📍 SAYFİYE KRONİĞİ
SİTENİN ÇOCUKLARI

Erdek'ten Çeşme'ye Yazlık Medeniyeti, Apartman Savaşları & Aidat Dramaları

Yazlık Kültürü 📍 Çeşme, Ilıca, İzmir, Yıldızburnu

Çeşme Ilıca Poyrazı ve Uçan Plaj Şemsiyeleri Savaşı: Kumsalda Kazık Çakma Mühendisliği

Saat tam 14.15'te Yıldızburnu sırtlarından patlayan meşhur Ilıca fırtınası; kumsalda füze gibi uçan sarı-beyaz şemsiyeler, plastik burgu savaşları ve İzmirli sayfiyecilerin rüzgar taktikleri.

📌 Yazlık Kanunu: "Ilıca kumsalında şemsiyenizi kuma sadece saplayamazsınız. Onu denizin dibindeki jeotermal fay hattına kadar vidalamanız gerekir."
SC Sitenin Çocukları Masası
Anı kodu: cesme-ilica-ruzgari-ve-ucan-plaj-semsiyeleri-savasi
Çeşme Ilıca Poyrazı ve Uçan Plaj Şemsiyeleri Savaşı: Kumsalda Kazık Çakma Mühendisliği

I. Saat 14.15 Poyrazı ve Kumsalda Sirensiz Alarm

18 Temmuz 1989. Saat tam 14.15’ti. Çeşme Ilıca kumsalında hava otuz altı dereceydi.

Deniz çarşaf gibiydi. Dipteki beyaz kumlar ayna gibi parlıyordu. Suya gömülen ayaklar serin kükürt kokusunu hissediyordu. Kıyıdan elli metre açıktaki çocuklar hala bellerine gelen suda zıplıyordu.

Fakat tecrübeli İzmirli sayfiyeciler tetikteydi. Karşıyaka ve Alsancak sakinleri gökyüzünü izliyordu.

Yıldızburnu sırtlarından ilk esinti indi. Ilık hava anında bıçak gibi kesildi. Çeşme sırtlarındaki çam ağaçları güneye doğru eğildi.

Denizin yüzeyinde minik beyaz köpükler belirdi. Bu köpükler Ilıca kumsalının kadim habercisiydi.

Emekli İktisat Vekaleti Müfettişi Şinasi Bey gazetesini anında dizine bastırdı. Gözlüğünü burnunun ucuna indirdi. Yan şezlongda uzanan damadını omzundan dürttü.

— “Kalk Orhan! Poyraz döndü!”

— “Hava çok güzeldi babacığım, daha karpuz kesecektik.”

— “Bırak karpuzu! Şemsiyenin borusunu tut!”

Kumsal bir anda ayaklandı. Sessiz sahil dakikalar içinde açık hava tatbikat alanına dönüştü.

Rüzgar hızı sıfırdan saatte kırk beş kilometreye fırladı. Kum taneleri jilet gibi bileklere çarpmaya başladı.

İlk ses duyuldu. Sarı-mavi kumaşlı bir ucuz market şemsiyesi çatırdayarak ters döndü. Teli koptu.

— “Yatın yere! Geliyor!”

Şemsiye topraktan fırladı. Havalandı. Üç metre irtifada taklalar atarak deniz bisikletlerinin üstüne doğru uçtu.

Kumsaldaki binlerce insan aynı anda tek bir refleksi paylaştı. Herkes şemsiyesinin paslı demir borusuna sarıldı.

Çocuklar telaşla denizden fırladı. Islak ayaklar kuma battı. Anneler sahildeki hasır çantaları kucakladı. Rüzgar ilk kurbanlarını çoktan seçmişti.


II. Kırmızı Plastik Burgular, Çekiçler ve İnşaat Mühendisliği

Ilıca’da plaj şemsiyesi kurmak basit bir piknik eylemi değildir. Bu işlem statik bir inşaat projesidir.

Acemi tatilciler ilk günlerinde hemen elenir. Şemsiyeyi kuma beş santim sokup bırakırlar. Üzerine bir tişört asarlar.

