Hasır Şemsiye Barikatı
Ağustosun ikinci salı sabahı, saat 07.15. Ayvalık Sarımsaklı’daki yüz yirmi konutlu kooperatif sitesi yeni bir güne uyandı. Sakinlerin çoğu emekli öğretmen, mülkiyeli ve eski memurdu; her sabah aynı saatte denize girmek kutsal bir ritüeldi. Ege o sabah çarşaf gibiydi; kıyıya vuran minik dalgalar sarı kumlara beyaz köpükler bırakıyordu.
Emekli anayasa hukuku doçenti Sevgi Hanım ile eşi, emekli mülkiye başmüfettişi Kenan Bey, ellerinde çizgili havlularla ahşap yoldan kumsala indi. Tuzlu su romatizmalarına iyi gelirdi. Kuma adım attıkları anda ikisi de taş kesildi.
Otuz yıldır çıplak ayakla yürüdükleri kumsal tanınmaz haldeydi. Kıyı bandı mavi naylon iplerle parsellere bölünmüş, kuma altmış hasır şemsiye çakılmış, altlarına yüz yirmi beyaz şezlong dizilmişti. En öne bir tabela dikilmişti; kırmızı yağlı boyayla:
“Sarımsaklı Beach & Büfe. Günlük şezlong takımı 600 TL. Havlu sermek kesinlikle yasaktır.”
Sevgi Hanım havlusunu dalga çizgisinin üç metre gerisine sermeye yeltendi. Büfe tarafından floresan turuncu yelekli bir genç koştu, elinde fiş koçanı:
“Teyzem dur! Oraya havlu serilmez! Burası birinci sınıf VIP parseldir!”
Kenan Bey bastonunu kuma sapladı:
“Sen kimsin evladım? Devletin kumsalını babanın malı mı sandın?”
Büfeci Battal’ın Savunması
“Ben Battal Ağabey’imin yeğeniyim. Adım Şehmuz, buranın plaj müdürüyüm.”
O sırada büfeden iri yarı, pos bıyıklı bir adam çıktı: kauçuk terlik, askılı atlet, boynunda kalın bir zincir. Büfeci Battal iki yıl önce sitenin otopark kenarındaki küçük gazoz büfesini kiralamıştı. Ağır adımlarla geldi, bir sigara yaktı, kibriti kuma fırlattı.
“Hayırdır hocam, sabah sabah bir arıza mı var?”
“Arıza sensin Battal! Havlumuzu serecek bir karış yer bırakmamışsın!”
“Hocam dünyadan haberiniz yok. İzmir’den hasır şemsiye getirttim, yüz yirmi sıfır şezlong aldım. Devlete ecrimisil yatırıyorum ben. Parasını ödediğim kumsala bedava havlu serdirmem. Şezlongları dışarıdan gelen günübirlikçiye kiralayacağım; Ayvalık’tan, Edremit’ten, hatta Balıkesir’den otobüsle geliyorlar. Site sakinlerine yüzde yirmi komşu indirimi yaparız.”
Kenan Bey bastonunu Battal’ın göğsüne doğru uzattı:
“Ecrimisil kira değildir Battal, haksız işgalin tazminatıdır! Devlete ceza ödemek sana plajı kapatma hakkı vermez. Kıyılar herkesindir!”
Battal pişkince sırıttı:
“Hocam, kanunu bana değil, başkan Sabri Bey’e anlatın. Biz bu işi yönetimle protokole bağladık.”
Mangaldaki Pirzola Kokusu
Haber sitede bomba etkisi yarattı. Saat dokuz buçukta plaj girişinde elli kişi toplandı; ellerinde havlular, deniz yatakları, katlanır sandalyeler. Şehmuz ile iki iri adam kumsalın başına set çekmişti. O sırada site yönetim kurulu başkanı, emekli mühendis Sabri Bey keten gömleği ve beyaz şapkasıyla teftişe çıkar gibi geldi. Sevgi Hanım doğrudan yakasına yapıştı:
“Sabri Bey! Kumsalı bu adama peşkeş mi çektiniz?”
“Sevgi Hocam, sakin olun. Site bütçesi kıştan beri açık veriyor. Havuzun motoru yandı, jeneratörün mazot borcu birikti. Battal kardeşimizle bir sosyal tesis protokolü imzaladık. Kumsalın temizliğini ve cankurtaranı o üstlendi, karşılığında modern bir şezlong düzeni kurdu. Site kasasına da her ay bağış yapacak.”
“Cankurtaran nerede peki?”
“Şehmuz yüzme biliyor hocam.”
Arka sıradan emekli bankacı Meliha Hanım bağırdı:
“Ne bağışı Sabri Bey! Bütün site senin bahçene giden kasaları konuşuyor! Her cuma akşamı Battal’ın çırağı koli koli et taşıyor. Kuzu pirzola, jumbo karides, yanında iki şişe rakı! Balkonundan her gece mangal dumanı tütüyor! Kumsalın kirasını pirzolayla mı tahsil ediyorsun?”
