📍 SAYFİYE KRONİĞİ
SİTENİN ÇOCUKLARI

Erdek'ten Çeşme'ye Yazlık Medeniyeti, Apartman Savaşları & Aidat Dramaları

Sitenin Çocukları 📍 Burhaniye, Ören, Ege

Akşam Ezanı Öncesi Son Kale Maçı: Skor 14-3 Olsa Bile 'Atan Kazanır' Kuralı

Burhaniye Ören sahilindeki tozlu toprak sahada iki taş arasına kurulan kalelerde, minareden ezan sesi yükselene kadar süren, 14-3 yenilen takımın tek bir golle şampiyon ilan edildiği unyazılı mahalle kanunu.

📌 Yazlık Kanunu: "Mahalle futbolunda hiçbir skor nihai değildir; akşam ezanı başladığında bütün evren sıfırlanır ve 'atan kazanır' kanunu devreye girer."
SC Sitenin Çocukları Masası
Anı kodu: aksam-ezani-oncesi-son-kale-maci-golu-atan-kazanir-kurali
Akşam Ezanı Öncesi Son Kale Maçı: Skor 14-3 Olsa Bile 'Atan Kazanır' Kuralı

I. Saat 19:10: Ören Toz Sahasında Batan Güneş ve Taş Kaleler

Güneş Burhaniye Ören sahilinin arkasındaki zeytinliklerin üstüne doğru kızıl bir kavisle iniyordu. Saat tam 19:10’du. Havadaki kavurucu sıcaklık yerini tatlı bir akşam serinliğine bırakıyordu.

Ören Gül Sitesi’nin arkasındaki boş arsa devasa bir futbol arenasına dönmüştü. Sahanın zemini ince kırmızı killi topraktandı.

Koşan her çocuğun arkasından göğe doğru kızıl bir toz bulutu yükseliyordu. Havada kesif bir ter, kuru toprak, adaçayı ve deniz tuzu kokusu vardı.

Kale direkleri denizden özenle toplanmış yassı gri taşlardı. Kalelerin genişliği büyük adımlarla tam dört adımdı.

Üst kale direği yoktu. Bu yüzden havadan geçen her sert şutta sahada büyük kıyamet kopardı.

Sahanın ortasında on iki yaşındaki kaptan Mustafa dikiliyordu. Sırtındaki sarı tişört terden sırılsıklam olmuştu. Göğsü bir körük gibi hızla inip kalkıyordu.

Diz kapaklarında dün akşamki maçtan kalma kırmızı tentürdiyotlu kabuklar parlıyordu.

Ayağının altında dönemin en kıymetli eşyası duruyordu: Mavi dikişli Derby meşin top.

Mustafa topun tek ve mutlak sahibiydi.

Forvet Kaan alnındaki boncuk boncuk terleri koluna sildi:

— “Mustafa! Maç kaç kaç oldu oğlum?”

— “Biz on dört, siz üçsünüz Kaan!”

— “Ne on dördü lan? On golü geçmediniz daha!”

— “Saydım oğlum ben. İki penaltı, üç aşırtma, dokuz tane de yerden!”

— “Taşın üstünden geçen o şut gol değildi ama!”

— “Bal gibi goldü. Kaleci Emre elini bile kaldıramadı!”

Kaleci Emre kale taşının üstüne çökmüş, dizlerindeki tozları temizliyordu:

— “Top üst direğin iki metre üstünden geçti Mustafa! Resmen auttu o!”

— “Direk mi var sahada velet? Taşın hizasındaydı işte, golü yazdım!”


II. ‘Top Benim, Takımı Ben Kurarım’: Mavi Meşin Topun Diktatörlüğü

Sokak futbolunda adaletin terazisi topun sahibinin iki dudağının arasındaydı. Sahada katı ve tartışmasız bir feodalite hüküm sürerdi.

Top kiminse kaptan oydu. Kaleyi ilk o seçerdi.

Takım arkadaşlarını ilk o alırdı. Hatta canı sıkılırsa topunu koltuğunun altına alır, maçı anında bitirip evine dönerdi.

Mustafa bu diktatörlüğün tadını sonuna kadar çıkarıyordu.

Takım seçimi maçın başında adımlama yöntemiyle yapılmıştı. Mustafa ile rakip kaptan Kaan burun buruna gelmişti: Aldım, verdim, ben seni yendim.

Mustafa mahallenin en hızlı koşanlarını kendi yanına toplamıştı. Kaan’a ise gözlüklü çocukları ve mahallenin en tombul çocuğu olan kaleci Emre’yi bırakmıştı.

