Urla Kalabak Sahilinde Kaçak Çatı Terası ve İmar Barışı Boks Maçı
Dubleks çatı arasına beton döküp taş fırın yapan tekstilci, duvara astığı Yapı Kayıt Belgesi ve mangal dumanıyla boğulan komşuların terastaki meydan kavgası.
kacak-cati-terasi-ve-imar-barisi-boks-maci
I. Bacadan Yükselen İsli Duman: Cumartesi 19.30 Baskını
Ağustos ayının ilk cumartesi akşamıydı.
Saat tam 19.30’du.
İzmir Urla Kalabak sahilindeki seksen konutluk Mavi Ege Sitesi sakin bir akşama hazırlanıyordu.
Denizden hafif ve serin bir imbat rüzgârı esiyordu.
Bahçelerdeki mor begonviller taştan duvarları süslüyordu.
Ortak havuzun kenarında çocuklar dondurma yiyordu.
Fakat bu sahil huzuru dakikalar içinde bozuldu.
Sitenin en ön sırasındaki A Blok çatısından gökyüzüne kapkara bir duman yükseldi.
Duman sanki bir fabrika bacasından çıkıyordu.
Havayı yoğun bir çıra, yanık kömür ve eritilmiş kuyruk yağı kokusu kapladı:
Fıssss… Çıt, çıt, çat!
İkinci katta oturan emekli Kimya Profesörü Haluk Bey salon balkonunda oturuyordu.
Haluk Bey yetmiş iki yaşındaydı.
Ege Üniversitesi’nden emekli olduktan sonra buraya yerleşmişti.
Balkonunda nane çayını yudumluyor ve bilimsel makalesini okuyordu.
Gözlüğünün camına aniden siyah kül parçaları yağmaya başladı.
Haluk Bey şaşkınlıkla gözlüğünü çıkardı.
Havadan resmen siyah kurum taneleri dökülüyordu.
Balkonda kuruyan beyaz keten gömlekleri saniyeler içinde griye döndü.
İçeriden eşi Sevgi Hanım çığlık attı:
— “Haluk koş! Yatak odası duman altı oldu!”
— “Kütüphanedeki halılar yanık et kokuyor!”
— “Yangın mı çıktı Haluk?”
Haluk Bey öksürerek balkondan yukarı kafasını uzattı.
Üçüncü kattaki çatı katında devasa bir taş fırın tütüyordu.
Fırının başında tekstil ihracatçısı Serdar Bey duruyordu.
Serdar Bey elinde bir metrelik paslanmaz çelik mangal maşası tutuyordu.
Közlerin üzerine dizdiği kuzu pirzolaları kartonla yelliyordu.
Haluk Bey parmaklıklara tutunup haykırdı:
— “Serdar Bey! Ne yapıyorsunuz siz orada?”
— “Bütün siteyi zehirlediniz yahu!”
Serdar Bey aşağıya bakıp sırıttı:
— “Hayırlı akşamlar hocam!”
— “Yazlığı şenlendiriyoruz, iki kuzu şiş göndereyim mi size de?”
Haluk Bey sinirden mosmor oldu:
— “Ben senin şişini değil, temiz hava istiyorum!”
— “O baca tamamen kaçak!”
II. 45 Metrekarelik İşgal: Çatıya Dökülen Hazır Beton
Bu teras krizi aslında bahar aylarında patlak vermişti.
Serdar Bey sitedeki çatı dubleksini iki yıl önce satın almıştı.
Dairenin üst katında orijinal mimari projede sadece ortak kiremit çatı vardı.
Fakat Serdar Bey çatı arasında mangal keyfi yapmak istiyordu.
Nisan ayında kimseye sormadan dev bir vinç kiraladı.
Sabah saat 06.00’da üç mikser hazır beton siteye sokuldu.
Vincin kalın pompası çatının üzerine uzatıldı.
Kiremitler tek tek sökülüp bahçeye atıldı.
Ahşap mertekler testereyle kesildi.
Ortak betonarme çatı döşemesinin üzerine tam 15 santimetre kalınlığında ek beton döküldü.
Sekiz tonluk bu yük binanın statiğini altüst etti.
Kırk beş metrekarelik lüks bir seyir terası açıldı.
Terasın etrafı antrasit renkli çift camlı sürgülü doğramalarla kapatıldı.
Köşeye de Urla kireç taşından dev bir taş fırın yapıldı.
Site Yönetim Kurulu Başkanı emekli Albay Vecdi Bey o dönem kapıya dayanmıştı.
Vecdi Bey zili çalmış ve uyarılarda bulunmuştu:
— “Serdar Bey burası ortak alandır, izin almadınız!”
Fakat Serdar Bey hiç istifini bozmamıştı.
Cebinden lamine kaplı, kırmızı karekodlu bir A4 belgesi çıkarmıştı:
— “Sayın başkan bana boşuna nutuk atmayın!”
