Beyaz Omurga Asfalta İniyor

Ağustosun ilk cumartesisiydi, saat 15.30. Urla Çeşmealtı’ndaki doksan villalık Denizatı Sitesi sıcaktan kavruluyor, denizden ılık ve tuzlu bir imbat esiyordu. Açık otopark her zamanki gibi ağzına kadar doluydu; daire başına bir araçlık yer ayrılmış, numaralar asfalta sarı yağlı boyayla çizilmişti.

O öğleden sonra nizamiyeden bir konvoy girdi. Önde siyah bir arazi aracı, arkasında çift dingilli galvaniz bir römork, römorkun üstünde altı metre yirmi santimlik bembeyaz bir sürat teknesi. Bordasında lacivert harflerle Poseidon yazıyor, kıçında yüz elli beygirlik bir dıştan takma motor, kromu güneşte parlıyordu.

Direksiyonda sitenin diş hekimi Zafer Bey oturuyordu. Amatör balıkçılık sevdalısıydı; tekneyi iki gün önce almış, Urla İskele’deki barınakta yer bulamamıştı. Doğruca otoparka yöneldi, geri geri manevra yaptı ve tekneyi iki araçlık yere çaprazlama oturttu. Burnu 24 numaraya taştı, pervanesi 25 numaranın tam ortasına saplandı. Zafer Bey hasır kaptan şapkasıyla, zafer kazanmış bir komutan edasıyla indi ve tekerleklerin altına tahta takozlar yerleştirdi.

“Tamamdır Şaban, limana demirledik.”

Nizamiye bekçisi Şaban şaşkınlıkla tekneye baktı.

“Zafer Beyim, bu araba değil ki! Akşam işten dönenler arabasını nereye koyacak?”

“Deniz kenarındayız Şaban. Buraya deve park etmedik ya! Tekne de medeni bir ulaşım aracıdır.”

Korna Senfonisi

Akşam yedide beklenen patlama geldi. İzmir trafiğinden dönen emekli maliye başmüfettişi Cemil Bey otoparka girdi. Yetmiş yaşında, kuralcı ve titiz bir adamdı; yirmi yıldır gri sedanını 25 numaraya park ederdi. Farların ışığında dev beyaz bir cisim parladı, frene son anda bastı. Ön tampon pervaneye iki santim kala durdu.

Cemil Bey gözlüklerini burnunun ucuna indirdi. Park yerinde araba değil, koca bir gemi omurgası yatıyordu. Kornaya iki eliyle yüklendi; ses bütün bloklarda yankılandı, balkonlara komşular fırladı. Arabadan inip teknenin etrafında teftiş turu attı.

“Bu ne cüret! Kim koydu bu koca takayı buraya? Burası marina mı, site otoparkı mı?”

Zafer Bey ikinci kat balkonundan, elinde soğuk kahvesiyle başını uzattı.

“Bağırmayın rica ederim Cemil Bey! O taka değil, altı metrelik özel yapım teknedir!”

“Beni pervanesi ilgilendirmez! Yirmi yıllık park yerimi gasp etmişsin!”

“Otopark kimsenin tapulu malı değil Cemil Bey. Herkes ortak yerlerde arsa payı kadar hak sahibidir. Benim arsa payıma bu tekne sığar. Araba da taşıttır, tekne de taşıttır.”

“Tekne karayolu taşıtı değildir! Bu mantıkla yarın helikopter de indirirsin!”

Yönetim Planı

Gürültüye site yönetim kurulu başkanı, emekli deniz binbaşısı Tarık Bey geldi. Donanmada yıllarca lojistik komutanlığı yapmıştı. Askerî teftiş yürüyüşüyle otoparka girdi; koltuğunun altında kırmızı ciltli yönetim planı vardı. Teknenin boyunu adım adım ölçtü.

“Zafer Bey, çeki demiriyle tam yedi metre. İki araçlık yere tecavüz etmişsiniz.”

“Komutanım, siz deniz subayısınız. Denizcinin hâlinden en iyi denizci anlar. Barınakta yer yok, sezon bitene kadar burada kalacak.”

Tarık Bey planı açtı, on dördüncü maddeye parmağıyla vurdu.

“Denizcilik başka, kara hukuku başka. Ortak otoparka yalnızca binek otomobil park edilir. Tekne, sandal, jet ski, römork ve karavan yasak.”

“Ben bu kuralı tanımıyorum. Teknemi bir milim kıpırdatmam.”

“Arsa payım var, mülkiyet hakkım kutsaldır.”

Cemil Bey araya girdi.

“Kıpırdatmazsan çektiririz! Urla sanayiden çekici çağırın!”

