Çeşme Dalyan Balıkçı İskelesi: Mazot Kokulu Ağlardan Sonsuzluk Havuzuna Sınıf Çatışması
Pancar motorlu takaların yanına kondurulan akıllı villalar, sabah ağ temizliğine sinirlenen yeni komşular ve Çeşme Dalyanköy'ün yarım asırlık kooperatif dönüşümü.
cesme-dalyan-balikci-iskelesi-ve-eski-kooperatiflerin-lukslesmesi
I. Saat 05.40: Dalyan Barınağı, Mazot Dumanı ve Sessiz Çatışma
Saat tam 05.40’tı.
Çeşme Dalyanköy balıkçı barınağında hava henüz ağırmamıştı. Gökyüzü lacivertti.
Ege Denizi’nden serin bir sabah yeli vuruyordu. Dalgakırana çarpan su çırpıntı yapıyordu.
Liman içi ağır bir mazot kokuyordu. Çürümüş yosun kokusu burna çarpıyordu.
Necmi Kaptan eski ahşap takasını rıhtıma yanaştırdı. Dokuz metrelik emektar teknenin adı Kısmet 35 idi.
Tek silindirli pancar motoru kulakları sağır eden bir ritimle çalışıyordu. Pat pat pat.
Her patlamada egzozdan koyu mavi bir duman yükseliyordu. Bu duman kırk metre ilerideki villanın camına çarpıyordu.
Villa henüz geçen kış tamamlanmıştı. Brüt beton, antrasit alüminyum ve devasa cam cepheler vardı.
Bahçesinde taşmalı bir sonsuzluk havuzu yapılmıştı. Suyun üstünde turkuaz led lambalar yanıyordu.
Tam o anda villanın ikinci katındaki sürgülü cam sertçe açıldı.
Üzerinde ipek sabahlığıyla kırk yaşlarında bir adam belirdi. Adam İstanbullu bir fon yöneticisiydi.
Gözleri uykusuzluktan kıpkırmızıydı. Barınaktaki balıkçılara doğru bağırdı.
— “Kaptan, kapat şu motoru artık! Saat sabahın beşi!”
Necmi Kaptan ağları güverteden rıhtıma fırlatıyordu. Başını bile kaldırmadı. Sakin bir sesle konuştu.
— “Burası balıkçı barınağı evlat! Disko pisti değil!”
— “Milyon euro verdik biz bu eve! Dinlenmeye geldik buraya!”
— “Biz de yetmiş yıldır ekmek çıkarmaya geliyoruz!”
— “Zabıtayı arayacağım, gürültü ölçümü yaptıracağım!”
— “Ara evladım. Kooperatif başkanı da zabıtanın kayınpederi zaten!”
— “Hukuk var bu ülkede, desibel sınırı var!”
— “Denizde kanun başka işler beyim. Balık desibel dinlemez.”
Necmi Kaptan takanın gaz kolunu bir tık daha açtı. Motor daha tok gürledi.
Dalyanköy’de sabah vardiyası resmen başlamıştı. Mazot dumanı bahçedeki begonvillerin arasından süzüldü.
Pahalı parfümler ile yanık yağ kokusu birbirine karıştı.
II. 1978’den Bugüne: Mütevazı Kooperatiflerin Lüks Kuşatması
Dalyan her zaman böyle değildi.
1970’lerin sonunda burası küçük bir balıkçı köyüydü. Sakız Adası’na bakan dar bir boğazı vardı.
Köyün tek geçim kaynağı lagün balıkçılığı ve barbunyaydı. Köy kahvesinde sadece çay ve adaçayı içilirdi.
1980 askeri darbesi sonrası ilk kooperatifler geldi. İzmirli memurlar, hekimler ve lise öğretmenleri kooperatif kurdu.
S.S. Dalyanköy Konut Yapı Kooperatifi 1982’de temeli attı. Arsalar zeytinliklerden ucuza alınmıştı.
Evler tek tipti. İki katlı, beyaz kireç badanalı, çatıları Marsilya kiremitliydi.