— “3194 Sayılı İmar Kanunu Geçici 16. Madde kapsamında Yapı Kayıt Belgesi aldım!”
— “Devlete 35 bin TL harç yatırdım!”
— “Burası artık imar barışı koruması altındadır!”
— “Bana Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bile dokunamaz!”
Serdar Bey o belgeyi altın varaklı bir çerçeveye koydu.
Terasın duvarına asıp yanına da nazar boncuğu taktı.
Site kafeteryasında komşulara hava atıyordu:
— “Metrekaresini bedavaya getirdim, siz de yaptırsaydınız!”
III. KMK 19 Resti: Mimari Projede Çatı Ortak Alandır
Haluk Bey balkondaki is kokusuna daha fazla dayanamadı.
Yetmiş iki yaşındaki profesör basamakları öfkeyle tırmandı.
Çatı dubleksinin çelik kapısına yumruklarıyla yüklendi:
Güm, güm, güm!
Kapıyı Serdar Bey açtı.
Üzerinde “King of the Grill” yazılı deri kasap önlüğü vardı.
Yüzü sıcaktan parlıyordu:
— “Hocam buyrun, bir parça küşleme ikram edeyim sakinleşin.”
Haluk Bey kapıyı omuzlayıp terasın ortasına daldı:
— “Sen kimin mülküne taş fırın dikiyorsun be adam?”
— “Kat Mülkiyeti Kanunu Madde 19’u hiç duydun mu sen?”
Serdar Bey fırının kapağını kapattı:
— “Ben kanun değil, imar barışı bilirim hocam!”
— “Karekodlu belgem duvarda asılı, bak da gözün doysun!”
Haluk Bey duvardaki çerçeveye tükürürcesine baktı:
— “O belge sadece belediyenin idari para cezasını durdurur!”
— “Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı kapı gibi ortadadır!”
— “Yapı Kayıt Belgesi kat maliklerinin mülkiyet hakkını yok edemez!”
— “Çatı ana gayrimenkulün ortak kullanım alanıdır!”
— “Bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı onayı gerekir!”
— “Sen o betonu dökerek binanın taşıyıcı sistemine sekiz ton bindirdin!”
— “İzmir deprem bölgesi, binayı yıkacaksın!”
Serdar Bey maşayı Haluk Bey’in yüzüne doğru salladı:
— “Bana bak emekli öğretmen, sesini kıs!”
— “Ben bu terasa 850 bin TL harcadım!”
— “İzmir’in en lüks kebap fırınını kurdum!”
— “Senin çamaşırın koktu diye sarayımı mı yıkayım?”
IV. Terasta Boks Maçı: Uçuşan Sandalyeler ve Kebap Şişleri
Haluk Bey bu terbiyesizlik karşısında kendini kaybetti.
Masadaki içi buz gibi su dolu cam sürahiyi kaptı.
Kızgın taş fırının ağzına doğru suyu var gücüyle boşalttı:
Cooossss!
Kızgın meşe kömürleri bomba gibi patladı.
Terası bir anda bembeyaz ve yakıcı bir kül bulutu kapladı.
Şişlerdeki etler yerdeki ıslak çimentoya yuvarlandı.
Serdar Bey gözlerini ovuşturarak çıldırdı:
— “Sen benim Adana kebaplarımı nasıl söndürürsün be!”
Serdar Bey ileri atılıp Haluk Bey’i yakasından tuttu.
Haluk Bey sendeledi, antrasit camlara sırtını çarptı.
Gözlüğü burnundan fırlayıp yere düştü.
Haluk Bey yerden kalktı, masanın yanındaki döküm teras sandalyesini kaptı.
Sandalyeyi Serdar Bey’in göğsüne doğru savurdu:
Çaaat!
Sandalye Serdar Bey’in koluna çarptı ve yere devrildi.
Serdar Bey elindeki çelik maşayla saldırdı:
— “Seni bu çatıdan aşağı atarım ihtiyar!”
İki komşu terasın ortasında boks maçına tutuştu.
Yumruklar ve tekmeler savruldu.
Serdar Bey bir sol kroşe çıkardı.
Haluk Bey profesörlük çevikliğiyle eğilip adamın beline sarıldı.
İkisi birden yerdeki isli ve küllü çamurun içine yuvarlandı.
Gürültüyü duyan komşular çatıya hücum etti.
Sitenin güvenlik görevlisi Rıza ve bahçıvan Kadir kapıyı kırıp içeri girdi:
— “Ayrılın! Durun beyler kurban olayım!”
— “Haluk Hocam bırakın adamın boğazını!”
Karşı bloktakiler balkonlardan telefonlarla bu anı kaydetti.
Sevgi Hanım yukarı çıkıp çığlıklar attı:
— “Katil var! Kocamı öldürüyorlar!”
— “Polisi arayın, ambulans çağırın!”
Üçüncü kattaki kütüphane görevlisi Melih Bey de koştu:
— “Yeter artık! Rezil olduk bütün Urla’ya!”