Tarık Bey telsizi ağzına götürdü: “Şaban, çekiciyi derhal ara!”

Kurtarıcı Hamdi

Akşam sekiz buçukta nizamiyeye sarı tepe lambalı, hidrolik vinçli bir çekici yanaştı. Direksiyondan Urla sanayisinin ünlü ustası Kurtarıcı Hamdi indi; yüz yirmi kiloluk, tecrübeli bir adam.

“Usta hoş geldin! Şu korsan tekneyi kaldırıp götür!”

Hamdi Usta sigarasını yaktı, ağır adımlarla teknenin yanına gitti, fiber gövdeye parmağıyla iki kez vurdu ve kaşlarını çattı.

“Beyler, ben bu alete elimi sürmem.”

“Neden sürmezsin yahu? Paran mı eksik?”

“Para meselesi değil amca. Altında salma var, omurgası hassas. Halatı bordaya takarsam jelkot boydan boya çatlar, gövde esnerse tekne su alır. Faturasını kim öder? Hem burası özel mülk, römorku izinsiz çekersem başım derde girer.”

Zafer Bey balkondan kahkaha attı.

“Gördün mü hukuku Cemil Bey! Sanayi ustası bile senden iyi biliyor!”

“Hadi bana eyvallah beyler, aranızda sulh olun!”

Sarı çekici karanlıkta kayboldu. Asfaltın ortasında bir tekne, iki öfkeli komşu ve çaresiz bir yönetim kaldı.

Römork Kapanı

Tarık Binbaşı geri adım atmadı. Gece on gibi römorkun iki tekerleğine sarı çelik kapanlar vuruldu, çeki demiri kalın bir gemici zinciriyle aydınlatma direğine bağlandı. Tarık Bey Zafer Bey’in kapısına bir not astı: “Tekneyi çekemiyorsak hareketini kısıtlarız. Günlük işgaliye tahakkuk ettirilecektir.”

Zafer Bey misillemede gecikmedi. Kamp sandalyelerini, termosunu ve oltalarını alıp römorkun basamağından güverteye tırmandı, kamp masasını kurdu, şarjlı lambayı yaktı ve telsizden Ege türküleri açtı.

“Kendi teknemde oturuyorum! Burada gemi adamı nöbeti başlamıştır!”

Teknenin kaptan köşkü tam Cemil Bey’in yatak odası hizasındaydı. Cemil Bey perdeyi her araladığında karşısında hasır şapkalı bir kaptan buluyor, kaptan da ona oltasıyla selam veriyordu. Otopark artık bildiğiniz bir balıkçı limanına dönmüştü. Sitenin gençleri tekneyi görmek için toplanıyor, çocuklar güverteye çıkmak için sıraya giriyordu. Gece birde Cemil Bey karakolu aradı.

“Polis Bey, penceremin önünde korsan gemisi demirledi! Adam güvertede lüfer takımı bağlıyor!”

İskele Çözümü

Pazartesi Cemil Bey resmî şikâyet için kaymakamlığın yolunu tuttu, Tarık Bey de avukat aramaya başladı. Öğleden sonra belediyeden gelen bir zabıta memuru otoparkta metreyle teknenin taşma mesafelerini ölçtü ve Zafer Bey’e döndü.

“Yönetim planı açık Zafer Bey. İnat ederseniz iş uzar, masraf da size kalır.”

Zafer Bey güvertedeki kamp sandalyesine, sonra zincirli çeki demirine baktı ve hukuki tablonun aleyhine döndüğünü anladı. Tarık Bey bu kez uzlaşmacıydı.

“Urla İskele’de bir balıkçı kooperatifiyle görüştüm. Çekek yerinde boş bir parsel bulduk. Kilitleri açıyoruz, tekneyi bugün oraya götürelim.”

“Peki komutanım. Nizam kazandı.”

Akşamüstü kilitler söküldü, arazi aracı geri geri yanaştı ve Poseidon balkonlardan gelen alkışlar arasında otoparktan çıktı. Cemil Bey gri sedanını yirmi yıllık yerine park etti. Asfaltta yalnızca iki sarı çizgi ve römorkun bıraktığı siyah lastik izi kaldı.

O akşam Urla İskele’de Zafer Bey teknesini çekek yerine yerleştirdi, sonra arazi aracını iki teknenin arasına çaprazlama park etti. Balıkçı kooperatifinin reisi koşarak geldi.

“Beyim, burası tekne yeri! Araba koyamazsın!”

Zafer Bey hasır şapkasını düzeltti.

“Deniz kenarındayız reis. Buraya deve park etmedik ya.”