Bahçelere zeytin fidanları dikildi. Mor begonviller taş duvarları sardı. Bahçe kapıları yeşil boyalı demirdendi.
Hiçbir evde özel yüzme havuzu yoktu. Deniz hemen iki adım ötedeydi. Kimse klorlu suda yüzmeyi düşünmezdi.
Akşamları verandada karpuz kesilirdi. İzmir tulum peyniri sofranın baş tacıydı.
Komşular birbirine zeytinyağlı taze fasulye ikram ederdi. Çocuklar sokakta bisiklet yarışı yapardı.
Sitede iki temel kural vardı. Öğle sıcağında gürültü yapılmazdı. Gece bahçe sulama sırası bozulmazdı.
Pazartesi ve perşembe günleri kuyu suyu sırayla verilirdi. Kimse komşusunun sırasını çalmazdı.
Sonra 2010’lu yıllar geldi. Alaçatı kalabalıktan nefes alınmaz hale geldi. Fiyatlar çıldırdı.
Rant rüzgarı Dalyan’a doğru sert esti. Eski kooperatif hisseleri birer birer toplandı.
Müteahhitler yaşlı maliklerin kapısını çaldı. İki bitişik parseli birleştirme teklifleri yapıldı.
Eski beyaz badanalı evler dozerlerle yıkıldı. Yerlerine yüksek taş duvarlı malikaneler yapıldı.
Eski memurlar bu paralara dayanamadı. Hisselerini satanlar Dikili ve Ayvalık tarafına göç etti.
Kalan yaşlı kooperatifçiler ise kendilerini lüks bir kuşatmanın tam ortasında buldu.
III. “Ağlarınızı Bahçe Duvarımdan Çekin”: Koku ve Görgü İmtihanı
Dalyan sahil şeridinde sabah yürüyüşü bir gerilim filmidir.
Saat 07.00 suları. Kooperatifin emektar emeklileri kordona çıkar. Ayaklarında cırt cırtlı sandaletler vardır. Ellerinde tahta bastonlar bulunur.
Karşı kaldırımdan ise yeni villa sakinleri gelir. Kulaklarında son model kablosuz kulaklıklar takılıdır.
Üzerlerinde tasarım spor kıyafetleri vardır. Yanlarında cins köpeklerini gezdirirler.
Balıkçı Şükrü Dayı ağlarını kaldırıma sermiştir. Ağlara takılan yosunları ve küçük çağanozları ayıklar.
Ağlardan etrafa yoğun bir deniz ve balık pulu kokusu yayılır. İyot kokusu genizleri yakar.
Yeni komşulardan Selin Hanım yanındaki fino köpeğiyle geçer. Köpek ağlara doğru havlar.
— “Şükrü Bey, bu pis kokuyu bahçemin önünden kaldırır mısınız?”
— “Pis değil ablacım o. Deniz kokusu, kısmet kokusu bu.”
— “Köpeğim mikrop kapacak, rica ediyorum kaldırın şunları!”
— “Bizim torunlar bu ağların üstünde büyüdü hanımım. Hiçbirine bir şey olmadı.”
— “Burası rezidans bölgesi artık, farkında mısınız?”
— “Burası Dalyan limanı kızım. Rezidans dediğin dün geldi, yarın gider.”
— “Belediyeye şikayet dilekçesi verdim bile!”
— “Dilekçene selam söyle, zabıta amiri amcamın oğludur.”
Bu diyalog yaz boyunca her salı günü tekrarlanır. Kimse geri adım atmaz.
Balıkçılar ağlarını kasten villaların taş duvarlarına yaslar. Ağların kurşunları duvara çarpar. Tık tık ses çıkarır.
Güneşte kuruyan ağlar beyaz tuz lekeleri bırakır. Bu lekeler temiz taş duvarı kirletir.
Villa sahipleri ise bahçe çitlerine yüksek çözünürlüklü güvenlik kameraları taktırır. Kameralar doğrudan limana bakar.
Hatta bir malik site ortak grubuna fotoğraf attı. Fotoğrafta bir balıkçı teknesinin kuruyan çaparisi vardı.
