📍 SAYFİYE KRONİĞİ
SİTENİN ÇOCUKLARI

Erdek'ten Çeşme'ye Yazlık Medeniyeti, Apartman Savaşları & Aidat Dramaları

Site Yönetimi & Apartman 📍 Tekirdağ, Marmaraereğlisi, Yeniçiftlik, Trakya

Marmaraereğlisi Gümüşkent Sitesinde Hidrofor Bozulunca Başlayan 48 Saatlik Su İsyanı

Kazan dairesinde patlayan çift kademeli pompa, delinen membran tankı ve 320 villanın damacanalarla kuyu başında girdiği meydan muharebesi.

📌 Yazlık Kanunu: "Tuzlu denizden çıkan üç yüz kat malikinin şampuanlı saçla hidrofor dairesini basması, Kat Mülkiyeti Kanununun bittiği yerdir."
SC Sitenin Çocukları Masası
Anı kodu: hidrofor-bozulunca-baslayan-48-saatlik-su-isyani
Marmaraereğlisi Gümüşkent Sitesinde Hidrofor Bozulunca Başlayan 48 Saatlik Su İsyanı

I. Basınç İbresinde Kırmızı Çizgi: Saat 16.45 Patlaması

Ağustos ayının en boğucu cumartesi günüydü.

Saat tam 16.45’ti.

Marmaraereğlisi Yeniçiftlik sahilindeki 320 villalık Gümüşkent Sitesi kaynıyordu.

Hava sıcaklığı gölgede 38 dereceydi.

Nem oranı %85 seviyesine tırmanmıştı.

Marmara Denizi’nden dönen yüzlerce sakin aynı anda villalarına girdi.

Kumsaldan taşınan ince sarı kumlar terliklere yapışmıştı.

Herkes tuzlu derisini tatlı suyla yıkamak istiyordu.

Üç yüz yirmi villada aynı saniyede duş bataryaları açıldı.

Bahçe hortumları da peş peşe devreye girdi.

Çimler sulanıyor, ayaklardaki kumlar yıkanıyordu.

Ana kazan dairesi C Blok bodrum katındaydı.

Orada çift kademeli döküm gövdeli hidrofor pompası inliyordu.

Yirmi yıllık emektar pompa aşırı yüke girdi.

Basınç göstergesinin ibresi hızla titredi.

İbre önce 4 bar sınırını aştı.

Ardından 5,5 bar kırmızı tehlike bölgesine fırladı.

Beş yüz litrelik mavi genleşme tankı sarsıldı.

Tankın içindeki kauçuk membran yüksek basınca dayanamadı.

Büyük bir gürültüyle ortadan ikiye yarıldı:

Güm! Çatııır! Fıssss!

Kazan dairesinin demir kapısı basınçla titredi.

Ana dağıtım borusunun pirinç rekoru yerinden fırladı.

Beton duvara çarpan metal boru patladı.

Kazan dairesine dakikada 300 litre kuyu suyu boşalmaya başladı.

Otomasyon panosunun sigortaları alev aldı:

Çat, çat, çat!

Bütün sitenin su şebekesi o saniyede felç oldu.

Borulardaki su basıncı sıfıra indi.

Yazlık sitenin kırk sekiz saat sürecek su savaşı resmen başladı.


II. Sabunlu Gözler ve Kuru Borular: Duşta Rehin Kalanlar

Saniyeler içinde yüzlerce banyodan acı feryatlar yükseldi.

Borulardan önce hırıltılı bir hava sesi geldi:

Tıssss… Pöf!

Ardından musluklardan bir damla kahverengi paslı su aktı.

Ve su tamamen kesildi.

İkinci kısımdaki dubleksinde emekli banka müdürü Hikmet Bey vardı.

Saçında yeşil elmalı şampuan köpükleriyle duşakabinde kalakaldı.

Gözlerini açamıyordu.

Köpükler alnından göz kapaklarına süzüldü.

Acıyla bağırmaya başladı:

— “Meral! Musluğu mu kapattın?”

— “Gözlerim yanıyor Meral!”

Meral Hanım mutfaktan seslendi:

— “Ben kapatmadım Hikmet!”

— “Mutfakta da damla su yok!”

— “Bulaşıklar köpüklü kaldı tezgâhta!”

Hikmet Bey bornozuna sarınıp balkona fırladı.

