Tüplü Televizyonun Sonu

Ağustosun son cuması, saat 14.15. Güzelçamlı sahilindeki yüz altmış villalık site sıcaktan kavruluyordu. Dilek Yarımadası’ndan esen çam kokusu sitenin ahşap pergolalı lokaline doluyordu. Lokal kırk yıldır aynıydı. Duvarda sararmış plastik kasalı, yetmiş iki ekran tüplü bir televizyon asılıydı; ekranda karlı çizgiler gezinir, kanallar ancak anten kablosu kıvrılınca netleşirdi. Emekliler o ekranda yirmi yıl haber izlemişti.

O cuma nizamiyeye beyaz bir servis minibüsü yanaştı. İçinden iki genç teknisyen indi, ellerinde iki metre boyunda bir koli: “75 İnç Ultra HD 4K Smart OLED TV.” Yanında bir metrelik soundbar, iki çanak anten ve dijital maç kutusu. Lokalde altı masa okey oynuyordu; tavla pullarının şakırtısı kesildi, çay kaşıkları bile durdu.

Kapıda emekli deniz kurmay albay Bedri Bey belirdi. Sitenin sekiz yıllık yönetim kurulu başkanıydı; ayağında lacivert espadriller, elinde telsiz. Teknisyenlere teftiş subayı gibi işaret etti:

“Sağa yanaş evladım! Kutuyu gölgeye bırakın! Doğrudan taş şöminenin üstüne asacaksınız!”

Lokalin emektar çaycısı İdris’in elindeki tepsi tir tir titredi:

“Bedri Beyim, bu canavar da nedir?”

“Çağdaşlaşma hamlesidir İdris. Sitemizi dijital çağa taşıyoruz. Karlı ekranda göz bozmak yok artık.”

Kamera Ekranı mı, Maç Keyfi mi?

Haber begonvilli patikalarda fırtına hızıyla yayıldı. İlk itiraz emekli Sayıştay denetçisi Vural Bey’den geldi. Yetmiş dört yaşındaydı; gözlüğü burnunun ucunda, elinde deri kaplı bütçe defteriyle koştu. Şöminenin traverten mermeri matkapla deliniyor, taş tozu tavla pullarının üstüne yağıyordu.

“Bedri Bey, durdurun şu matkabı! Hangi bütçeyle bu kutuyu asıyorsunuz?”

“Genel kurul kararıyla Sayıştaycım. Temmuz bütçesinde güvenlik izleme faslı vardı. Yüz yirmi bin lirayı siz de onayladınız.”

Vural Bey cebinden toplantı tutanağını çıkarıp Bedri Bey’in gözüne soktu:

“Orada güvenlik kamerası monitörü yazıyor! Yetmiş beş inç sinema ekranı yazmıyor! Surround ses sistemi yazmıyor! Üç yıllık Avrupa maç paketi hiç yazmıyor! Bu lüks bir yeniliktir, böyle masrafa çoğunluk da yetmez. Faydalanmayan malik de tek kuruş ödemez!”

Bedri Bey bıyığını sıvazladı:

“Vizyonunuz dar Vural Bey. Kamera görüntüleri ekranda sekize bölünecek. Sol üstte plaj kapısı, sağ üstte çocuk havuzu. Kalan ekranda haberleri açacağız. Site güvenliğiyle kamu menfaatini birleştirdik.”

“Ben futbol izlemem! Haberleri de kendi terasımda izlerim! Yarın sabah mahkemeye giderim!”

Yedi Haberleri Krizi

Pazartesi akşamı yediye beş kala lokal tıklım tıklımdı. Yeni ekran şöminenin üstünde simsiyah parlıyordu; görüntü o kadar netti ki stadyumdaki çim taneleri sayılıyordu. Salonda dört cephe kurulmuştu.

Birinci cephede, Bedri Bey’in başında oturduğu emekli subaylar ana haber bültenini istiyordu; dış politika analizi şarttı. İkinci cephede emekli edebiyat öğretmeni Nebahat Hanım’ın önderliğindeki briç kulübü TRT Müzik’i istiyordu:

“Yeter artık sizin savaş haberleriniz! Akşam serinliğinde iki şarkı dinlemek hakkımızdır.”

Üçüncü cephede İstanbul’dan gelen yazılımcı Kaan ve gençler vardı. O akşam Şampiyonlar Ligi eleme maçı oynanıyordu:

“Bedri Amca, bütün gün haber izlediniz zaten! Yılda bir kez temsilcimizin maçı var!”

Dördüncü cephe köşedeki tavlacılardı. Emekli astsubay Selami Bey zarları fırlattı:

“Kapatın şu canavarın sesini! Düşeş atıyoruz, tank sesi geliyor! Burası dinlenme lokali mi, cephe hattı mı?”

Bedri Bey koltuğundan kıpırdamadı. Kumandayı lacivert hırkasının sağ cebine sokmuş, elini cepten hiç çıkarmıyordu.