Altına sitem dolu bir mesaj yazdı:
“Bu görüntü kirliliği mülk değerimizi yüzde 20 düşürüyor.”
Eski kooperatif başkanı Halil Amca telefona sarıldı. Tek satır cevap yazdı:
— “Balık olmasa o villanın manzarası lağım çukurundan farksızdır.”
Mesaj grupta fırtına kopardı. Üç kişi gruptan ayrıldı. İki avukat ihtarname hazırladı.
IV. İskelede Palamar ve Tonoz Savaşı: Gulet mi, Sandal mı?
Dalyan Barınağı Su Ürünleri Kooperatifi’nin iskelesinde yer bulmak imkansızdır.
Eskiden iskelede 30 tane ahşap taka bağlıydı. Her takanın yeri babadan oğula geçerdi.
Tonoz taşları kırk yıldır deniz dibinde sabit dururdu. Kimse kimsenin halatına dokunmazdı.
Şimdi ise durum çok farklı bir hal aldı.
16 metrelik lüks motoryatlar barınağa girmeye çalışıyor.
Marina fiyatları Çeşme merkezde astronomik seviyeye ulaştı. Gecelik bağlama ücreti iki emekli maaşını aştı.
Yat sahipleri gözlerini köy barınağına dikti. Burası bedavaydı veya cüzi bir aidatı vardı.
Bir cumartesi günü yat sahibi iş insanı Erkut Bey teknesiyle iskeleye yanaşmak istedi.
Teknenin parlak beyaz burnu Necmi Kaptan’ın sandalı Kısmet 35’e yarım metre yaklaştı.
— “Kaptan! Çek şu takayı az ileriye, palamar atacağım!”
— “O takanın tonozu dipte taşa bağlı beyim. Çekemem bir milim bile.”
— “Sana beş bin lira nakit vereyim, yerini bana bırak bu gece.”
— “Benim teknem o tonozda kırk yıldır bağlı. Senin paran buradaki yosunu satın alamaz.”
— “Barınak kamu malı değil mi kardeşim? Paramla değil mi?”
— “Kamu malı ama balıkçıya tahsisli. Git Alaçatı Marina’ya bağla tekleni!”
— “Orası gecelik yirmi bin lira istiyor!”
— “Hem trilyonluk teknen var hem paran yok, bu ne iş be beyim?”
İskeledeki diğer balıkçılar kahkahayı bastı.
Erkut Bey teknesini geri vitese taktı. Güçlü pervaneler köpükler saçarak limanı dalgalandırdı. Küçük sandallar beşik gibi sallandı.
Barınak yönetimi hemen o akşam acil olağanüstü toplantı yaptı.
Kooperatif kahvesinde çaylar içildi. Yeni bir karar deftere tükenmez kalemle yazıldı:
“Boyu 8 metreyi aşan ve sarı ruhsatı olmayan hiçbir tekne mendirek içine bağlanamaz.”
Kararın altına tüm üyeler mühür bastı. İmzalar atıldı.
Ertesi gün liman girişine dev bir sarı şamandıra atıldı. Dar geçit daha da daraltıldı.
Böylece kooperatif, milyonluk teknelere karşı ilk deniz barikatını kurdu.
V. Cevat’ın Yeri Masaları ve Değişen Dalyan Geceleri
Güneş Dalyan Boğazı’nın ardında batarken köyün havası biraz yumuşar.
Köy meydanındaki balık lokantaları masalarını rıhtıma doğru kurar. Beyaz örtüler rüzgarda dalgalanır.
Cevat’ın Yeri ve Fahri’nin Yeri’nde mezeler cam dolaplara dizilir.
Deniz börülcesi, zeytinyağlı fava, köz patlıcan, ızgara ahtapot ve taze lakerda.
Eski günlerde bu masalarda yerel öğretmenler ve memurlar otururdu.
Tekir balığı tava yapılır, duble rakı söylenirdi. Hesap deftere kurşun kalemle yazılırdı. Ay başında maaş alınınca kapatılırdı.
