Zeytin Ağacının Dibinde Yoğurt Kapları
Ağustosun sıcak bir perşembe sabahı, saat 06.30. Bitez vadisindeki yüz yirmi villalık site uyanıyordu. Hava henüz ısınmamış, mandalina yapraklarında çiy parlıyordu. C Blok zemin kat 2 numaranın ahşap panjuru gıcırtıyla açıldı.
Dairede emekli arkeolog Şule Hanım oturuyordu: altmış beş yaşında, kalın kemik çerçeveli gözlüklü, boynunda Bodrum mavisi boncuklu bir fular. Elinde iki kiloluk bir kap tavuk ciğeri, ayağında turuncu bahçe terlikleriyle parmak uçlarına basarak ortak çimlerin köşesindeki asırlık zeytin ağacına yürüdü. Ağacın dibinde, üstleri mavi çöp poşetiyle kaplı on dört strafor kedi evi diziliydi. Şule Hanım cebinden bir çatal çıkarıp ciğerleri boş yoğurt kaplarına paylaştırdı, yanlarına bayat ekmek ve salam serpti.
“Gelin yavrularım, gelin canlarım! Şule anneniz ziyafet hazırladı!”
Çalılıkların arasından yirmi iki kedi fırladı. Ağacın arkasından üç iri sokak köpeği kuyruk sallayarak çıktı. Ciğer kokusu saniyeler içinde bütün bloğu sardı ve rüzgârla birinci katın balkonuna doldu.
Balkondan Madde Yağmuru
Birinci katta oturan emekli tekstilci Vedat Bey ağır kokuyla yatağında irkildi. Aşırı titiz bir adamdı; evinin her köşesinde dezenfektan şişesi dururdu. Balkon kapısını açınca yüzüne sıcak hava ve ciğer kokusu birlikte çarptı.
“Yine başladı ciğer seansı! Bütün yeşil sinekler balkona üşüştü!”
Aşağıda yirmi iki kedi ve üç köpek kahvaltı ediyordu. Köpeklerden biri Vedat Bey’in özenle suladığı begonvillerin dibine çiş yapıyordu. Çimlerde üç günlük kurumuş dışkılar vardı. Gece dörtte aynı köpekler motosikletlilere havlamış, bütün site sabaha kadar uyuyamamıştı.
“Şule Hanım! İllallah ettik! Burası site mi, hayvan barınağı mı?”
“Onlar dilsiz kullar Vedat Bey! Aç mı kalsın bu masumlar? Biraz merhametiniz olsun!”
Vedat Bey balkondan kırmızı kaplı bir kitapçık salladı:
“Ben merhamet değil, Kat Mülkiyeti Kanunu bilirim! Kat malikleri birbirini rahatsız edemez! Dün akşam torunum bahçede koşarken köpek havladı, çocuk az kalsın havale geçiriyordu!”
Şule Hanım çatalını havaya kaldırdı:
“Senin torunun taş atmasın onlara! Bu hayvanların yaşam hakkı kanunla korunuyor! Bana kanun öğretme Vedat Bey!”
Vedat Bey içeri koştu, telefonla fotoğrafları çekip site WhatsApp grubuna attı ve yönetimi derhal toplantıya çağırdı. Grup on dakika içinde ikiye bölündü: bir taraf sinekli begonvil fotoğrafları paylaştı, öbür taraf yavru kedi videoları. Biri de yanlışlıkla bayram mesajı attı, ağustosun ortasında.
Üçüncü Zarf
Öğleden sonra yönetim ofisinde hava kurşun gibiydi, çaylar soğumuştu. Yönetim kurulu başkanı emekli noter başkâtibi Muzaffer Bey gözlüğünü düzeltti. Masada iki sarı tebligat zarfı duruyordu.
“Değerli komşular, durum kontrolden çıktı. Haziranda ilk ihtarnameyi çektik. Temmuz başında ikinciyi. ‘Ortak alanı temizleyin’ dedik. Kedi sayısı on dörtten yirmi ikiye çıktı. Bahçede altı strafor kulübe daha tespit ettik. Köpekler gece havlayıp bebekleri uyandırıyor.”
“Bir de kedilerin isimleri var Muzaffer Bey. Biri bana ‘Vedat’ diye seslendi sandım, meğer sarı olanın adıymış.”
Vedat Bey masaya yumruğunu vurdu:
“Üçüncüyü çekelim Muzaffer Bey! Yönetim planı açık: ortak alanda hayvan barındırılamaz. Üç gün süre verelim. Kulübeleri kaldırmazsa dava açalım!”
Karar oy birliğiyle alındı. Kırk sekiz kat malikinin şikâyet dilekçesi dosyaya eklendi, karar defteri imzalandı. Muzaffer Bey otuz yıl noterde çalışmıştı; ihtarnamenin her kelimesini kendisi seçti, “tahliye” kelimesinin altını iki kez çizdi. Akşamüstü tebligat memuru sarı zarfı Şule Hanım’ın kapısına bıraktı.
