Çarşamba Sabahı: Çelik İskelet
Ağustosun ikinci çarşambası, saat 08.00. Kaş Kalkan sırtlarındaki altmış villalık Likya Güneşi Sitesi kavurucu sıcakla uyandı. Kireç beyazı taş evler zeytin ve incir ağaçlarının arasına serpilmişti; yamaçtan bakınca Kalkan Koyu ve karşıda Meis Adası kartpostal gibi görünürdü. Taşların rengi ve çatı eğimleri kurala bağlıydı. Sitede çivi çakmak bile izne tabiydi; bir keresinde bir komşu balkonuna rüzgâr çanı astığı için üç hafta yazışma yapılmıştı.
O sabah en üst terastaki D Blok 4 numarada olağandışı bir hareketlilik başladı. Burada altmış sekiz yaşındaki emekli elektrik yüksek mühendisi Selim Bey oturuyordu. Bütün meslek hayatını santrallerde geçirmiş, emeklilikte iflah olmaz bir yenilenebilir enerji tutkununa dönüşmüştü. Evini şebekeden tamamen koparmak istiyordu.
Villanın dik rampasına iki kamyonet yanaştı. Galvaniz çelik profiller, kule ayakları, kablo makaraları ve en arkada yirmi dört siyah monokristal panel indirildi. Dört usta emniyet kemerleriyle çatıya tırmandı, matkaplar taşı ve kiremidi delmeye başladı. Selim Bey aşağıda elleri belinde talimat veriyordu.
“Ayakları otuz beş derece güneye yatırın! Tek bir foton dahi boşa gitmeyecek!”
Yan villanın terasında ressam Vecdi Bey sabah serinliğinde Meis Adası’nın yağlı boya tablosunu yapıyordu. Matkabın tiz çığlığı sessizliği bıçak gibi yardı, Kalkan semalarına beyaz taş tozu yükseldi ve Vecdi Bey’in fırçası tualin ortasında kaydı.
Meis’e Siyah Barikat
Akşamüstü saat 18.30’da Vecdi Bey kahvesini alıp terasına çıktı ve fincan elinde taş kesildi. Her akşam izlediği turkuaz deniz ve Meis silueti yok olmuştu. Çatının kenarında iki metre on santimlik çelik ayaklar, üstlerinde yirmi dört kapkara panel yükseliyordu. Paneller teras korkuluğunu tam seksen beş santim aşıyordu. Manzaranın yerine füze rampası dikilmişti.
Üstelik batı güneşi panellerin temperli camına çarpıp doğrudan Vecdi Bey’in salonuna yansıdı. Antika aynalar alev alev parladı, Evin içi fırına döndü, İran kedisi koltuğun altına kaçtı, duvardaki tabloların verniği terlemeye başladı.
“Selim Bey! Bu ne felakettir? Akdeniz manzaramın ortasına fabrika çatısı dikmişsin! Evim fırına döndü!”
Selim Bey çatının servis merdiveninden başını uzattı. Kafasında beyaz baret, elinde ampermetre vardı.
“Vecdi Bey, çağa ayak uydurun! Günde kırk kilovatsaat temiz enerji üreteceğim. Karbon ayak izimi sıfırlıyorum. Bu paneller gezegenin geleceğidir!”
Vecdi Bey spatulasını panellere doğru fırlattı.
“Bana gezegen masalı anlatma! Ben bu evi Meis’in günbatımı için aldım! Senin silikon pillerin yüzünden denizi göremiyorum!”
Estetik Komisyonu
Haber sitede dakikalar içinde yayıldı ve sitenin en korkulan organı olağanüstü toplandı: emekli restorasyon mimarı Perran Hanım’ın başkanlığındaki Estetik Komisyonu. Perran Hanım yetmiş iki yaşındaydı, Kalkan siluetine zerre yabancı madde sokmazdı. Zamanında panjurunu açık mavi yerine koyu maviye boyayan iki komşuyu yıllarca süründürmüştü.
Saat 19.15’te boynunda sarı şerit metre, elinde su terazisi ve kırmızı emniyet bandıyla D Blok’un kapısına dayandı ve zile bir teftiş subayı gibi bastı. Selim Bey eşikte önünü kesti.
“Perran Hanım, özel mülküme izinsiz giremezsiniz!”
“Çatı kimsenin babasının malı değildir Selim Efendi. Çatı ortak alandır!”
Çatıya çıktı, panelleri adım adım saydı, şerit metreyi kule ayaklarına dayadı.
“Yükseklik iki metre on! Açı otuz beş derece! Bu paneller Kalkan siluetine saplanmış bir hançerdir!”