Sabri Bey kıpkırmızı oldu:
“İftira atmayın! Onlar Battal’ın köyünden gelen hediyeler! Yıllık adak ikramıdır!”
“Her cuma adak mı adıyor bu adam?”
“Dindar bir insandır Meliha Hanım.”
Kenan Bey gürledi:
“Yönetici sıfatıyla hediye adı altında menfaat alamazsın! Bunun hesabını savcılıkta verirsin!”
Havlunu Al Gel
Saat on birde Sarımsaklı kumsalında bir halk direnişi başladı. Sevgi Hanım’ın öncülüğünde site kadınları örgütlendi, WhatsApp grubunda parola yayınlandı: Havlunu Al Gel. Yetmiş emekli aynı anda kumsala indi. Şehmuz’un bağırışlarına kimse kulak asmadı. Mavi ipler evden getirilen terzi makaslarıyla tek tek kesildi. VIP şezlongların üstüne çiçekli basma havlular serildi. Kimi şezlongların arasına kamp sandalyesi kurdu, kimi doğrudan ıslak kuma bağdaş kurdu. Termoslardan çay dolduruldu, dereotlu poğaçalar elden ele dolaştı, karpuz kesildi.
Battal kumsalda çılgına döndü. Dışarıdan gelen paralı müşteriler şaşkınlıkla geri kaçıyordu.
“Şezlonglarımı gasp edemezsiniz! Kalkın oradan, polis çağıracağım!”
Sevgi Hanım bir şezlonga bacak bacak üstüne atarak kuruldu:
“Çağır Battal. Biz de onları bekliyoruz.”
Kenan Bey yanındaki şezlonga oturdu, şapkasını gözüne indirdi:
“Gelince bize de bir çay söyle Battal. Büfen hâlâ açıksa tabii.”
Yandaki sitelerin sakinleri de alkışlarla desteğe koştu. Kumsal bir bayram yerine döndü. Şehmuz fiş koçanını cebine sokup bir süre ne yapacağını bilemeden dolaştı; sonra bir teyze ona poğaça uzattı, o da aldı. Battal’ın kiralama tezgâhı yarım saatte çöktü.
Şafak Operasyonu
Kenan Bey boş durmamıştı. Aynı sabah kaymakamlığa ve ilgili müdürlüklere dilekçe vermiş, şezlongların, tabelanın ve protokolün fotokopilerini eklemişti. Devletin çarkları bu kez hızlı döndü. Ertesi sabah altıda kumsala bir konvoy girdi: zabıtanın kepçesi, üç kamyon ve arkada jandarma.
Battal yatağından fırlayıp kumsala koştu:
“Komiserim durun, protokolümüz var!”
Zabıta amiri kâğıda bir göz attı:
“Site yönetimi devletin kumsalını kiraya veremez. Bu kâğıt hiçbir şey ifade etmez.”
Battal bir şey daha söyleyecek oldu, zabıta amiri megafonu kaldırdı:
“Kıyıdaki bütün işgalleri derhal kaldırın! Beş dakikanız var!”
Beş dakika beklenmedi. Kepçenin kolu kalktı. Hasır şemsiyeler tek tek söküldü, yüz yirmi şezlong kamyonlara fırlatıldı. VIP tabelası paletlerin altında çıtır çıtır ezildi. Kıyı yarım saatte temizlendi.
Operasyondan sonra yönetim ofisinde hesaplaşma yaşandı. Battal’a ağır bir para cezası kesildi, büfenin kepenklerine mühür vuruldu. Sabri Bey hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Sabri Bey de titreyen elleriyle tek satırlık bir istifa yazdı: “Gördüğüm lüzum üzerine başkanlıktan istifa ediyorum.” Lüzumu kimin gördüğünü yazmadı.
Özgür Kumsal
Sevgi Hanım ile Kenan Bey kumsala yeniden indi. Güneş Sarımsaklı’nın sarı kumlarını parlatıyordu. Ne naylon ip vardı ne tabela. Çocuklar kıyıda kumdan kale yapıyor, yaşlılar havlularını ıslak kuma serip bacaklarını suya uzatıyordu.
“Pirzola kokusu bitti Kenan Bey. Kumsala iyot kokusu geri geldi.”
Kenan Bey çizgili havlusunu dalga çizgisinin tam üç metre gerisine, Şehmuz’un ilk sabah durdurduğu yere özenle yaydı. Köşelerini düzeltti, bastonunu yanına sapladı ve arkasına yaslandı.
“Sevgi Hanım, buyurun. Burası birinci sınıf VIP parseldir.”



