Ocak Ayazı ve Dizel Motor

Ocak ayının dondurucu bir cuma akşamıydı, saat 18.00. Didim sahilindeki 200 konutluk yazlık site bir anda zifiri karanlığa gömüldü. Karayel fırtınası çamları kökünden sallıyor, yazın binlerce kişinin yüzdüğü havuz yağmur suyuyla dolup taşıyordu. Fırtınada yüksek gerilim hattı kopmuş, bütün ilçenin elektriği gitmişti.

Kışın sitede yalnızca on beş aile yaşıyordu. Geri kalan dairelerin sahipleri Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de ve Almanya’daydı. Elektrik kesilince sitenin dev dizel jeneratörü sarsılarak devreye girdi, egzozundan gri dumanlar ve kıvılcımlar yükseldi. On beş kışlık dairenin pencerelerinde sarı lambalar peş peşe yandı.

Ama bu canavar saatte yirmi sekiz litre motorin içiyordu. Jeneratör odasının kapısında, yakıt göstergesine fener tutan site yönetim kurulu başkanı Ziya Bey duruyordu: altmış sekiz yaşında, emekli Köy Hizmetleri bölge müdürü, disiplin delisi bir bürokrat. Bin litrelik tank hızla boşalıyordu; yanında duran öteki kış sakinleri de homurdanıyordu.

“Bu motor iki günde servet yutar komşular! Kışın burada oturmayan yüz kırk daire tek kuruş yakıt avansı ödemedi!”

“‘Biz kışın gelmiyoruz’ deyip yan çiziyorlar.”

“Biz burada donarken onlar Ankara’da kalorifer sefası sürüyor! Bu adaletsizliğe bu gece son vereceğim!”

Kerpetenli Gece Harekâtı

Ziya Bey sitenin emektar bekçisi İbo’yu çağırdı. İbo eski bir askerî kaput, üç kat yün çorap ve lastik çizmelerle titreyerek geldi.

“Buyur başkan, motor arıza mı yaptı?”

“Arıza yapmadı İbo. Ama biz bazılarına arıza yaptıracağız! Getir o sarı saplı kerpeteni!”

Dağıtım odasındaki panoda iki yüz otomatik sigorta yan yana diziliydi. Ziya Bey cebinden kırmızı kalemle çizilmiş bir liste çıkardı: sekiz aydır ortak gider ve yakıt parası ödemeyen yüz kırk dairenin numaraları.

“Bu yüz kırk dairenin sigortalarını tek tek sökeceksin!”

“Aman başkanım, yüksek voltaj var, çarpılırım! Hem milletin mülküne el uzatılmaz. Yazın gelirlerse bizi mahkemeye verirler!”

“Yazın gelirlerse paralarını kuruşu kuruşuna öder, elektriklerini öyle alırlar! Genel kurul bana bu yetkiyi verdi, sök şunları!”

İbo kauçuk eldivenlerini taktı ve kerpeteni ilk sigortanın bakır kablosuna uzattı. Her şalteri indirirken “Allah’ım sen affet, başkan emretti” diye mırıldanıyordu; yüz kırkıncıya geldiğinde dua kısalmış, sadece “başkan emretti” kalmıştı. İki saat içinde yüz kırk sigorta panodan söküldü ve beyaz bir un çuvalına dolduruldu. Ziya Bey çuvalı sırtlayıp yönetim ofisindeki çelik kasaya kilitledi. On beş kışlık daire ışıklar içinde ısınırken yüz kırk dairenin şebekesi kör edildi.

Sömestr Şoku

İki hafta sonra sömestr tatili başladı. Termometre sıfırın altına inmişti. Cuma gecesi on bir buçukta, Afyon ve Denizli’nin karlı yollarından dokuz saatte gelen üç aile siteye girdi. A Blok 4 numaranın sahibi, emekli Sayıştay uzmanı Turgut Bey bagajdan bavulları ve battaniyeleri indirdi, kapıyı açıp antredeki ışık düğmesine bastı. Lamba yanmadı. Eşi Nalan Hanım karanlık salondan bağırdı.

“Turgut, elektrik yok! Kombi çalışmıyor, ev buz gibi!”

“Sakin ol, sigorta atmıştır.”

“Derin dondurucudaki kurban etleri çürümüş! Banyodaki borular donup patlamış!”

Turgut Bey telefonun fenerini yaktı ve koridordaki sigorta kutusunu açtı. Kutu bomboştu; bakır kablolar havada çıplak sallanıyordu.

“Eve hırsız girmiş! Duvardaki sigortaları bile sökmüşler!”

“Dondurmalar erimiş, yerlere akmış. Bu koku ne Turgut!”

