16.45: Kırmızı Çizgi

Ağustosun en boğucu cumartesisiydi. Saat 16.45’te Marmaraereğlisi Yeniçiftlik sahilindeki üç yüzü aşkın villalık yazlık site kaynıyordu. Denizden dönen yüzlerce sakin aynı anda evine girdi; terliklere kum yapışmıştı, herkes tuzlu derisini tatlı suyla yıkamak istiyordu. Aynı dakikada yüzlerce duş açıldı, bahçe hortumları peş peşe devreye girdi.

Ana kazan dairesi C Blok’un bodrum katındaydı. Yirmi yıllık emektar hidrofor pompası aşırı yüke girdi. Basınç ibresi önce dört barı aştı, sonra kırmızı bölgeye fırladı. Mavi genleşme tankının içindeki kauçuk membran dayanamadı ve büyük bir gürültüyle yarıldı. Ana borunun rekoru yerinden fırladı, kazan dairesine kuyu suyu boşalmaya başladı, otomasyon panosunun sigortaları alev aldı.

Bütün sitenin şebekesi o anda felç oldu. Kırk sekiz saat sürecek su savaşı başlamıştı.

Duşta Rehin Kalanlar

Borulardan önce hırıltılı bir hava sesi geldi, sonra bir damla paslı su, sonra hiçbir şey. İkinci kısımdaki dubleksinde emekli banka müdürü Hikmet Bey, saçında yeşil elmalı şampuan köpükleriyle duşakabinde kalakaldı.

“Meral! Musluğu mu kapattın? Gözlerim yanıyor!”

“Ben kapatmadım Hikmet! Mutfakta da damla su yok, bulaşıklar köpüklü kaldı!”

Hikmet Bey bornozuna sarınıp balkona fırladı. Yan balkonda emekli diş hekimi Seyfi Bey, başında havluyla aynı manzaraya bakıyordu.

“Hikmet Bey sizde su var mı?”

“Ne su var ne basınç! Bizim borulardan sadece pas kokusu geliyor!”

“Deniz tuzu sırtımda kurudu, kaşınıyorum!”

“Yine yandı bu lanet pompa! Yönetici Fahri Bey nerede?”

O sırada sitenin WhatsApp grubuna D Blok temsilcisi Sevim Hanım’ın mesajı düştü: “Acil! Sular neden kesik? Yönetim uyuyor mu?” Üç dakikada gruba 140 öfkeli mesaj yığıldı.

“Bebek yıkıyorduk yarıda kaldı!”

“Her ay aidat almayı biliyorsunuz!”

“Buzdolabındaki maden sularıyla elimizi yıkıyoruz!”

Grup yöneticisi mesaj yazma yetkisini kapattı. Bu hamle öfkeyi ikiye katladı; yüzlerce insan balkonlardan bahçelere indi.

Artezyen Başında Damacana Borsası

Gece dokuzda hava kararmış ama sıcak düşmemişti. Tuvaletler kokmaya başlamış, yemek pişirmek imkânsızlaşmıştı. Tek kurtuluş, sitenin arka bahçesindeki artezyen kuyusuydu; dalgıç pompası hidrofor hattından bağımsız çalışıyordu. Döküm çeşmenin önünde yetmiş kişilik bir kuyruk oluştu: on dokuz litrelik damacanalar, yoğurt kovaları, tencereler.

Kuyruğun başında emekli albay Turan Bey vardı ve sırayı askerî nizamla yönetmeye kalkıştı.

“Herkes beşer litrelik iki kap dolduracak! İkinci tur yasak! Adaletli olacağız beyler!”

Arkadan market işletmecisi Erkan Bey itiraz etti.

“Ne iki kabı komutanım? Biz evde yedi kişiyiz, torunlar sıcaktan hasta! Dört damacana almadan şuradan kımıldamam!”

Emekli öğretmen Süheyla Hanım bastonunu yere vurdu.

“Sırayı bozma terbiyesiz adam! Biz iki saattir ayaktayız!”

Erkan Bey damacanasını çeşmenin altına zorla soktu, Turan Albay öne fırladı, iki komşu birbirinin yakasına yapıştı. Araya bekçi Cabbar girdi.

“Aman ağabeylerim yapmayın! Fahri Bey usta çağırdı, yoldaymış!”

Damacana nöbeti sabaha kadar sürdü. Sivrisinekler bekleyenleri perişan etti, her bidon su altın değerine bindi. Kimileri bagajlarına damacana yükleyip benzinliklere koştu; oto yıkama hortumları bile kilitlendi.

Tanker Baskını

Gece 02.30’da nizamiyede bir gürültü koptu. Fahri Bey’in Çorlu’dan kiraladığı on beş tonluk paslı bir tanker kapıya yanaştı. Amaç suyu doğrudan ana depoya basmaktı, ama dar sokaklara park edilmiş arabalar yolu kapatmıştı. Tanker meydanda durmak zorunda kaldı.