Bu adaletsiz kadro dağılımı skora doğrudan yansımıştı. Skor kısa sürede 14-3’e fırlamıştı.

Sahanın unyazılı kanunları tablosu şöyle işliyordu:

Yazısız KuralUygulama BiçimiAdalet SeviyesiOlası Kavga Riski
Topun Sahibi Kuralı“Top benim, penaltıyı ben atarım”Sıfır Adalet%85 (Topu alıp gitme tehdidi)
Üç Korner Bir PenaltıKorner direği olmadığı için sayımOrta Adalet%50 (Çizgi tartışması)
Atan Alır KanunuTop bahçeye kaçarsa vuran kişi getirirMutlak Adalet%20 (Korkakça kaçışlar)
Abanmak Yok KuralıSert şut çeken oyuncu uyarılırDeğişken%40 (Pis burun kavgası)
Atan Kazanır KanunuEzan başlayınca skor sıfırlanırİlahi Adalet%100 (Kıran kırana son hücum)

III. Skor Tabelası 14-3: Toz Duman ve Arabanın Altına Kaçan Top

Saat 19:25 oldu. Güneş batı ufkunda devasa bir portakal gibi eridi. Sahadaki gölgeler upuzun uzadı.

Topu görmek artık gittikçe zorlaşıyordu. Kaan’ın takımı tam on dört gol yemişti ama pes etmeye hiç niyetleri yoktu.

Çocukluk onuru her şeyden üstündü. Üç farklı yenilgi asla kabul edilemezdi.

Kaan orta sahadan topu hırsla ileriye doğru dürttü:

— “Basın önde basın! Pas yapın biraz!”

— “Nefesimiz bitti Kaan! Ciğerimiz yanıyor!”

— “Koşun diyorum size! Bir gol daha atalım bari!”

Mustafa defansın arkasında elleri belinde kahkahalar atıyordu:

— “Yorulmayın boşuna Kaan! Tarihi hezimet yaşıyorsunuz!”

— “Gülme Mustafa! Henüz maç bitmedi!”

— “Daha ne bitecek oğlum? On bir fark var arada!”

Tam o sırada Kaan sert bir şut çekti. Top yön değiştirdi. Yol kenarında park etmiş Murat 131 arabanın altına kaçtı: Güm!

Saha anında durdu. Herkes birbirine baktı. ‘Atan alır’ kanunu hemen devreye girdi.

Kaan yere yattı. Tozlu asfalta karnının üstüne uzandı. Arabanın egzoz borusunun yanından topu elleriyle çekip çıkardı. Üstü başı motor yağı olmuştu.

Mustafa alay etti:

— “Tebrikler Kaan, tamirci çırağı gibi oldun!”

— “Uzatma Mustafa! Korner kazandık, üç korner oldu!”

— “Ne penaltısı oğlum? Penaltı noktası dokuz adımdır, say bakalım!”

Kaan kalenin önünden dokuz büyük adım saydı. Topu tozun üstüne dikti.


IV. Balkonlardan Yükselen Anne Kırbacı: ‘Mustafaaa, Eve Gel!’

Saat tam 19:35’te sahanın hemen yanındaki A Blok balkonlarında hareketlilik başladı.

Beyaz tül perdeler aralandı. Anneler kollarında yemek önlükleriyle demirlere dayandılar.

İlk ses Mustafa’nın annesi Şükran Hanım’dan geldi:

— “MUSTAFAAAA! EVE GEL ÇABUK! SOFRA KURULDU!”

Mustafa topu sürerken başını bile kaldırmadı:

— “Anne beş dakika daha! Maç bitiyor!”

— “Ne beşi çocuk? Baban oturdu sofraya, terlik geliyor bak!”

Ardından Kaan’ın annesi balkondan seslendi:

— “Kaaan! Banyon hazırlandı, koş eve!”

— “Anneciğim son atak bu! Geliyorum hemen!”

— “Her akşam aynı numara! Bacakların toz içinde yine!”

Annelerin balkon çağrıları sahanın alarm sirenleriydi. Bu çağrılar yapıldığı an herkes bilirdi ki maçın son iki dakikası başlamıştı.

Eğer biraz daha gecikirlerse babalar balkona çıkardı.

Babaların balkona çıkması ise kırmızı kart demekti.

Bir baba balkondan bağırdığı an maçı terk etmemek imkansızdı. Dayak ve akşam hapsi kapıdaydı.

Zaman hızla daralıyordu.

Karanlık sahanın üstüne siyah bir örtü gibi çökmeye başladı.

Top artık sadece silüet halinde seçiliyordu. Oyuncular birbirini gölgelerinden tanıyordu.