Yan bloklardan da feryatlar yükseldi. Almanya’dan gelen gurbetçi Hasan Bey balkona fırladı: “Bizde de elektrik yok! Radyatörler patlamak üzere!” Yol yorgunu aileler gece yarısı fenerlerle bahçeye döküldü. Çocuklar kayak montlarının içinde titriyordu. Herkes aynı anda aynı sonuca vardı: bütün sitenin sigortalarını sökecek kadar titiz bir hırsız ancak tek bir kişi olabilirdi. Kalabalık yönetim binasına koştu ve demir kapıya dayandı.

Trafo Odasında Kuşatma

Kapıyı Ziya Bey yün pijamalarıyla açtı.

“Ziya Bey, bu ne rezalet? Panodaki sigortalarımız yerinde yok!”

“Yok tabii Turgut Bey! Sekiz aydır yakıt avansını yatırmadınız. Biz kış boyu jeneratöre tonlarca motorin aldık, siz Ankara’da sıcacık oturdunuz!”

“Sen kimsin de benim elektriğimi kesiyorsun! Dondurucumda altmış bin liralık et çürüdü!”

“Benim dolaptaki insülinlerim bozuldu Ziya Bey! Bu yaşta kör mü kalayım?”

“Genel kurul kararı aldık Mustafa Bey. Borcunu ödemeyenin elektriğini kestik.”

“Hangi genel kurul? Ben Ankara’daydım!”

“İşte o yüzden kestik.”

Hasan Bey arabasının bagajından ağır bir demir levye getirdi. Turgut Bey araya girmeye çalıştı ama kalabalık Ziya Bey’i trafo odasına doğru sürükledi.

“Aç o kasayı! Sigortalarımızı geri ver!”

Ziya Bey inat etti: “Vermem! Daire başı borcunuzu nakit ödeyin, öyle takayım!” Kalabalık onu kasanın anahtarıyla birlikte trafo odasına kapattı. Bekçi İbo korkudan kazan dairesindeki kömür yığınının arkasına saklandı. Turgut Bey jandarmayı aradı ve durumu tek cümleyle özetledi: “Site yöneticisi elektriğimizi rehin aldı, biz de onu.”

Jandarma ve Un Çuvalı

Gece birde jandarma devriyesi mavi lambalarıyla siteye girdi. Başçavuş Levent tarafları ayırdı, trafo odasının kilidini açtırdı. Ziya Bey kendini savundu.

“Komutanım, genel kurul kararımız var! Herkes ortak yakıt giderine katılmak zorunda! Ödemeyenin şalterini indirme hakkımız var!”

“Ziya Bey, siz elektrik dağıtım şirketi misiniz? Devlet misiniz?”

Turgut Bey de kanun anlatmaya girişti: genel kurul oybirliğiyle karar alsa bile yönetim kimsenin elektriğini, suyunu kesemezdi, alacağın yolu icra takibiydi. Başçavuş onu yarıda kesti, telefonla nöbetçi savcıya danıştı ve kararını bildirdi.

“O kasayı derhal açıyorsunuz. Çuvaldaki sigortaları bu gece yerine taktıracaksınız. Koskoca emekli bölge müdürü un çuvalıyla sigorta mı kaçırır? Yoksa sizi de bekçiyi de karakola götürürüm.”

Ziya Bey kasanın şifresini titreyerek çevirdi. Didim sanayisinden nöbetçi bir elektrik ustası çağrıldı, İbo yanında fener tuttu. Sabaha kadar dondurucu soğukta yüz kırk sigorta tek tek panoya vidalandı. Usta her birini takarken listeye bakıp daire numarasını yüksek sesle okudu; borçlu sahipleri de bahçede, battaniyelerine sarılmış, kendi numaralarını duyunca alkışladı. Ana şalterler kalktı, karanlık dairelerde ışıklar yandı, kombiler homurdanarak çalıştı.

Şalter Ziya

Çürüyen etlerin ve patlayan boruların hesabı aylarca konuşuldu; zararı kimin ödeyeceği avukatlara kaldı. Şubattaki genel kurulda Ziya Bey başkanlıktan oybirliğiyle düşürüldü. Borçlu kat maliklerine de usulüne uygun icra takibi başlatıldı ve alacaklar faiziyle tahsil edildi. Bu kez kimsenin elektriği kesilmeden.

Ziya Bey’in adı Didim kahvehanelerinde “Şalter Ziya”ya çıktı. Kahveye her girişinde gençler havada görünmez bir şalteri aşağı indirirdi.

Ertesi kış bir akşam fırtına yine hattı kopardı, kahvenin ışıkları bir anda söndü. Karanlıkta herkes sustu. Köşedeki masadan Ziya Bey’in sesi geldi.

“Hangi masa çay parasını ödemedi?”