— “Bir mangal için birbirinizi mi yiyeceksiniz?”
Rıza ve bahçıvan Kadir iki tarafı güçlükle kopardı.
Haluk Bey’in gömleği paramparça olmuştu.
Serdar Bey’in ise kaşı patlamış ve bıyıkları küle bulanmıştı.
Terasın zemini kebap eti, domates salçası ve kırık seramiklerle kaplandı.
Haluk Bey yerdeki kırık gözlüğünü yerden aldı:
— “Seni mahkemede donuna kadar almazsam bana da Haluk demesinler!”
— “Gerekirse Ankara Yargıtay’a kadar giderim!”
— “O kaçak fırını kendi ellerinle sökeceksin!”
Serdar Bey dişlerini sıktı:
— “Elinden geleni ardına koyma ihtiyar!”
— “Benim avukat ordum var!”
V. Urla Adliyesi ve Statik Bilirkişi Raporu
Pazartesi sabahı saat 09.00’da Haluk Bey Urla Adliyesi’nin kapısındaydı.
Gözünün altındaki morluğa aldırmadan dilekçesini verdi.
Önce Urla 1. Noterliği’nden sert bir ihtarname çektirdi.
İhtarnamede yedi gün içinde terasın boşaltılması istendi.
Ardından sitedeki elli iki kat malikinden ıslak imza topladı.
Sakinler kaçak fırına karşı tek vücut oldu.
Urla Sulh Hukuk Mahkemesi’nde 2026/142 Esas sayılı dava açıldı.
Dava talebi çok netti:
Kat Mülkiyeti Kanunu Madde 19 uyarınca müdahalenin men’i ve kal.
Yani kaçak terasın, cam bölmelerin ve taş fırının yıktırılması.
Dava dilekçesine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun emsal içtihatları eklendi.
Serdar Bey mahkemeye Yapı Kayıt Belgesi’ni sundu.
Avukatı mahkemede şöyle konuştu:
— “Müvekkilim devletin yasasına güvenmiştir.”
— “İmar barışı kapsamında belge almıştır.”
Hâkim Bey ise dosyayı doğrudan bilirkişiye sevk etti.
İki hafta sonra siteye inşaat mühendisi ve mimardan oluşan heyet geldi.
Binanın statiği lazer metrelerle ölçüldü.
Çatı döşemesindeki sekiz tonluk kaçak beton heyeti dehşete düşürdü.
Bilirkişi raporu mahkemeye ulaştı:
“Dava konusu imalatlar ortak alana tecavüz niteliğindedir.”
“Yapı Kayıt Belgesi komşuluk hukukunu ve mülkiyet hakkını bertaraf edemez.”
“Yapılan fırın ve döşeme binanın deprem güvenliğini tehlikeye atmaktadır.”
“Eski hale getirilmesi zorunludur.”
Karar duruşmasında hâkim tokmağı masaya vurdu:
— “Terasın, camların ve fırının masrafları davalıdan alınarak yıkılmasına karar verilmiştir!”
VI. Hilti Sesleri Altında Kebap Sezonunun Sonu
Eylül ayının ikinci haftasıydı.
Urla İcra Dairesi memurları, belediye zabıtası ve polis ekipleri siteye girdi.
Arkalarında altı kişilik yıkım ekibi vardı.
İşçilerin ellerinde kırıcı hiltiler, çekiçler ve balyozlar parlıyordu.
Serdar Bey sitenin girişinde çaresizce boynunu büktü.
Komşular bahçede çekirdek çitleyerek yıkımı izlemeye başladı.
İşçiler çatıya çıktı.
Taş fırının ilk tuğlasına balyoz indi:
Güm! Çatııır!
İki saat içinde fırın yerle bir oldu.
Kırmızı ateş tuğlaları çuvallara dolduruldu.
Antrasit renkli cam bölmeler söküldü.
Ardından hiltiler çalıştı:
Tak, tak, tak, tak!
Sekiz tonluk kaçak beton tabakası parça parça kırıldı.
Kırılan molozlar çuvallarla aşağıya indirildi.
Çatının üzerine yeniden kırmızı kiremitler dizildi.
Ahşap çatı iskeleti orijinal mimari projeye uygun hale getirildi.
Yıkımın 160 bin TL tutan tüm masrafı Serdar Bey’in icra dosyasına yazıldı.
Üstüne 45 bin TL avukatlık ve mahkeme harcı bindi.
Haluk Bey o akşam temizlenen balkonunda kahvesini yudumladı.
Hava mis gibi deniz ve çam kokuyordu.
Ne is lekesi kalmıştı ne de kavga gürültüsü.
Mavi Ege Sitesi sakinleri terasın gölgesinde bir araya geldi.
Duvara asılan o karekodlu belge artık yoktu.
Fakat Urla kıyısında herkes şu gerçeği ezberlemişti:
Devletten alınan kâğıt ne kadar süslü olursa olsun, komşunun hakkını çiğneyemezdi.