Kuşadası Kadınlar Denizi: SSK Dinlenme Tesisleri Mirası ve Tabldotlu Sosyalizmden Kooperatife
Kadınlar Denizi'nin sendika kamplarından kooperatif bloklarına uzanan işçi tatili hafızası; madeni yemek fişleri, 14 günlük devreler ve satılan sosyal devlet rüyası.
kusadasi-kadinlar-denizi-ssk-dinlenme-tesisleri-mirasi
I. Saat 07.15: Megafon Cızırtısı, Çinko Tabldot ve Kadınlar Denizi Kumu
Saat tam 07.15’ti.
Kuşadası Kadınlar Denizi tepesindeki demir direkte asılı megafon cızırdayarak açıldı. Cııızzzt.
Gür ve resmi bir ses bütün koya yayıldı:
“Dikkat dikkat! Dördüncü devre dinlenme sakinleri, sabah kahvaltısı başlamıştır. Lütfen fişlerinizi unutmayınız.”
Eski SSK Dinlenme Tesisleri’nin çam ağaçları altındaki beyaz boyalı sıra evlerinde hareket başladı.
Pencerelerin yeşil tahta panjurları birer birer yukarı kalktı. Tahta menteşeler gıcırdadı.
Sabah meltemi çam iğneleriyle tuzlu deniz kokusunu birbirine katıyordu.
Emekli demiryolu torna ustası Rıza Bey elini yüzünü soğuk suyla yıkadı.
Boynuna kırmızı çizgili pamuklu havlusunu astı. Ayaklarına kahverengi plastik sandaletlerini giydi.
Cebinden sarı pirinçten dökülmüş yuvarlak yemek fişlerini çıkardı.
Fişlerin üzerinde kabartma harflerle SSK ve 1978 yazıyordu.
Yan kapıdan çıkan eski dokuma fabrikası ustası Şevket Bey ile selamlaştı:
— “Günaydın Şevket Usta! Deniz sabah ayazında jilet gibi duruyor.”
— “Günaydın Rıza. Rüzgar sertleşmeden iki kulaç atalım kahvaltıdan sonra.”
— “Yemekhanede kuyruk başlamıştır, fişleri aldın mı yanına?”
— “Fişler cebimde. Bizim torunlar bu sabah zeytin ezmesini çok sevdi.”
— “Çay kazanının altını erken yakmışlar bu sabah, bacadan dumanı tütüyor.”
— “Hadi oyalanmayalım, fırından yeni gelen sıcak somun ekmek bitmesin.”
— “Tesis müdürü dün gece teftişe gelmiş diyorlar.”
— “Gelsin bakalım. Bizim blokta nizam kusursuzdur.”
İki ihtiyar işçi çakıllı patikadan yemekhane binasına doğru tempolu adımladı.
Yemekhanede yüzlerce insan çinko tabldotlarını sırayla almıştı. Metal sesleri yankılanıyordu.
Haşlanmış köy yumurtası, siyah sele zeytini, taze kaşar ve çeyrek somun ekmek.
Burası yetmişli yılların Türkiye’sinde emeğin tatil yaptığı kutsal bir mabetti.
Kimsede para geçmezdi. Herkes aynı fişle aynı masada otururdu.
II. 1970’ler: Sosyal Devletin Zirvesi ve 14 Günlük Devreler
Kadınlar Denizi bugün lüks butik otellerle dolu bir turizm vitrinidir.
Fakat 1970’li ve 80’li yıllarda burası sendika kamplarının başkentiydi.
Yol-İş, Maden-İş, Tekstil ve Genel-İş sendikaları kıyı boyunca araziler almıştı.
En büyük tesis ise Sosyal Sigortalar Kurumu’na aitti.
Kırk altı dönümlük devasa bir zeytinlik yamacı denize kadar uzanıyordu.
Tesisin kendine has demir gibi bir nizamı vardı. Tatiller on dörder günlük devreler halinde yapılırdı.
Her yıl mayıs ayında fabrikalarda noter huzurunda kura çekilirdi.
Kurada ismi çıkan işçi aileleri için Kuşadası seferi başlardı.
Trenlerle İzmir’e, oradan eski burunlu otobüslerle kampa gelinirdi.
Hayatında hiç tuzlu su görmemiş maden işçileri Kadınlar Denizi’nin berrak suyuna burada adım atardı.
Sitede tek katlı, prefabrik beton lojmanlar vardı. Odalarda ikişer adet demir ranza bulunurdu.
Lüks hiçbir şey yoktu. Sıcak su çatılardaki güneş panelleriyle çalışırdı.
Bulutlu günlerde duş suyu buz gibi akardı. Kimse şikayet etmezdi.
Deniz sadece iki yüz metre mesafedeydi. Dalga sesleri gece odaların içine dolardı.