Yan villanın balkonunda emekli diş hekimi Seyfi Bey duruyordu.

Seyfi Bey de başında beyaz havluyla dışarı bakıyordu:

— “Hikmet Bey sizde su var mı?”

— “Bizde ne su var ne basınç!”

— “Deniz tuzu sırtımda kurudu, kaşınıyorum!”

Hikmet Bey parmaklıklara tutundu:

— “Bizim borulardan sadece pas kokusu geliyor Seyfi Bey!”

— “Yine yandı bu lanet pompa!”

— “Yönetici Fahri Bey nerededir acaba?”

O sırada site içi WhatsApp grubuna ilk mesaj düştü.

Mesajı D Blok temsilcisi Sevim Hanım yazmıştı:

— “Acil! Sular neden kesik? Yönetim uyuyor mu?”

Üç dakika içinde gruba tam 140 öfkeli mesaj yığıldı:

— “Bebek yıkıyorduk yarıda kaldı!”

— “Yaz ortasında bu rezillik nedir?”

— “Her ay 2.500 TL aidat almayı biliyorsunuz!”

— “Klozetlere dökecek bir bardak suyumuz yok!”

— “Buzdolabındaki maden sularıyla elimizi yıkıyoruz!”

Grup yöneticisi mesaj yazma yetkisini anında kapattı.

Bu hamle sakinlerin öfkesini ikiye katladı.

Yüzlerce insan balkonlardan bahçelere inmeye başladı.


III. Artezyen Çeşmesinde Gece Yarısı Damacana Borsası

Akşam saat 21.00 oldu.

Hava kararmıştı fakat sıcaklık hiç düşmedi.

Sitede tek bir damla su akmıyordu.

Tuvaletler kokmaya başlamıştı.

Yemek pişirmek imkânsız hale gelmişti.

Tek kurtuluş noktası sitenin arka bahçesindeki artezyen kuyusuydu.

Bu kuyu 1988 yılında kooperatif kurulurken açılmıştı.

Dalgıç pompa doğrudan yer altı suyuna bağlıydı.

Hidrofor hattından bağımsız çalışıyordu.

Döküm çeşmenin önünde bir anda kuyruk oluştu.

Yetmiş kişi ellerinde plastik bidonlarla sıraya girdi.

On dokuz litrelik damacanalar, yoğurt kovaları, tencereler yerlere dizildi.

Kuyruğun en başında emekli kıdemli albay Turan Bey vardı.

Turan Bey sırayı askeri nizamla yönetmeye kalkıştı:

— “Herkes beşer litrelik iki kap dolduracak!”

— “İkinci tura geçmek kesinlikle yasaktır!”

— “Adaletli olacağız beyler!”

Arkadan market işletmecisi Erkan Bey itiraz etti:

— “Ne iki kabı komutanım?”

— “Biz evde yedi kişiyiz!”

— “Torunlar ishal oldu sıcaktan!”

— “Ben dört damacana almadan şuradan şuraya kımıldamam!”

Emekli öğretmen Süheyla Hanım bastonunu yere vurdu:

— “Sırayı bozma terbiyesiz adam!”

— “Biz iki saattir ayakta bekliyoruz!”

— “Gençler öne geçmesin, yaşlılara öncelik verin!”

Çeşme başında sesler yükseldi.

Plastik bidonlar birbirine çarptı:

Tak, tuk, çat!

Erkan Bey damacanasını çeşmenin altına zorla soktu:

— “Benim suyuma kimse karışamaz!”

Turan Albay öne fırladı:

— “Çek o bidonu oradan evladım!”

— “Disiplinsizlik yapma, nizama uy!”

İki komşu birbirinin yakasına yapıştı.

Araya site bekçisi Cabbar girdi:

— “Aman ağabeylerim yapmayın kurban olayım!”

— “Jandarma gelecek şimdi!”

— “Yönetici Fahri Bey usta çağırdı, yoldaymış!”

Kalabalık çeşme başından ayrılmadı.

Gecenin kör karanlığında damacana nöbeti sabaha kadar sürdü.

Sivrisinekler bekleyenleri perişan etti.

Her bidon su altın değerine bindi.

Kimi komşular araba bagajlarına damacanaları yükleyip benzinliklere koştu.

Benzinliklerdeki oto yıkama hortumları bile kilitlendi.