“Ben suyu buraya boşaltırım ağabey! Depoya kadar bu hortum uzanmaz!”

Elinde kova olan herkes tankerin etrafını sardı. Ve o sırada A Blok zemin kattaki müteahhit Rasim Bey ortaya çıktı. Elindeki sarı bahçe hortumunu tankerin vanasına bağlamaya çalışıyordu; kendi bahçe havuzunu doldurmak istiyordu. Süheyla Hanım çığlığı bastı.

“Hırsız var! Ortak suyu çalıyorlar! Biz içecek su bulamıyoruz, adam havuzunu dolduruyor!”

“Ben parasını verdim şoföre! Bana kimse dokunamaz!”

Turan Albay kalabalığı yardı.

“Kıtlık zamanında su yağmalamak vatana ihanettir! Bırak o hortumu!”

Şoför paniğe kapılıp gaza bastı. Hortum tankerin arkasında sürüklendi, vanadan boşalan su asfaltı göle çevirdi. On beş ton su dakikalar içinde kanalizasyona aktı. Meydandaki herkes sırılsıklam, çamurun içinde kaldı. Su yine yoktu, ama herkes ıslanmıştı.

Kazan Dairesinde Kriz Masası

Pazar sabahı, susuzluğun otuz altıncı saatinde Fahri Bey kazan dairesinin önündeydi; paçaları dizlerine kadar sıvalı, içeride otuz santim çamurlu su. İki tesisatçı suyun içinde çalışıyordu. Demir parmaklıklara elli kişi dayanmıştı. En önde avukat Burhan Bey, elinde mavi kaplı kanun kitabını sallıyordu.

“Fahri Bey! Sen bu pompayı haziranda bakıma sokmadın! Ortak yerlerin bakımı senin görevin!”

Fahri Bey cebinden buruşuk bir A4 kâğıdı çıkardı.

“Geçen yılki genel kurul tutanağı elimde! Ben o kürsüde bas bas bağırdım! ‘İtalyan yedek hidrofor alalım, daire başı 560 lira düşer’ dedim! Siz ne dediniz? ‘Fahri komisyon alacak’ dediniz! Ucuz pompa aldırdınız! Alın işte, mili kırıldı!”

Kalabalıktan homurtular yükseldi. Geçen yılki genel kurulda “komisyon” lafını ilk eden Halil Bey’di; şimdi en arkada, elinde boş bir damacanayla, kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyordu. Tesisatçı Selim Usta kafasını motor kapağından çıkardı.

“Beyler, döküm gövde çatlamış. Çorlu’ya parça siparişi verdik. Pazar sanayi kapalı. Pazartesi öğleden önce bu hidrofor basmaz.”

“Pazartesiye kadar nasıl yaşarız biz?”

“Tuvaletlere denizden kova kova su taşıyoruz!”

Fahri Bey cebinden tansiyon ilacını çıkardı, susuz yutmaya çalıştı, öksürük krizine girdi. Bekçi Cabbar bir bardak kuyu suyu uzattı. Fahri Bey bir dikişte içti.

“Beni mahkemeye de verseniz pompa pazartesiden önce gelmez!”

Kırk Sekizinci Saat

Pazartesi akşamüstü Çorlu’dan beyaz bir panelvan geldi, sıfır kilometre paslanmaz bir hidrofor indirildi. Ustalar dört saat vida sıktı. Saat 18.30’da şalter kaldırıldı, motor tiz bir sesle dönmeye başladı. Basınç saati yavaş yavaş yükseldi; bütün sitede nefesler tutuldu.

“Su geldi! Vallahi su geldi!”

Sevinç kısa sürdü. Borulardan önce simsiyah bir çamur fışkırdı; kazan dibindeki kireç ve pas dairelere doldu, filtreler tıkandı, mutfak bataryalarından kırmızı su aktı. Kırk sekiz saat susuz kalan sakinler bu kez çamur temizliğine girişti. Pazar akşamı İstanbul’a dönecek olanların planları çoktan çökmüştü; yüzlerce memur pazartesi işe gidemedi.

Hikmet Bey kırk sekiz saattir saçında taşıdığı şampuanı nihayet durulayabildi, kırmızı suyla. Aynaya baktığında saçları hafif bakır rengine dönmüştü.

“Meral, bak ne oldu!”

“Kına yakmışsın Hikmet. Yakıştı ama, bırak öyle kalsın.”

Salı sabahı Fahri Bey istifa dilekçesini karar defterine yapıştırdı.

“Buyrun gelin siz yönetin! Damacana taşıyan gelsin başkan olsun!”

Olağanüstü genel kurul bir hafta sonra toplandı. İlk madde, İtalyan yedek hidrofor, üç dakikada oy birliğiyle kabul edildi. Kimse komisyondan söz etmedi. Yöneticilik için tek bir aday çıktı.

Erkan Bey kürsüye yürüdü. Yanında, kimse sormadan, dört dolu damacana getirmişti.