“Burayı komisyon adına mühürlüyorum!”
Kırmızı bandı çelik ayaklara doladı, fiyonk yapmayı da ihmal etmedi. Selim Bey alaycı bir şekilde güldü.
“Komisyonunuzun hiçbir yasal hükmü yok Perran Hanım. Yargıtay içtihatlarını açın da okuyun. Hukuk yeşil enerjiyi destekler.”
Arsa Payı
Perran Hanım çantasından Yargıtay karar özetlerini çıkardı.
“Okudum Selim Bey. Ben mimarım ama senden iyi hukuk bilirim. Yargıtay güneş paneline herkesin rızası olmadan izin verir, doğru. Ama şartla. Bir: kaplanan alan senin arsa payını geçmeyecek.”
“Arsa payım…”
“Yüzde on iki buçuk. Bu bloğun çatısı yüz yirmi metrekare. Senin hakkın on beş metrekare. Sen seksen metrekareyi tek başına işgal etmişsin!”
“İki: öbür kat maliklerine de aynı tesisi kuracak yer kalacak. Aşağıdaki daireler yarın panel takmak istese bir karış yer yok. Üç: ana yapıya zarar vermeyeceksin. On altı yerden delik açmışsın, ilk yağmurda alt katın tavanı akacak.”
“Dört: komşuya zarar vermeyeceksin. Vecdi Bey’in manzarasını gasbettin, salonunu cehenneme çevirdin.”
Selim Bey kekeledi.
“Ama inverterim son teknoloji. Almanya’dan lityum batarya getirttim.”
“İsterse uzay mekiği bataryası olsun. Yargıtay bataryaya bakmıyor, metrekareye bakıyor.”
Ertesi akşam yönetim kurulu çatıyı yerinde görmek istedi. Yönetim kurulu başkanı emekli noter Naci Bey dosyasıyla Vecdi Bey’in terasına çıktı. Batı güneşi o saatte panellere vurdu ve yansıma Naci Bey’in tam gözüne çaktı.
“Yahu bu ne biçim parlama! Tutanağı göremiyorum!”
“Üç gündür bu ışığın içindeyim Naci Bey. Evde güneş gözlüğüyle oturuyorum, tualimin boyası kurudu.”
Naci Bey tek gözünü kapatıp tutanağa sadece bir cümle yazabildi: “Yerinde görüldü. Fazlasıyla.”
Sekiz Panel
Yönetim kurulunun eli kulağında bir dava olduğunu gören Selim Bey inadından vazgeçti. Cumartesi akşamı begonvilli kamelyada uzlaşma sağlandı ve Naci Bey protokolü kaleme aldı: Panel sayısı sekize inecek, kaplanan alan on beş metrekareyi geçmeyecek, çelik kuleler sökülüp paneller çatıya yatık monte edilecek, camlara parlamayı kıran mat film çekilecek, delinen yalıtım Selim Bey’in cebinden yenilenecekti.
“Sekiz panelle günde kaç kilovat eder biliyor musunuz?” dedi Selim Bey.
“Bilmiyorum,” dedi Naci Bey. “Ama Vecdi Bey’in salonunu ısıtmaya yetmez, bu bize yeter.”
Selim Bey protokolü uzun uzun okudu, inverterine son bir kez baktı ve imzaladı. Pazar sabahı ustalar yeniden çatıdaydı. Selim Bey aşağıdan, bir cenaze törenini izler gibi izledi. On altı panel kamyona yüklendi, kuleler taşlama makinesiyle kesildi, kalan sekiz panel çatıya yatırılıp füme mat filmle kaplandı.
Akşam 18.30’da Vecdi Bey terasına çıktı. Önünde masmavi Akdeniz, pembe gökyüzü ve bütün zarafetiyle Meis uzanıyordu. Fırçasını tuvale dokundurdu. Aşağıdaki bahçe yolundan Perran Hanım el salladı; Vecdi Bey fırçayı sallayarak karşılık verdi. Yarım kalan tablo o akşam bitti.
Bir hafta sonra tablo sitenin kamelyasında asılıydı: Kalkan Koyu, Meis Adası, kıyıda bir begonvil dalı. Sağ alt köşede, bir çatının üstünde, sekiz küçük siyah dikdörtgen.
Perran Hanım gözlüğünü takıp yaklaştı.
“Bunlar ne Vecdi Bey?”
“Selim Bey’in panelleri.”
“Tabloya niye koydunuz?”
“Arsa payı kadar koydum Perran Hanım. Ölçün isterseniz.”



