Silivri Selimpaşa Başkentliler Sitesinde Olağanüstü Genel Kurul ve Havada Uçuşan Pilsan Sandalyeler
E-5 ile Marmara kıyısında Ankara lojman disipliniyle yönetilen 240 villalık Başkentliler Sitesinde Danıştay emeklileri ve albayların aidat zammı, sahte vekalet ve plastik sandalye muharebesi.
I. Çay Bahçesinde Bozuk Para Akustiği: Saat 10.30 Yoklaması
Temmuz ayının son pazar sabahıydı.
Saat tam 10.30’du.
Silivri Selimpaşa sahilindeki 240 villalık Başkentliler Sitesi çay bahçesinde toplandı.
Burası sıradan bir Trakya yazlığı değildi.
E-5 Karayolu ile Marmara Denizi arasına kurulmuştu.
Ankara bürokrasisinin sahil karargâhıydı.
1980’lerde Başkent’ten gelen Sayıştay uzmanları, Danıştay üyeleri ve kurmay albaylar bu kooperatifi kurmuştu.
Kızılay’ın resmi bakanlık koridorları buraya taşınmıştı.
Sitenin iki yüz kırk villası birbirine tıpatıp benzerdi.
Tek tip kiremit çatılar cetvelle çizilmiş gibi yan yana dizilirdi.
Her bahçede metal bir bayrak direği bulunurdu.
Pazar sabahları saat tam sekizde bayrak göndere çekilirdi.
Emekli subaylar balkona çıkıp selama dururdu.
Nizamiye girişinde dev bir Atatürk büstü yükselirdi.
Büstün kaidesinde pirinç harflerle veciz bir söz yazardı:
“Vatan Sevgisi İntizamla Başlar.”
Bu disiplin Ankara lojmanlarından kalma sarsılmaz bir alışkanlıktı.
Emekli Sayıştay başdenetçileri yazlık balkonlarında bile her sabah Resmi Gazete okurdu.
Sitede tam bir askeri nizam hüküm sürerdi.
Nizamiye kapısında demir bariyer ve güvenlik kulübesi vardı.
İçeriye giren her misafirin kimliği nizamiye defterine işlenirdi.
Her sabah ekmek getiren fırıncının bile araç plakası kaydedilirdi.
Saat 23.00’ten sonra sitede yüksek sesle konuşmak kesinlikle yasaktı.
Çocukların bisiklet zilleri bile uyarılara konu olurdu.
O sabah çay bahçesinde hava kurşun gibi ağırdı.
Termometreler 34 dereceyi gösteriyordu.
Nem oranı %82 seviyesindeydi.
Çam dallarındaki ağustos böcekleri aralıksız ötüyordu.
Beyaz plastik masalarda deri kaplı Kat Mülkiyeti Kanunu kitapçıkları duruyordu.
Yanlarında kırmızı mühürlü Karar Defteri parlıyordu.
Açık çay bardakları sıcaktan buharlaşıyordu.
Divan masasında emekli Defterdarlık Müdürü Cengiz Bey oturuyordu.
Cengiz Bey cebinden madeni bir lirayı çıkardı.
Paslı mikrofona üç kez sertçe vurdu:
Tık, tık, tık.
Hoparlörden tiz bir ıslık sesi yükseldi.
Çardaktaki fısıltılar anında kesildi.
Cengiz Bey gözlüğünün üzerinden kalabalığı süzdü:
— “Sayın kat malikleri, lütfen sükûnet! Kanunun yirmi dokuzuncu maddesi uyarınca hazirun cetvelini açıyorum. Çoğunluk aranmaksızın toplantı yeter sayısı vardır. Lütfen arkadaki B Blok sakinleri sandalyeleri sürtmesin!”
Cengiz Bey kravatını hafifçe gevşetti.
Fakat bu resmi anons arka sıralardaki muhalif grubu yatıştırmadı.
Aksine yaklaşan fırtınanın fitilini ateşledi.
II. 450 TL’den 1.100 TL’ye: Bütçe Kalemleri ve Kolektif İnme
Yönetim Kurulu Başkanı müteahhit Nuri Bey mikrofona yaklaştı.
Nuri Bey tam on dört yıldır sitenin tek hâkimiydi.
