranın bahçe terasında hayat bütün hızıyla akıyordu. Daireyi İstanbul’dan gelen genç mimar Arda sezonluk kiralamıştı. Mermer terasa kurulan ahşap masada altı arkadaş oturuyordu; ortada buz kovası, karpuz, Ezine peyniri ve kadehler. Akşam on birden beri aralıksız Tabu ve Uno oynuyorlardı. Arda el kol hareketleriyle bir kelime anlatıyordu.

“Hani geçen yaz Çeşme’de başımıza gelmişti ya! Jandarma gelip arabayı çekmişti!”

“Ay delirme Arda, o kelime yasak!”

Bütün masa aynı anda kahkahaya boğuldu. Kahkaha dalgası yamaçtaki taş duvarlardan yankılanıp vadiden aşağı yuvarlandı, koydaki teknelerin direklerine kadar ulaştı. Gençler zaman mefhumunu yitirmişti. Onlara göre Bodrum gecesi asla uyumayan bir eğlence cumhuriyetiydi.

Tavandaki Titreşim

Terasın tam üstünde, C Blok 6 numarada emekli hâkim Şevket Bey oturuyordu. Yetmiş altı yaşındaydı; kırk iki yıl adliye koridorlarında dosya karara bağlamıştı. Tansiyonu vardı, her akşam on buçukta ilacını içip ışığı söndürürdü. Sıcaktan yatak odasının Fransız balkonu aralıktı ve aşağıdan gelen her kahkahada meşe parkeler zangırdıyordu.

Kuş tüyü yastığı kulaklarına bastırdı, fayda etmedi. Silikon kulak tıkaçlarını taktı, Melis’in tiz kahkahası tıkacı delip geçti. Yataktan fırladı, gümüş saplı bastonuyla parkeye üç kez vurdu. Aşağıdan cevap olarak kahkahaların dozu ikiye katlandı.

“Renk sarı! Cezalısın Melis, üç kart çek!”

Şevket Bey çizgili lacivert robdöşambrıyla balkona çıkıp korkuluktan eğildi.

“Gençler! Saat gecenin üçü! Sabah kardiyoloji kontrolüm var!”

Arda kadehini neşeyle havaya kaldırdı.

“Amcacım, burası Bodrum! Yazın göbeğinde kimse uyumaz!”

“Burası dağ başı değil, toplu yaşam alanıdır!”

“Siz de gelin, bir dilim karpuz ikram edelim!”

Melis aşağıdan kıkırdadı.

“Hadi amcacım ya, biraz caz açalım da onunla uyu!”

Sarı Hortum

Şevket Bey korkuluktan sessizce geri çekildi. Gözlerinde tehlikeli bir kararlılık vardı: sözlü ihtar safhası tükenmişti. Sakin adımlarla banyoya geçti. Çamaşır makinesinin soğuk su musluğuna, teras çiçekleri için çelik kelepçeyle takılmış on beş metrelik sarı bir hortum bağlıydı; ucunda itfaiye tipi pirinç bir lans vardı.

Hortum kangalını bir piyade gibi omuzladı, balkona taşıdı. Lansın bileziğini en dar ve sert tazyike kilitledi, musluğu son turuna kadar açtı. Bodrum kattaki hidrofor homurdandı. Şevket Bey hortumu mermer küpeşteye dayadı ve nişan aldı. Hedef açıktı: masanın ortasındaki Tabu kutusu ve açık laptop.

Karanlık gecede bir şelale boşaldı. Buz gibi kuyu suyu masanın ortasına çarptı. Peynir tabakları bahçeye fırladı, karpuz çekirdekleri duvara yapıştı. Melis’in kuaförden çıkma sarı saçları saniyeler içinde yosuna döndü, Arda’nın keten gömleği vücuduna yapıştı. Şarjdaki iki telefon su altında kaldı, Arda’nın bilgisayarı kısa bir vızıltıyla karardı.

“Boğuluyoruz!”

“Donuyoruz oğlum, kuyu suyu bu!”

Arda başını kaldırdı. Şevket Bey tepede bir deniz tanrısı gibi dikiliyor, suyu sağa sola nizami şekilde yayıyordu.

“Durdur şu vanayı be adam! Bilgisayarım yandı!”

“Yangın mahalline müdahale ediyorum evladım!”

Tutanak

Nizamiyedeki telefonlar kilitlendi. Güvenlik kulübesinde uyuklayan bekçi Remzi sıçrayarak uyandı; B ve D Blok sakinleri de camlara çıkmıştı. Emekli tabip albay Cevdet Bey balkondan bağırdı.