V. Minareden Yükselen Ezan ve Büyük Ferman: ‘Atan Kazanır!’

Saat tam 19:42 oldu.

Ören Merkez Camii’nin minaresindeki yeşil ışıklar yandı.

Hemen ardından o beklenen kutsal ses gökyüzünde yankılandı:

— “Allaaaahu Ekber… Allaaaahu Ekber…”

Saha bir anda buz kesti. Herkes yerinde donakaldı.

Mustafa topun üstüne bastı. İki elini beline koydu:

— “Ezan okundu beyler! Maç bitti!”

Kaan hemen Mustafa’nın önüne dikildi. Gözleri çakmak çakmak parlıyordu:

— “Bitmedi Mustafa! Bitmedi!”

— “Ezan okunuyor oğlum, duymuyor musun?”

— “O kuralı biliyorsun Mustafa. Ezanın ilk ‘Allahu Ekber’inde son kural geçerlidir!”

— “Hangi kuralmış o?”

Kaan derin bir nefes aldı. Sahayı inleten o tarihi fermanı haykırdı:

— “ATAN KAZANIR! SON GOLÜ ATAN MAÇI ALIR!”

Mustafa alaycı bir tavırla güldü:

— “Dalga mı geçiyorsun Kaan? Skor 14-3 oğlum! On bir fark var!”

Kaan’ın takımındaki bütün çocuklar bir anda etrafını sardı:

— “Atan kazanır dedik Mustafa! Sokak kanunu bu!”

— “Korkuyor musun yoksa Mustafa?”

— “Kim korkuyormuş ulan? Tamam be! Atan kazanır!”

— “Son golü atan şampiyon olur!”

İşte o an dünyadaki bütün matematiksel mantık çöktü.

Yetmiş dakikalık mücadele, atılan on dört muazzam gol, çekilen şutlar bir saniyede sıfırlandı.

Evren tek bir gole indirgendi.

Skor 14-3’ten birdenbire 0-0’a eşitlendi.


VI. Karambol Golü, İtiraz Tufanı ve Karanlıkta Kardeşlik

Santra bile yapılmadı. Mustafa topu hırsla ileriye doğru dikti.

Bütün oyuncular topun düştüğü yere çılgın gibi koştu.

Sahanın ortasında devasa bir toz kasırgası koptu. Yirmi bacak birbirine dolandı.

Kör karanlıkta kimin kime vurduğu belli değildi: Şak… Şup… Çat!

Top karambolden sekti. Kaan’ın önüne düştü.

Kaan kaleye baktı. Mesafe yaklaşık sekiz metreydi.

Kaleci tombul Emre kale taşlarının arasında dev gibi dikiliyordu.

Kaan sağ ayağının burnuyla topa bütün gücüyle abandı: BOMMM!

Top yerden hızla süzüldü. Mustafa’nın bacaklarının arasından geçti.

Taş kale direğinin tam beş santim yanından içeri girdi: Gooool!

Kaan iki kolunu havaya kaldırıp kumlara diz çöktü:

— “GOOOOL BE! BİZ KAZANDIK! ŞAMPİYON BİZİZ!”

Mustafa ellerini havaya savurarak hakem gibi bağırdı:

— “Ne golü be! Taşın dışından geçti top!”

— “İçinden geçti Mustafa! Gözümüzün önünde girdi!”

— “Karanlıkta nereden gördün taşı ulan?”

— “Taş orada duruyor işte, bak tam içinden aktı!”

— “Kabul etmiyorum! Gol değil bu!”

— “Bal gibi gol! Atan kazanır dedin, kabul ettin!”

Tartışma üç dakika boyunca hararetle sürdü.

Fakat camiden ezanın son dizeleri yükselirken kavga kendiliğinden söndü.

Mustafa yerde duran mavi meşin topu kucağına aldı. Tozunu eliyle sildi.

Kaan’a doğru baktı. Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi:

— “İyi vurdun ama pis burunla vurdun Kaan.”

— “Gol goldür Mustafa. Yarın rövanşı yaparız.”

— “Yarın saat 17:00’de buradasınız. Bu sefer yirmi fark atacağım size.”

— “Görürüz bakalım kim kime atıyor.”

Çocuklar terliklerini ellerine aldılar. Çoraplarını ceplerine tıkıştırdılar.

Karanlık arsanın içinden evlerine doğru yan yana yürüdüler.

Skor tabelası tarihe 14-4 olarak değil, Kaan’ın takımının 1-0 zaferi olarak geçti.

Çünkü yazlık sitelerinin sokak futbolunda önemli olan skorlar değil, o ezan sesinin altında yaşanan sonsuz umuttu.

Sıradaki Yazlık Dosyaları