Sarı saman kâğıdına daktiloyla yazılmış işletme projesini eline aldı:
— “Muhterem bürokratlarım, değerli komşularım. Geçen yıl aylık aidatımız 450 TL idi. Mazot fiyatı ikiye katlandı. İthal klor fiyatı dövizle uçtu. Ana trafomuzun termik rölesi patladı. Nizamiye güvenliği gece gündüz devriye atıyor. Bu şartlarda siteyi çeviremeyiz. Yeni aidatı 1.100 TL olarak oylarınıza sunuyorum.”
Çay bahçesinde ölümcül bir sessizlik oldu.
Birkaç saniye kimse nefes bile almadı.
Ardından ikinci sıradan emekli Sayıştay uzmanı Mualla Hanım ayağa fırladı:
— “1.100 TL mi? Helikopter pisti mi yaptırıyorsunuz Nuri Bey? Biz yetmiş beş yaşında emekli memurlarız! Kışın dört ay kaldığımız eve İstanbul doğalgaz faturası kadar aidat mı ödeyeceğiz? Bu resmen soygundur!”
Mualla Hanım’ın çığlığı fitili ateşledi.
Emekli Maliye Müfettişi Ekrem Bey de oturduğu yerden ayağa kalktı:
— “Nuri Bey! Kalem kalem fatura dökümü nerede?”
— “Mizan cetvelini genel kurula sunmadınız!”
— “Bütün harcamalar Sayıştay denetim standartlarına göre tek tek incelenecektir!”
Bahçe saniyeler içinde iki kutba ayrıldı.
Bir tarafta havuzun suyunu her gün değiştirmek isteyen yeni villacılar vardı.
Karşı tarafta ise kışın vanasını kapatıp Ankara’ya dönen emekli memurlar dikiliyordu.
| Bütçe Kalemi | 2025 Gerçekleşen (Aylık) | 2026 Teklif Edilen (Aylık) | Artış Oranı | Gerekçe ve Bahane |
|---|---|---|---|---|
| Site Bekçisi ve Güvenlik | 24.500 TL | 58.000 TL | %136,7 | Asgari ücret zammı + erzak |
| Olimpik Havuz Kloru | 8.200 TL | 22.500 TL | %174,4 | İthal Alman kloru ve pH tozu |
| Hidrofor & Kuyu Motoru | 4.100 TL | 12.000 TL | %192,7 | Kum çeken dalgıç pompa sarımı |
| Ortak Aydınlatma & Bahçe | 6.800 TL | 16.500 TL | %142,6 | Gece projektörleri + TEDAŞ |
| Temsil ve Noter Masrafı | 2.400 TL | 8.000 TL | %233,3 | Yönetim cep telefonu faturası |
| KONUT BAŞINA AİDAT | 450 TL | 1.100 TL | %144,4 | “Sitenin bekası meselesidir” |
Nuri Bey yumruğunu tahta kürsüye vurdu:
— “Mualla Hanım bağırmayın! Klorun varili kaç para biliyor musunuz? Havuz yeşile dönünce torunlarınız ağlamasını biliyor! Parayı vermiyorsanız yarın sabah havuza kilit vururum! Denizde tuzlu suyla yüzersiniz!”
Mualla Hanım yelpazesini hırsla salladı:
— “Havuza kilit vur da göreyim seni! Sular İdaresi’ne şikayet ederim seni!”
III. Karar Defterinin Kutsiyeti ve Sahte Vekaletname Savaşları
Muhalefet kanadının lideri emekli Danıştay raportörü Haluk Bey ayağa kalktı.
Siyah deri evrak çantasını açtı.
İçinden tam yirmi iki adet A4 fotokopi kâğıdı çıkardı:
— “Sayın Divan! Elimde C ve D bloklarının ıslak imzalı vekâletnameleri var! Bu soygun bütçesini reddediyoruz! Denetim raporu da usulsüzdür! Çim biçme makinesinin bujisine sekiz yüz lira fatura yazmışsınız! O bujiyi altından mı döktürdünüz?”
Nuri Bey’in yüzü anında pancar gibi kızardı.
Kürsüden fırlayıp Haluk Bey’in üzerine yürüdü:
— “O buji Bosch marka orijinal buji Haluk Bey! İki dönüm çimi tırpanla mı biçecektik? Asıl senin o vekâletlerin sahte! Ankara’daki Necla Hanım felçli, eli kalem tutmuyor! Sahte imza attırmışsın vekâlete!”