“Neler oluyor orada? Tatbikat mı var?”

Remzi el fenerini ve copunu alıp yokuşu koşarak tırmandı. C Blok’un terasından çimlere küçük bir nehir akıyordu. Islak Tabu kartları mermerlerin üstünde yüzüyor, Uno kartları çamura bulanmıştı. Gençler havlulara sarılmış titriyordu. Remzi bloknotunu çıkardı.

“Arda Bey, burada sel mi oldu?”

“Ne seli Remzi Ağabey! Şevket Bey tepeden hortumla bizi hedef aldı! Zararımız en az yüz elli bin lira!”

O sırada Şevket Bey merdivenlerden vakur adımlarla indi. Gri keten takımını giymiş, gözlüğünü takmış, koltuğunun altına kırmızı ciltli kalın bir kitap almıştı.

“Tutanak tanzim et Remzi Efendi. Saat 03.15 itibarıyla gece huzuru ihlal edilmiş, fiilî durum sonlandırılmıştır.”

“Bizi boğmaya kalktın, ne fiilî durumu!”

“Ben terasımdaki sardunyaları suluyordum evladım. Gece serinliğinde sulamak bitki sağlığı için zaruridir. Rüzgâr suyu sizin masanıza savurmuş.”

Melis ağlamaklı bir sesle araya girdi.

“Rüzgâr mı? Hortumun ucunu alnıma dayadın!”

Arda jandarmayı arattı. Bir saat sonra sitenin kapısından bir jandarma cipi girdi. Başçavuş Murat el fenerini ıslak kartlara, sonra havlulu gençlere tuttu ve gözlerini kısıp gülümsedi.

“Hayırdır beyler, sabah sporu mu yapıyorsunuz?”

“Komutanım, şikâyetçiyiz! Masada otururken üzerimize kasten hortum sıktı! Mala zarar var, fiziki saldırı var! Bu şahsı derhal gözaltına alın!”

“Siz ne diyorsunuz amca?”

Şevket Bey ceketinin iç cebinden emekli kimlik kartını çıkarıp nezaketle uzattı.

“Meselenin hukuki zeminini doğru kuralım komutanım. Malikler ve kiracılar komşuluk hukukuna riayet etmek zorundadır. Kendilerini üç kez sözlü uyardım. Uyarılarım kahkahayla geçiştirildi.”

Kırmızı kitabı açıp sayfa çevirmeye başladığında başçavuş şapkasını çıkardı, terli alnını sildi.

“Hâkim Bey, gecenin dördünde bize kanun maddesi saymayın. Gençler gürültü yapmış, siz de tulumbacılık yapmışsınız. İki taraf da karakola gelirse sabahı buluruz. Tatlıya bağlayın.”

Kamelya Barışı

Güneş Turgutreis tepelerinden doğarken site yönetim kurulu başkanı Feridun Bey, elinde sabah ekmeği, herkesi begonvilli kamelyaya topladı ve çaycıya taze çay demletti.

“Komşular, bu iş adliyeye giderse iki taraf da perişan olur. Arda Beyler gürültüden ceza öder, Şevket Bey mala zarardan ifade verir, sitenin de huzuru kaçar. Şimdi buraya medeni bir uzlaşma metni yazacağız.”

Kırk beş dakikalık müzakereden sonra barış senedi imzalandı. Gece yarısından sonra terasta kutu oyunu, müzik ve sesli sohbet yasaktı. Üst kat balkonlarına bahçe hortumu çekilmeyecek, çiçekler iki litrelik süzgeçle sulanacaktı. Islanan telefonların servis masrafını Şevket Bey karşılayacak, Arda da bir sonraki oyun gecesine Şevket Bey’i şeref konuğu olarak davet edecekti.

Şevket Bey demli çayından bir yudum aldı, bıyık altından gülümsedi.

“Uno’yu lojmanda biz de çok oynardık çocuklar. Ama saatinde bitirirdik.”

“Anlaştık Hâkim Bey. Ama sarı hortumu depoya kaldırın.”

Bir hafta sonra oyun gecesi kuruldu. Şevket Bey masanın başköşesine oturdu, gece yarısına beş kala elinde tek kart kalmıştı. Kartı masaya çarptı.

“Uno! Renk sarı! Cezalısın Melis, dört kart çek!”

Kahkahası taş duvarlardan yankılanıp vadiden aşağı yuvarlandı. Karşı blokta Cevdet Bey’in ışığı yandı, balkon kapısı açıldı ve bir hortumun musluğa takılırken çıkardığı o tanıdık gıcırtı duyuldu.