Öğleden sonra saat dörtte tesis kantininde masa tenisi turnuvası başlardı.
Yeşil masaların etrafında yüzlerce işçi toplanırdı. Tezahüratlar koya yayılırdı.
Akşamları ise beton amfitiyatroda açık hava sineması kurulurdu.
Koca beyaz perdede Kemal Sunal ve Şener Şen filmleri oynatılırdı.
Çocuklara cam şişede bedava gazoz ve leblebi dağıtılırdı.
İşçi çocuğu ile sendika şube başkanının çocuğu aynı kumsalda kumdan kale yapardı.
Sınıfsız ve imtiyazsız bir kamusal rüya bu koyda gerçeğe dönüşmüştü.
III. 1980 Sonrası Çözülme: Kamplardan Konut Kooperatiflerine
1980 askeri darbesi her şeyi kökünden sarstı.
Sendikaların faaliyetleri durduruldu, mal varlıklarına kısıtlamalar getirildi.
Sosyal tesis bütçeleri hızla kısıldı. Tesisler bakım masraflarını karşılayamaz oldu.
Boya badana yapılmadı. Yemekhanenin kiremit çatısı akmaya başladı. Çinko tabldotlar paslandı.
Kamu idaresi bu değerli sahil arazilerini elden çıkarmak için raporlar hazırladı.
Tam o yıllarda işçiler ve emekliler yeni bir örgütlenme modeli geliştirdi: Konut yapı kooperatifleri.
Kampın hemen arkasındaki zeytinlik yamaçlarda yeni kooperatifler peş peşe kuruldu.
S.S. Kadınlar Denizi Emekçiler Konut Kooperatifi 1986’da resmi ruhsatını aldı.
İşçiler kıdem tazminatlarını ve evdeki altın bilezikleri bu kooperatife yatırdı.
Eski prefabrik barakaların yerine dört katlı, balkonlu betonarme bloklar yükseldi.
Her blokta sekiz daire vardı. Daireler altmış beşer metrekareydi.
Daracık mutfaklar, küçük balkonlar ve ortak artezyen kuyu suyu sistemi yapıldı.
Yazlık site böylece eski sendika kampının yerini aldı.
Artık on dört günlük devreler yoktu. Mülkiyet şahsileşmiş ve tapuya bağlanmıştı.
Fakat o eski yemekhane dayanışması balkonlara aynen taşındı.
Alt kattaki komşu üst kata tencereyle sıcak taze fasulye gönderirdi.
Akşamları sitenin çardak altı ortak bahçesinde yine aynı işçiler toplanıp semaver yakardı.
IV. İskelede Şezlong Hiyerarşisi: Havlu Atan Emekli vs Otel Güvenliği
Bugün Kadınlar Denizi sahilinde yürümek bir sınıfsal barikat koşusudur.
Eski SSK kampının arazisi yıllar sonra özelleştirildi. Büyük bir turizm grubuna satıldı.
Eski çam ağaçlarının kesildiği yere devasa betonarme beş yıldızlı otel blokları dikildi.
Otelin önüne özel ahşap iskeleler yapıldı. Beyaz deri minderli şezlonglar dizildi.
Kumsalın ortasına ise kalın beyaz halatlar çekilerek özel bölge ilan edildi.
Sabah saat 08.00 suları. Emekli torna ustası Rıza Bey torunuyla birlikte kumsala indi.
Koltuğunun altında çizgili eski plaj havlusu vardı.
Havlusunu otelin şezlonglarının hemen iki metre yanındaki boş kumlara serdi.
Siyah tişörtlü, kulağında kulaklık olan özel güvenlik görevlisi hemen yanına geldi.
— “Amca, burada oturamazsın. Burası otel misafirlerine tahsisli alandır.”
— “Evladım, deniz kıyıları kamu malıdır. Anayasa ve Kıyı Kanunu açıkça böyle yazar.”
— “Anayasayı bilmem amca, genel müdürün kesin talimatı var. Şezlongların önünü kapatmayın.”
— “Ben şezlonga oturmuyorum ki evlat, kuma serdim havlumu.”
— “Otel müşterisi rahatsız oluyor amca, rica ediyorum kalkın buradan.”
— “Evlat, ben kırk yıl önce bu koya geldiğimde bu otelin patronu kısa pantolonla geziyordu.”
— “Amca lütfen zorluk çıkarma, ekmeğimden olurum.”
— “Zorluk çıkaran ben değilim evlat. Kıyıyı halka kapatan o patrondur.”
Çevredeki diğer yazlıkçılar sesleri duyup toplandı.
Kooperatifin eski sakinleri Rıza Bey’in etrafında hemen etten bir çember kurdu.
— “Bırak otursun güvenlik! Kıyı Kanunu herkese eşit uygulanır!”