Bu davranış Ilıca rüzgarına açık bir hakarettir. Rüzgar bu acemiliği affetmez. O şemsiye on saniye içinde havalanır.

Kıdemli sayfiyeciler ise sahile özel mühimmatla iner.

En popüler savunma aleti kırmızı plastik burgudur. Bu alet spiral kalın bir vida şeklindedir. Şemsiye borusu bu burgunun yuvasına kilitlenir.

Burguyu ıslak kuma saplamak tam yirmi dakika sürer. İki el burgunun kollarını kavrar. Gövde ağırlığı aşağıya basılır. Saat yönünde aralıksız çevrilir.

— “Daha derine çevir Suat! Taş tabakasına insin!”

— “Kolum koptu Ferhunde! Zemin çok sert!”

— “Gevşek bırakırsan arkadaki ailenin çadırına saplanırız!”

— “Bir tur daha çeviriyorum, tamamdır!”

Bazı kıdemli sakinler plastiğe de güvenmez. Onlar sanayi sitelerinde özel demir kazık yaptırır.

Albay emeklisi Nihat Bey bagajında her zaman iki kiloluk balyoz taşır. Kumsala adım atar atmaz balyozu kuma indirir. Kumsaldan metalik çınlamalar yükselir:

— Tak! Tak! Tak!

Kazık kuma yetmiş santim çakılır. Üzerine denizden toplanan yassı kaya parçaları istiflenir.

Yetmez. Şemsiyenin dört köşesinden beyaz çamaşır ipleri sarkıtılır. Bu ipler kumla doldurulmuş torbalara bağlanır.

Torbalar kuma gömülür. Ortaya çıkan yapı birinci derece depreme dayanıklı betonarme köprü ayağını andırır.

Yandaki şezlongdan bakan günübirlikçiler dehşet içinde bu tahkimatı izler. Nihat Bey alnındaki teri siler. Gururla mırıldanır:

— “Bu kazık Çanakkale Boğazı fırtınasını gördü. Ilıca poyrazı vız gelir.”

— “Komutanım, ipin biri gevşemiş mi sanki?”

— “Gevşeyemez! Denizci düğümü attım ona!”


III. Uçan Füzeler: Havada Dönen Şemsiyelerin Anatomisi

Saat 15.00 olduğunda rüzgar doruk noktasına ulaşır. Ilıca artık plaj değildir. Havada dönen şemsiyelerin güdümlü füze gibi savrulduğu bir harp meydanıdır.

Rüzgar kumaşı alttan yakalar. Basınç şemsiyenin kubbesini paraşüt gibi şişirir. Şemsiye kuma gömülü borudan kurtulmak için titrer.

Sonra o metalik çıtırtı duyulur. Vidalar gevşer.

Gözler aynı anda gökyüzüne çevrilir.

— “Yeşil şemsiye koptu! Kaçın!”

— “Çocukları kuma yatırın!”

Yeşil şemsiye gökyüzünde burgu yaparak hızlanır. Kumsalda güneşlenenleri teğet geçer. Dondurmacı minibüsünün tentesine çarpar. Plastik sapı kırılır.

Sahildeki tecrübeli babalar hemen hücum hattı kurar. Biri havada uçan boruyu havluyla yakalamaya çalışır. Diğeri şemsiyenin kumaşını ezer.

— “Üstüne bas! Sakın bırakma!”

— “Kimin bu şemsiye kardeşim?”

Kumsalın iki yüz metre gerisinden genç bir adam nefes nefese koşarak gelir. Ayağındaki parmak arası terliklerden biri kopmuştur.

— “Benimdi abi! Dalgalara daldım, beş dakika ayrıldım sadece!”

Kurtarma ekibinin lideri esnaf hiddetle bağırmaya başlar:

— “Beş dakika Ilıca’da bir ömürdür delikanlı! İki kişi kafasını kumsaldan zor kaldırdı!”

— “Kusura bakmayın abi, Alaçatı’dan yeni geldik.”

— “Belli zaten! Orada rüzgar sörfü yaparlar, burada şemsiyeyle insan avlarlar!”

— “Şimdi bunu nereye atacağız abi?”

— “Mezarlığa götür! Telleri iflah olmaz bunun!”