Şimdi ise masalarda üniformalı vale görevlileri koşuşturuyor.
Restoranın önüne yanaşan siyah cipler daracık köy sokaklarını kilitliyor. Kornalar çalıyor.
Eski kooperatif sakinlerinden emekli bankacı Tahir Bey torunuyla birlikte yan masada oturdu.
Menüye baktı. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Gözlüğünü çıkardı, sildi, tekrar taktı.
— “Yahu garson evladım, bir porsiyon barbunya ne kadar olmuş böyle?”
— “Tahir Amca denizden çok az çıkıyor bu ara, mazot fiyatları malum.”
— “Biz bu balığı geçen sene yarı fiyatına yiyorduk evladım.”
— “Valla Tahir Amca, patron fiyat listesini İstanbul misafirlerine göre güncelledi.”
— “Biz ne yiyeceğiz peki? Kendi köyümüzde aç mı kalacağız?”
— “Sana bir tabak hamsi tava yapayım amcam, fiyatta bir şeyler ayarlarım.”
Tahir Bey başını iki yana salladı. Kadehini masaya yavaşça bıraktı.
Arka masada oturan yeni zengin grup şampanya patlatıyordu. Şampanya köpükleri yere saçıldı.
Garsonlar o masanın etrafında pervane gibi dönüyordu. Bahşişler havada uçuşuyordu.
Tahir Bey denize doğru baktı.
Barınaktaki balıkçı takaları ay ışığında sessizce sallanıyordu.
Eski Dalyan ile yeni Dalyan aynı rıhtımda sırt sırta vermişti. Biri diğerinin hatırasını kemiriyordu.
VI. Sayfiyenin Sonu: Beton ile İyot Arasındaki Denge
Gece yarısı saat tam 01.30 oldu.
Dalyanköy sokakları derin bir sessizliğe gömüldü. Restoranların fenerleri tek tek söndürüldü.
Lüks villaların bahçelerinde otomatik fıskiyeler tıs tıs sesleriyle devreye girdi.
İthal rulo çimler kuyu suyuyla sulanmaya başladı. Suyun serinliği bahçe duvarlarını aştı.
Barınaktaki ahşap nöbet kulübesinde ise soluk sarı bir ampul yanıyordu.
Kooperatifin çay ocağında üç kıdemli balıkçı oturmuştu. Eski transistörlü radyoda Türk sanat müziği çalıyordu.
Demlikte kalan son koyu çaylar ince belli bardaklara süzüldü. Şekerler karıştırıldı.
Necmi Kaptan sabah çıkacak fırtınayı rüzgarın kokusundan anlıyordu.
— “Yarın sabah lodos sert esecek Şükrü. Dalga mendireği aşar.”
— “Ağları erken toplayalım o zaman kaptan. Takalar zarar görmesin.”
— “Bizim villacı komşu yine camdan bağırır motor sesine.”
— “Bırak bağırsın be Necmi. İsterse valiye gitsin.”
— “Mülk onun ama deniz bizim Şükrü.”
— “Deniz kimsenin değil kaptan. Deniz sadece balığındır.”
İki ihtiyar balıkçı fincanlarını tokuşturdu. Bıyık altından güldüler.
Dalyan değişiyordu. Beton binalar göğe doğru uzanıyordu. Paranın kibirli sesi her köşe başını tutuyordu.
Fakat deniz aynı kadim denizdi.
Lodos patladığında lüks villanın kurşun geçirmez camı da titriyordu, balıkçı barınağının sac çatısı da.
Hırçın dalgalar trilyonluk havuzlara tuzlu su fırlatıyordu. Doğa zengin ile yoksulu eşitliyordu.
Dalyan’ın balıkçıları bu gerçeği ezbere biliyordu.
Pancar motorunun emektar sesi yarın sabah yine saat 05.40’ta yankılanacaktı.
Hiçbir site yönetimi kararı o tek silindirli motorun ritmini durduramazdı. Mazot kokusu bu koyun tapusuydu.