Denetçi Vecdi Bey de cebinden kırmızı kaplı kanun kitabını çıkardı:
— “Kanunun kırk ikinci maddesi ihlal edilemez!”
— “Bu bütçe tamamen hükümsüzdür!”
— “Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gideceğiz!”
Divan Başkanı Cengiz Bey araya girmeye çalıştı.
Fakat mikrofon tiz bir ıslık çalarak sustu.
Cengiz Bey kırmızı mühürlü Karar Defteri’ni iki eliyle göğsüne bastırdı.
Türk sayfiye hukukunun yazısız bir kanunu vardı.
Eğer Karar Defteri kaçırılırsa veya kaybolursa genel kurul iptal olurdu.
Site doğrudan sulh hukuk mahkemesine ve resmi kayyuma kalırdı.
Haluk Bey masaya uzandı.
Hazirun cetvelini çekip almaya çalıştı.
Nuri Bey defterin üzerine gövdesiyle siper oldu:
— “Çek elini o defterden! Devletin resmi evrakıdır o! Karar defterine el uzatanın elini kırarım!”
IV. Kolçaklı Beyaz Plastik Sandalyenin Balistiği
Saat tam 11.45 oldu.
Kırk yıllık bürokrasi terbiyesi ve lojman nizamı saniyeler içinde çöktü.
Emekli Kurmay Albay Selahattin Bey bastonunu beton zemine vurdu:
— “Sen kime sahtekâr diyorsun ulan müteahhit parçası? Sığınağı kendine kaçak depo yaptın! Senelerdir ortak fayanslarımızı satıyorsun!”
Nuri Bey’in damadı Mert öne atıldı.
Selahattin Albay’ı göğsünden itti.
İşte o saniye çay bahçesinde tüm fizik ve nezaket kuralları iflas etti.
Arka sıralardan beyaz monoblok plastik sandalyeler havaya kalktı.
Monoblok plastik sandalye yazlık sitelerin en tehlikeli cephanesidir.
Hafiftir.
Havada döne döne süzülür.
Fakat sivri kolçak köşesi bir emeklinin omzuna çarparsa feci acıtır.
İlk beyaz sandalye gökyüzünde geniş bir kavis çizdi.
Çay ocağının yeşil tentesine çarptı.
Çaycı çırağının elindeki nikelaj tepsi havaya fırladı.
Altı bardak sıcak açık çay beton zemine indi:
Şangırrrr!
İkinci sandalye havada dönerken Ekrem Bey’in hasır şapkasına çarptı.
Ekrem Bey’in kemik çerçeveli gözlüğü çimlerin arasına fırladı.
Teyzeler çığlık atarak torunlarını kucaklayıp nizamiyeye doğru kaçıştı.
Çay bahçesi bir anda antik Roma arenasına döndü.
Emekli yargıçlar, Sayıştay denetçileri ve kalp hastası bürokratlar birbirinin yakasına yapıştı.
Bağırtılar Selimpaşa sahiline taştı:
— “Vurma belime, bel fıtığım var!”
— “Bırak o defteri, savcılığa gideceğiz!”
— “Kolonya getirin, Mualla Hanım bayıldı!”
İki plastik sandalye havada kafa kafaya çarpıştı:
Çattt!
Kırılan plastik kolçaklar divan masasına yağdı.
Kutsal Karar Defteri’nin 142. sayfası kenarından üç santim yırtıldı.
Bu yırtık Selimpaşa tarihinin en büyük anayasal kriz belgesiydi.
V. 155 Polis İmdat ve Jandarma Devriyesi Gölgesinde Tutanak
Saat 12.15’te sitenin demir nizamiyesinden siren sesleri duyuldu.
İki polis otosu ve bir jandarma devriye aracı bahçeye girdi.
Mavi ve kırmızı tepe lambaları yaşlı çam dallarını aydınlattı.
Jandarma devriyesi çay ocağının hemen önüne park etti.
Telsiz cızırtıları bahçeyi doldurdu.
Selimpaşa sahilindeki plaj ahalisi merakla çitlerin ardına yığıldı.
Selimpaşa Karakol Komutanı Kıdemli Başçavuş bahçeye girdi.