Mama Kabı Operasyonu
Cuma sabahı yetmiş iki saatlik süre doldu. Saat onda Muzaffer Bey, Vedat Bey ve elinde siyah çöp poşeti ve tırmıkla site bekçisi İdris bahçedeydi. Şule Hanım pazara gitmişti.
“Hadi İdris, temizle şunları! At çöpe bütün straforları!”
İdris çekinerek ağaca yaklaştı, ilk kedi evine ayağıyla hafifçe dokundu; strafor parçalandı. Vedat Bey yoğurt kaplarına bir tekme attı, kokmuş ciğer çimlere saçıldı, kediler ağaçlara tırmandı.
Sitenin demir kapısı açıldı. Şule Hanım elinde pazar filesiyle içeri girdi, manzarayı görünce taze domatesler yere döküldü.
“Vandallar! Ne yapıyorsunuz siz?”
İdris’in üstüne koştu, çantasından yarım kiloluk ıslak mama poşetini çıkarıp yırttı ve jöleli içeriği var gücüyle Vedat Bey’e fırlattı. Mama beyaz keten gömleğe yapıştı, kahverengi et parçaları aşağı süzüldü. Şule Hanım tırmığı İdris’in elinden kaptı:
“Dokunmayın yavrularımın yuvasına! Sizi jandarmaya veririm!”
“Hayvan hakları savunucularını buraya yığarım!”
“Bana mama fırlattı! Muzaffer Bey, şahit olun!”
Bütün site pencerelere ve balkonlara çıktı. Kimi Şule Hanım’ı alkışladı, kimi Vedat Bey’e hak verdi.
“Ayıp be Şule Hanım, adamın üstü battı!”
“Helal olsun Şule Hanım, hayvanları koru!”
Kediler ise ağaçtan inip yere saçılan ciğeri sessizce bitirdi. Kavganın tek galibi onlardı.
Kedili Duruşma
Yönetim dava açtı. Duruşma günü adliye koridorunda yirmi kadar hayvansever toplandı. Şule Hanım kucağında Pamuk adlı, tek gözü kör bir sarmanla salona girdi. Mübaşir kapıda durdurdu:
“Kediyi dışarı çıkarın hanımefendi! Salona hayvan sokulamaz!”
“O benim canlı delilim! Bakın bu masum cana nasıl kıyacaklar?”
“Kimse kıymıyor hanımefendi, sadece salonda olmasın.”
“Salonda olmazsa kucağımda olur.”
Yönetimin avukatı ayağa kalktı:
“Sayın hâkim, davalı ortak bahçeyi kontrolsüz bir barınağa çevirmiştir. Müvekkillerim koku ve gürültüden balkonlarına çıkamamaktadır.”
Şule Hanım’ın avukatı da kalktı:
“Sokak hayvanları sahipsizdir, bulundukları yerde korunurlar. Beslemek vicdani bir görevdir.”
Pamuk bu sırada tek gözüyle Vedat Bey’e baktı ve esnedi. Hâkim dosyadan başını kaldırdı:
“Hayvanları beslemek elbette olur. Ortak bahçeyi barınağa çevirmek olmaz. Taraflar bir ara bulsun, ben de yerinde bakacağım.”
Tarafsız Bölge
İki hafta sonra bahçede keşif yapıldı, bilirkişi veteriner çimleri adım adım dolaştı. Sonunda taraflar uzlaştı: binaların önündeki strafor kulübeler kalkacak, ortak çime çiğ ciğer dökülmeyecek, sitenin en arka köşesindeki zeytinlikte bir besleme noktası kurulacak. Besleme yalnızca kuru mamayla ve sabah yediyle sekiz arasında yapılacak, hayvanların aşıları belediye veterinerine yaptırılacaktı.
Kimse tam memnun olmadı, ama savaş bitti. Strafor evlerin yerine boyalı ahşap iki kulübe yapıldı, kediler yeni adreslerine çabuk alıştı. Vedat Bey’in gömleğindeki leke kuru temizlemede zor çıktı ama çıktı. Ve ihtarnameler çekmecelere kaldırıldı.
Bir sabah saat yedi buçukta Şule Hanım kuru mama torbasıyla zeytinliğe yürüdüğünde besleme noktasında birini buldu. Vedat Bey çömelmişti; önünde Pamuk, elinde bir simit.
“Vedat Bey! Ortak alanda hayvan besliyorsunuz!”
“Besleme noktası burası Şule Hanım. Saat de yedi buçuk. Kurallara uygun.”
“Simit kuru mama mı?”
Vedat Bey simitten bir parça daha kopardı.
“Susamlısı. Ciğer kokmuyor.”