— “Havlunu çekme Rıza Usta, senin yanına biz de havlu seriyoruz!”
Güvenlik görevlisi telsizine sarıldı. Fısıltıyla bir şeyler söyledi.
Fakat kalabalığın kararlılığını görünce geri adım atmak zorunda kaldı.
Kıyı şeridi o sabah bir kez daha emeklilerin elinde kaldı.
Bu küçük zafer, eski sendika günlerinden miras kalan sarsılmaz refleksin eseriydi.
V. Yıllık Genel Kurulda Sendika Disiplini: “Söz Almadan Konuşulamaz”
Kooperatifin temmuz ayı olağan genel kurulu her zaman bir ders niteliğindedir.
Toplantı sitenin zeytin ağaçları altındaki otoparkında yapılır.
Beyaz plastik sandalyeler askeri nizamda sıralanır. En öne divan masası kurulur.
Divan başkanlığına daima en kıdemli sendikacı seçilir.
Toplantıyı yöneten eski maden sendikacısı İhsan Bey elindeki tahta çekici masaya vurur:
— “Değerli ortaklar! Toplantı nisabı sağlanmıştır. Saygı duruşuna davet ediyorum.”
Herkes aynı anda ayağa kalkar. Sessizlik sağlanır.
Gündem maddeleri daktilo edilmiş metinden tek tek okunur.
Bütçe fasılları kuruşu kuruşuna incelenir.
Bir malik yerinden kalkıp izinsiz laf attığında divan başkanı anında müdahale eder:
— “Arkadaşım! Burası kahvehane değil, kooperatif genel kuruludur! Söz almadan konuşamazsın!”
— “İhsan Bey, hidrofor faturasına itirazım var!”
— “Gündemin dördüncü maddesine geldiğimizde kürsüye çıkar, meramını anlatırsın!”
— “Peki başkan, sıramı bekliyorum.”
Oylamalar el kaldırma usulüyle yapılır. Katip üyeler havaya kalkan elleri tek tek sayar.
Kararlar zapta geçirilir. Kararlar oy çokluğuyla değil, neredeyse oy birliğiyle alınır.
Toplantı bitiminde herkese buz gibi karpuz ve limonata ikram edilir. Kırgınlıklar masada kalır.
Fabrika disiplini ile yoğrulmuş bu kuşak, demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak uygular.
Hiçbir aidat kaybolmaz. Hiçbir harcama faturasız yapılmaz.
Burası Türkiye’nin en şeffaf yerel yönetim çekirdeğidir.
VI. Akşam İmbatı, Büfe Önü Gazozu ve Kalan Hafıza
Saat 19.30 olduğunda Kadınlar Denizi’nin kızıllaşan güneşi ufukta erir.
Gökyüzü nar çiçeği rengine bürünür. Sisam Adası’nın sivri tepeleri karşıda netleşir.
İmbat rüzgarı sahildeki palmiyelerin yapraklarını hışırdatır.
Kordon boyunca sıralanan eski ahşap büfeler ışıklarını birer birer açar.
Buzdolaplarında cam şişe mandalinalı gazozlar tıkır tıkır dizilir.
Rıza Usta ile Şevket Bey kordondaki belediye bankına yan yana oturdu.
Ellerinde iki şişe soğuk gazoz vardı. Şişeleri birbirine hafifçe tokuşturdular. Tısss sesi çıktı.
— “Şevket, hatırlıyor musun 1978’deki masa tenisi finalini?”
— “Hatırlamaz mıyım Rıza. Zonguldaklı madenci Kemal seni 21-19 yenmişti.”
— “Raketi çok terlemişti rahmetlinin. Yoksa bırakmazdım şampiyonluğu.”
— “O zamanlar ne güzel insanlardık biz Rıza.”
— “Hala güzeliz Şevket. Sadece etrafımız çok hoyratlaştı.”
— “Baksana şu koca beton kütlelerine. Denizi göremez olduk kordondan.”
— “Binalar yükselir, eskir, yıkılır gider Şevket. Ama şu koya bıraktığımız onurlu hafıza silinmez.”
İki ihtiyar gazozlarından birer yudum aldı.
Akşam rüzgarı denizden serin tuz zerreleri taşıyordu.
Gözlerini karşıdaki pembeleşen ufuk çizgisine diktiler.
Deniz dalgaları kıyıdaki çakılları usulca okşayarak geri çekiliyordu.
Otelin cam teraslarından hafif caz müziği yayılıyordu.
Fakat bu koyun derinliklerinde hala eski megafonun o samimi yankısı dolaşıyordu:
“Dikkat dikkat! Akşam açık hava sineması birazdan başlayacaktır…”
O ses hiçbir parayla satın alınamazdı. Çünkü o ses, bu memleketin saf alın teriydi.