IV. Gece Yarısı Tanker Operasyonu ve Kaçak Hortum Baskını

Gece saat 02.30’da sitenin ana nizamiye kapısında bir gürültü koptu.

On beş tonluk paslı bir su tankeri kapıya yanaştı.

Tankerin egzozundan siyah dumanlar yükseliyordu.

Yönetici Fahri Bey bu tankeri Çorlu’dan kiralamıştı.

Amacı suyu doğrudan site ana deposuna basmaktı.

Fakat tanker şoförü depoya yaklaşamadı.

Çünkü dar sokaklara park edilmiş arabalar yolu kapatmıştı.

Tanker ana meydanda durmak zorunda kaldı.

Şoför kalın siyah spiral hortumu yere attı:

— “Ben suyu buraya boşaltırım ağabey!”

— “Depoya kadar bu hortum uzanmaz!”

Bunu duyan site sakinleri pencerelere döküldü.

Balkonlardan yüzlerce çift terlik sesi geldi:

Şap, şap, şap!

Ellerinde kova olan herkes tankerin etrafını sardı.

O sırada şok edici bir hadise yaşandı.

A Blok zemin katta oturan müteahhit Rasim Bey ortaya çıktı.

Rasim Bey evinden getirdiği sarı bahçe hortumunu tankerin vanasına bağlamaya çalıştı.

Kendi özel bahçe havuzunu doldurmak istiyordu.

Bunu gören Süheyla Hanım çığlığı bastı:

— “Hırsız var! Ortak suyu çalıyorlar!”

— “Biz evde içecek su bulamıyoruz!”

— “Adam havuzunu dolduruyor!”

Kalabalık Rasim Bey’in üzerine yürüdü.

Rasim Bey hortumu göğsüne bastırdı:

— “Ben parasını verdim şoföre!”

— “Bana kimse dokunamaz!”

Turan Albay kalabalığı yardı:

— “Savaş zamanı su yağmalamak vatana ihanettir!”

— “Bırak o hortumu rezil herif!”

Şoför paniğe kapıldı.

Kamyonun gazına basıp kaçmaya çalıştı.

Hortum tankerin arkasında sürüklendi.

Vanadan boşalan binlerce litre kuyu suyu asfaltı göle çevirdi.

On beş tonluk su saniyeler içinde kanalizasyona aktı.

Meydandaki yüzlerce insan sırılsıklam çamur içinde kaldı.

Gecenin sessizliği küfürlerle ve ağlama sesleriyle yırtıldı.


V. Kazan Dairesinde Olağanüstü Kriz Masası ve KMK Madde 20

Pazar sabahı saat 10.30’da kriz zirveye ulaştı.

Susuzluğun otuz altıncı saatiydi.

Yönetici Fahri Bey kazan dairesinin önündeydi.

Paçalarını dizlerine kadar sıvamıştı.

Kazan dairesindeki su yüksekliği 30 santimetreyi bulmuştu.

Çizmeli iki sıhhi tesisat ustası çamurlu suyun içinde çalışıyordu.

Etrafta ağır bir rutubet ve yanık kablo kokusu vardı.

Kazan dairesinin demir parmaklıklarına elli daire sakini dayandı.

Kalabalığın önünde Avukat Burhan Bey duruyordu.

Burhan Bey elinde mavi kaplı kanun metnini salladı:

— “Fahri Bey! Kat Mülkiyeti Kanunu Madde 35 çok açıktır!”

— “Yönetici ortak yerlerin bakımını yapmak zorundadır!”

— “Sen bu pompayı haziranda bakıma sokmadın!”

— “Görevi ihmal suçu işliyorsun!”

Yönetici Fahri Bey terli alnını sildi.

Cebinden buruşuk bir A4 kâğıdı çıkardı:

— “Burhan Bey kanun konuşmayı bırakın!”

— “Geçen yılki genel kurul tutanağı elimde!”

— “Ben bu kürsüde bas bas bağırdım!”

— “‘İtalyan yedek hidrofor alalım’ dedim!”

— “‘Maliyeti 180 bin TL, daire başı 560 TL düşer’ dedim!”

— “Siz ne yaptınız genel kurulda?”

— “‘Fahri komisyon alacak’ diye önergeyi reddettiniz!”

— “Ucuz yerli pompa aldırdınız bana!”

— “Alın işte, yerli pompanın mili kırıldı!”

Kalabalıktan homurtular yükseldi.