Ters dönen şemsiyeler kumsalın kıyısında üst üste yığılır. Telleri kırılmış, kumaşları yırtılmış onlarca şemsiye. Bu alan kumsalın morgudur.

Her fırtına sonrası buraya en az yirmi ceset bırakılır. Sayfiyeciler bu mezarlığı ibretle süzer.

Sabitleme YöntemiRüzgara Dayanma SüresiGüvenlik SeviyesiTipik Kullanıcı Profili
Düz Kum Sokma45 saniyeSıfır (Güdümlü füze)İlk kez gelen Ankaralı turist
Plastik Spiral Burgu1 saat 20 dakikaOrta (Vida gevşeyebilir)Karşıyakalı genç çiftler
Sanayi Tipi Demir Kazık6 saatYüksek (Topçu barınağı)Emekli istihkam subayı
Dört Köşe Kum TorbasıSonsuzAskeri nizam (Balyoz destekli)Elli yıllık Şantiye Evleri sakini

IV. Yıldızburnu İttifakı ve Rasim Palas Gölgesi

Ilıca’nın bu çılgın rüzgarına karşı tek kurtuluş Yıldızburnu koyudur. Burası termal kaynakların denizin tabanından kaynadığı kutsal sığınaktır.

Suyun sıcaklığı deniz içinde bile kırk dereceye yaklaşır. Dipteki taşlardan sıcak su kabarcıkları fışkırır.

Burada rüzgar sert esse de insanlar sıcak su havuzlarında birbirine sokulur.

Tarihi Rasim Palas Oteli’nin yıkıntıları arkada bir abide gibi durur. Atatürk’ün 1926 yılında kaldığı o köşk hatırası hala sayfiye hafızasındadır.

Yıldızburnu’nda toplanan yaşlılar boyunlarına kadar kükürtlü suya gömülür. Başlarında hasır şapkalar vardır. Şapkaların ipleri çenelerin altından sıkıca bağlanmıştır.

— “Mümtaz Bey, poyraz bu sene erken başladı sanki.”

— “Erken başlamadı Nuri Bey. Bizim dizlerimiz erken sızladı.”

— “Kükürt iyi gelir. Yarım saat daha otur, romatizma kalmaz.”

— “Şemsiyeler ne oldu bizim cephede?”

— “Bizim torun çakıl taşlarıyla çevirdi. Şantiye Evleri tarafı sağlam.”

Şantiye Evleri sakinleri Ilıca’nın en eski soylularıdır. 1950’lerde Çeşme-İzmir yolu henüz asfalt değilken buraya yerleşmişlerdir.

Onların bahçelerinde asırlık sakız ağaçları yükselir. Geniş verandalarda hasır koltuklar bulunur.

Onlar kumsala şemsiye taşımaz. Onların şezlongları sahildeki beton platformlara demir kelepçelerle perçinlenmiştir.

Günübirlikçiler kumsalda şemsiye peşinde koşarken, Şantiye sakinleri verandalarında soğuk koruk şerbeti yudumlar.

— “Gördün mü Bedriye? Sarı şemsiye az kalsın minibüsün camını indiriyordu.”

— “Her sene aynı manzara Nedret. Burgu kullanmayı bir türlü öğrenemediler.”

— “Gençler laf dinlemiyor. Ilıca’nın havası şakaya gelmez.”

— “Akşama Şantiye Gazinosu’nda çay içeriz, rüzgar diner nasılsa.”

— “Kırk yıldır dinmeyen rüzgar bu akşam mı dinecek Nedret?”


V. Kuma Çizilen Sınırlar ve Boyoz-Kavun Seansı

Saat 16.30’a doğru rüzgar hafif bir ritme oturur. Ilıca kumsalında rüzgara teslim olmayanlar için hayat normale döner.

Kuma oturmuş aileler termal çantalardan hazinelerini çıkarır.

İzmir tulum peyniri, meşhur Çeşme kavunu ve fırından sabah alınmış soğuk gevrekler.

Kavun kokusu tuzlu poyraza karışır. Dilimlenen kavunun suyu bileklere akar. Çekirdekleri kumsala saçılır.