“Kamu menfaati her eğlenceden üstündür! Dünya kaynarken burada top peşinde koşulmaz!”

Gece Yarısı Sızma Operasyonu

Salı gecesi lokal boşalınca Bedri Bey kumandayı İdris’e teslim etti:

“Tezgâhın arkasındaki çelik kasaya kilitleyeceksin. Sabah sekize kadar kimseye vermek yok.”

Gece yarıyı yarım saat geçe arka bahçeden lokalin penceresi aralandı. Kaan ve üç arkadaşı içeri süzüldü; niyetleri oyun konsolu bağlayıp sabaha kadar turnuva yapmaktı. Kasayı açamadılar. Kaan televizyonun arkasındaki minik düğmeyi buldu ve bastı.

Ekran bembeyaz bir ışık saçtı. Ses sistemi son seviyede unutulmuştu; hoparlörlerden dev bir açılış melodisi patladı. Yüz altmış villanın camları zangırdadı, çamlardaki saksağanlar havalandı, C Blok’ta uyuyan torunlar feryatla uyandı, bekçi düdüğünü öttürerek koştu. Bedri Bey çizgili ipek pijamasıyla balkona fırladı:

“Lokal binasına sabotaj var! Bütün gece devriyesi bahçeye insin!”

Gençler zeytinliğe kaçtı. Ekranda tek bir mavi yazı donup kaldı: “Sinyal Bulunamadı.”

Ertesi sabah servis yeniden geldi. Bedri Bey cihaza altı haneli ebeveyn kilidi koydurdu, şifreyi yalnızca kendisi ezberledi. Düğmelerin önüne kilitli pleksiglas bir kutu takıldı. Lokal artık bir komuta kontrol merkeziydi.

Frekans Savaşı

Perşembe akşamı Nebahat Hanım sarmaşıklı kamelyada gizli bir komite topladı. Masada çay, cevizli kek ve çekirdek; etrafında Vural Bey, Selami Bey ve Kaan.

“Bu tek adam rejimine son vereceğiz. Televizyon yüz altmış hanenin ortak malıdır. Kimse kumandayı tapulu arazisi yapamaz.”

Kaan telefonunu çıkardı:

“Kızılötesi adaptör taktım, evrensel kumanda kodlarını indirdim. Bedri Amca’nın şifresi bu frekansı durduramaz.”

Vural Bey gözlüğünün üstünden baktı:

“Hukuken bu meşru müdafaa sayılır.”

Akşam sekizde Bedri Bey şöminenin önündeki berjerine kurulup kumandayı masaya bir tabanca gibi koydu. Spiker ciddi bir tonla haber okurken ekran birden karardı ve TRT Müzik’te bir Rast şarkı başladı. Bedri Bey kanalı geri aldı. On beş saniye sonra ekran spor kanalına atladı, spiker gol diye bağırıyordu.

“İdris! Cihaza dışarıdan siber saldırı var!”

Selami Bey köşeden zarları salladı:

“Bedri, cihaz milli iradenin sesini dinliyor!”

Bedri Bey salonu süzdü. Kaan masum masum sodasını yudumluyordu, ama masanın altındaki parmakları telefonda geziniyordu.

“Elektronik harp ha! Bunu disiplin dosyasına ekleyeceğim!”

Kumanda Protokolü

Cuma sabahı olağanüstü lokal meclisi yeşil çuhalı bilardo masasında toplandı. Vural Bey sarı kaplı kanun kitabıyla, Bedri Bey kurmay cetveli ve büyük bir zaman çizelgesiyle oturdu. Nebahat Hanım arabulucuydu:

“Mahkemeye gidersek cihaz mühürlenir, yüz yirmi bin liralık ekran duvarda çürür. Avukat parası da cabası. Medeni insanlar gibi bir tarife çıkaracağız.”

Üç saat sonra protokol yazıldı. Altı buçukla yedi buçuk arası haber, sekize çeyrek kalaya kadar sanat müziği ve belgesel, sonrası Türk takımlarının Avrupa maçları. Her saat başında tavlacılar için on dakika mutlak sessizlik. Kumanda çay ocağının duvarına çelik zincirle asılacak; kumandayı cebine koyup lokali terk eden malike yüz elli lira çay cezası kesilecekti. Altına kırk iki daire sakini imza attı.

O akşam ekran pırıl pırıl açıldı. Önce Bedri Bey bülteni izledi, ardından Nebahat Hanım’ın korosu çaldı, gece de gençler maçı izledi. Şöminenin mermerinden ince bir çelik zincir sarkıyordu.

Bülten bitince Bedri Bey alışkanlıkla kumandayı hırkasının cebine koydu, kalkıp kapıya yürüdü. Üçüncü adımda bir şey onu geri çekti.

İdris tezgâhın arkasından seslendi:

“Yüz elli lira Bedri Beyim. Çay da benden.”