Emekli albayları ve yüksek yargıçları görünce önce gayriihtiyari esas duruşa geçti.
Ardından şaşkınlıkla kasketini arkaya itti:
— “Komutanlarım, hakim beyler… Siz bari yapmayın kurban olayım!”
— “Sahilden ihbar geldi, ‘Başkentliler Sitesi’nde darbe var’ dediler!”
Üniformalı memurlar çardaktan içeri girdiğinde manzara ibretlikti.
Yerde tam on sekiz kırık monoblok plastik sandalye yatıyordu.
Islak fotokopi vekâletnameler çimlere saçılmıştı.
Mualla Hanım’ın şakaklarına iki teyze tarafından limon kolonyası sürülüyordu.
Nuri Bey’in polo yaka tişörtü omzundan yırtılmıştı.
Divan Başkanı Cengiz Bey ise Karar Defteri’ni ceketinin altına sokmuş titriyordu.
Haluk Bey parmağını salladı:
— “Başçavuşum darbe değil, apaçık soygun var! Usulsüz bütçe dayatıyorlar! Sahte vekâletle aidat artırıyorlar!”
Nuri Bey göğsünü tutarak bağırdı:
— “Yalan söylüyor Başçavuşum! Asıl bunlar yönetime silah zoruyla el koymaya kalktı! Resmi karar defterimizi gasp ettiler!”
Komutan yerdeki plastik bacakları ayağıyla kenara itti:
— “Herkes sussun! Toplantı derhal tatil edilmiştir. Divan heyeti ve şikâyetçiler karakola geliyor. Darp raporu aldıracağız. Karar defterini de adli emanet olarak torbaya koyuyoruz!”
Kutsal Karar Defteri sarı renkli resmi delil torbasına girdi.
O an bahçedeki herkes buz kesti.
Başkentliler Sitesi tarihinde ilk defa resmi polis tutanağına geçmişti.
VI. Akşam Sükuneti: İki Sade Kahve ve Barış Antlaşması
Saat 18.00 oldu.
Karakoldaki ifadeler ve savcılık görüşmeleri tamamlandı.
Bölge savcısının telkiniyle taraflar şikâyetlerini geri çekti.
Site bahçesine dönüldüğünde yaşlı bahçıvan enkazı temizliyordu.
Kırık monoblok parçaları büyük siyah çöp konteynerine atılıyordu.
Çay bahçesindeki ulu dut ağacının altında Nuri Bey ile Haluk Bey oturuyordu.
İki sağlam plastik sandalye çekmişlerdi.
Önlerinde iki fincan bol köpüklü sade Türk kahvesi tütüyordu.
Nuri Bey’in sol gözünün altı hafifçe morarmıştı.
Haluk Bey’in krem rengi keten pantolonunda koyu çay lekesi duruyordu.
Nuri Bey kahve fincanını eline aldı:
— “Haluk, o çim biçme bujisine sekiz yüz lira yazdık ama motor gerçekten can çekişiyordu be kardeşim. Yetkili servis iki bin lira istedi. Sanayide ustaya hatırla yaptırdım.”
Haluk Bey kahvesinden küçük bir yudum aldı:
— “Biliyorum Nuri, biliyorum. Lakin sen de 1.100 TL diye birden patlatınca millet şoka girdi. 750 TL deseydin kimsenin gıkı çıkmazdı. Mualla Hanım’a ayıp oldu. Kadıncağız iki saat acilde tansiyon ilacı aldı.”
Nuri Bey derin bir iç çekti:
— “Yarın sabah fırından bir kutu taze kurabiye alır elini öperim. Peki haftaya ne yapacağız?”
Haluk Bey bıyık altından hafifçe gülümsedi:
— “Gelecek pazar günü yeniden toplanırız. Aidatı 800 TL olarak bağlarız. Havuzun klorunu da haftada iki güne çekeriz. Ne şiş yanar ne kebap.”
Marmara Denizi’nin sularına turuncu bir akşam güneşi gömüldü.
Selimpaşa balkonlarından kızarmış taze istavrit ve rakı kokuları yükseldi.
Genel kurul muharebesi sona ermişti.
Plastik sandalyeler kırıldığıyla kalmıştı.
Fakat sayfiye iktidarının o ebedi komedisi gelecek yaza kadar ertelenmişti.