Fakat yemek yerken bile bir el mutlaka şemsiye direğinde kalmalıdır. Bu kumsalın yazısız kanunudur. Şemsiye direği asla sahipsiz bırakılmaz.

— “Kemal, iki elinle kavun yeme! Direği tut!”

— “Rüzgar duruldu hanım, bir şey olmaz.”

— “Geçen sene de böyle dedin. Şemsiyeyi Paşalimanı’ndan balıkçılar getirdi!”

— “Tamam, sol elimle tutuyorum işte.”

— “Sıkı tut diyorum sana! Omuz hizasından kavra!”

Çocuklar ise kumsalda derin hendekler kazmaya başlar. Şemsiye direklerinin etrafına kaleler inşa edilir. Islak kumdan yapılan duvarlar poyraza karşı siper olur.

Kumsaldaki mısır satıcısı seyyar arabasını rüzgara sırtını vererek sürer. Kazanın kapağını hafifçe aralar. Süt mısırın buharı savrulur.

— “Kaynamış taze Ilıca mısırı! Koçanı sıcak, tuzu bol!”

— “Usta iki mısır ver, rüzgar uçurmadan sarıver!”

— “Hemen veriyorum abla, tuzunu bol tuttum!”

Güneş batıya doğru alçalırken Çeşme Kalesi yönünden gelen altın sarısı ışık kumsala vurur. Rüzgar teni kurutur. Kumsaldaki herkesin derisi gerilir, dudakları tuzdan çatlar.

Bu tuz ve rüzgar yorgunluğu Ilıca’nın imzasıdır. Burada tatil yapmak dinlenmek değildir. Doğayla kıran kırana yapılan bir irade mücadelesidir.


VI. Akşam Ateşkesi: Ters Yüz Olmuş Şemsiye Mezarlığı

Saat 19.00. Poyraz nihayet silah bırakır.

Rüzgar hızı saatte on kilometreye iner. Ilıca koyu derin bir sessizliğe gömülür. Dalgalar kıyıya yavaşça çarpar.

Şemsiyeler tek tek kapatılır. Vidalar tersten çevrilir. Gömülen kazıklar iki kişinin yardımıyla kumdan sökülür.

— “Çek Orhan! İyice kaynamış kuma!”

— “Bir iki üç, asıl!”

— “Geliyor babacığım, biraz daha salla!”

— “Tamamdır, çıktı nihayet!”

Kazık koptuğunda derin bir kum çukuru açılır. İçine hemen deniz suyu dolar.

Aileler eşyalarını toparlar. Katlanan şezlonglar, ıslak havlular, boş kavun kabukları ve sarı poşetler yüklenir.

Kumsalın çıkışındaki çöp konteynerlerinin önü ibret verici bir tablo sergiler. Telleri parçalanmış otuzdan fazla şemsiye çöpe tıkılmıştır.

Bazı şemsiyelerin üzerinde hala sahibinin adı yazılıdır. Bir kenara tükenmez kalemle not düşülmüştür: “Alsancak - Daire 4”.

O şemsiye artık hiçbir daireye dönemez. Ilıca poyrazının kurbanı olmuştur.

Yıldızburnu’ndaki çay bahçesinde akşam çayları doldurulur. Garsonlar masalara küçük tabaklarda sakızlı kurabiyeler bırakır.

Emekli Müfettiş Şinasi Bey ceketini omuzlarına atar. Karşı masadaki komşusuna gülümser:

— “Bugün zayiat azdı Muammer Bey.”

— “Bizim cephe sağlamdı Şinasi. Demir kazık farkı.”

— “Yarın hava daha da sertleşecekmiş. Meteoroloji öyle diyor.”

— “Fark etmez. Yarın sabah sekizde balyozu hazır ederim.”

— “Ben de çelik teli yenileyeceğim.”

— “Akıllıca tedbir komşu. Ilıca acemiyi affetmez.”

Gece çökerken Ilıca kumsalında sadece karanlık dalgalar fısıldar. Ve kumun altına saplanıp unutulmuş kırık bir şemsiye borusu, yarınki yeni savaşı sabırla bekler.

Sıradaki Yazlık Dosyaları