Sakinlerden Halil Bey bağırdı:

— “Şimdi ne olacak peki?”

— “Bize laf yetiştirme, su ne zaman gelecek?”

Tesisatçı Usta Selim kafasını motor kapağından çıkardı:

— “Valla beyler döküm gövde çatlamış!”

— “Çorlu sanayiye parça siparişi verdik.”

— “Pazar günü sanayi kapalı.”

— “Pazartesi öğleden önce bu hidrofor basmaz!”

Bu sözler üzerine kalabalıktan kadınlar feryat etti:

— “Pazartesiye kadar nasıl yaşarız biz?”

— “Tuvaletlere denizden kova kova su taşıyoruz!”

— “Sitemiz Orta Çağ köyüne döndü!”

Avukat Burhan Bey sesini yükseltti:

— “KMK Madde 20 gereği acil harcama yetkin var Fahri Bey!”

— “Gerekirse özel kuryeyle İstanbul’dan parça getirteceksin!”

— “Marmaraereğlisi Sulh Hukuk Mahkemesi’ne giderim!”

— “Tüm sitenin zararını şahsi mal varlığından rücu ettiririm!”

Fahri Bey cebinden tansiyon ilacını çıkardı.

Susuz bir şekilde hapı yutmaya çalıştı.

Boğazı düğümlendi, öksürük krizine girdi.

Bekçi Cabbar hemen bir bardak kuyu suyu uzattı.

Fahri Bey kuyu suyunu bir dikişte içti:

— “Beni mahkemeye verseniz de pompa pazartesiden önce gelmez!”


VI. 48 Saatin Bilançosu: Paslı Çamur ve Sulh Hukuk Tehdidi

Pazartesi günü saat 17.00 sularıydı.

Susuzluğun tam kırk sekizinci saati dolmak üzereydi.

Çorlu Sanayi Sitesi’nden beyaz bir panelvan minibüs geldi.

Minibüsün arkasından sıfır kilometre paslanmaz çelik hidrofor indirildi.

Ustalar dört saat boyunca aralıksız vida sıktı.

Kazan dairesindeki çamurlu sular tahliye pompasıyla bahçeye boşaltıldı.

Saat tam 18.30’da ana şalter kaldırıldı.

Hidroforun elektrik motoru tiz bir sesle dönmeye başladı:

Vınnnnnn… Çık, çık, çık!

Basınç saati yavaş yavaş yükseldi:

1 bar… 2 bar… 3,5 bar…

Bütün sitede nefesler tutuldu.

İlk ses B Blok ikinci kattaki terastan geldi:

— “Su geldi! Vallahi su geldi!”

Fakat sevinç çığlıkları kısa sürdü.

Çünkü borulardan önce simsiyah, koyu bir çamur fışkırdı.

Kazan dibindeki kireç ve pas tabakası dairelere doldu.

Filtreler tıkandı, sifon mekanizmaları kilitlendi.

Mutfak bataryalarından kırmızı çamur aktı.

Kırk sekiz saat susuz kalan sakinler bu kez çamur temizliğine girişti.

Yazlığın pazar akşamı dönüş planları tamamen çöktü.

İstanbul’a gitmesi gereken yüzlerce memur pazartesi sabahı işe gidemedi.

Gümüşkent Sitesi o kırk sekiz saatte büyük bir ders aldı.

Su kesintisi sitedeki tüm komşuluk hukukunu sıfırlamıştı.

Kırk yıllık dostlar artezyen başında birbirine girmişti.

Salı sabahı yönetim panosuna beyaz bir tebligat asıldı.

Avukat Burhan Bey kırk iki kat malikinin imzasını toplamıştı.

Tekirdağ Sulh Hukuk Mahkemesi’ne tespit davası açılmıştı.

Dava dilekçesinde hidrofor ihmali ve ortak alan zararları sıralandı.

Daire başı 15 bin TL manevi tazminat talep edildi.

Fahri Bey ise istifa dilekçesini karar defterine yapıştırdı:

— “Buyrun gelin siz yönetin!”

— “Damacana taşıyan gelsin başkan olsun!”

Gümüşkent’in paslı borularından su akıyordu artık.

Fakat kırılan komşuluk bağlarını onaracak hiçbir hidrofor henüz icat edilmemişti.

Marmara kıyısında poyraz esiyor, kazan dairesi ise usulca inliyordu.

Sıradaki Yazlık Dosyaları