📍 SAYFİYE KRONİĞİ
SİTENİN ÇOCUKLARI

Erdek'ten Çeşme'ye Yazlık Medeniyeti, Apartman Savaşları & Aidat Dramaları

Sitenin Çocukları 📍 Ayvalık, Sarımsaklı, Ege

Ayvalık Sarımsaklı Kumsalında Plastik Top Dramı: Poyraz Fırtınası, Midilli Ufku ve Kıyı Matemi

Sarımsaklı sahilinde terliklerden kale yapıp oynanan maçta poyrazla denize kaçan kırmızı-beyaz dokuz kat plastik topun ardından kulaç atan ve ufukta kayboluşunu izleyen çocukların yası.

📌 Yazlık Kanunu: "Ege poyrazı hafif plastik topu bir kez kaptı mı merhamet etmez; o top artık Ayvalık'ın değil, Midilli açıklarının malıdır."
SC Sitenin Çocukları Masası
Anı kodu: plastik-topun-denize-kacip-ruzgarla-aciga-gitmesi-drami
Ayvalık Sarımsaklı Kumsalında Plastik Top Dramı: Poyraz Fırtınası, Midilli Ufku ve Kıyı Matemi

I. Kumsalda Terlik Kaleler: Saat 16.30 ve Sert Poyraz

Ağustos ayının en rüzgarlı cuma ikindisiydi. Saat tam 16.30’du. Ayvalık Sarımsaklı plajında sert bir poyraz fırtınası kumsalı dövüyordu. İncecik sarı kumlar zımpara gibi çıplak bacaklara çarpıyordu. Havadaki tuz ve yosun kokusu genizleri yakıyordu. Karşı ufukta Midilli Adası’nın mor dağları dev bir duvar gibi yükseliyordu. Ada silüeti o kadar netti ki evlerin beyaz noktaları bile seçiliyordu.

Sarımsaklı Martı Sitesi’nin önündeki kumsalda kıran kırana bir futbol maçı vardı. İki kale kurulmuştu. Kale direkleri taştan ya da demirden değildi. Kale direkleri ıslak kuma ters çevrilip saplanan mavi Gezer terliklerdi. Kalelerin genişliği büyük adımlarla tam üç adımdı.

Terliklerin arası tam 2,5 metreydi. Üst kale direği yoktu. Bu yüzden her şuttan sonra kavga çıkardı:

— “Gol o gol! Direğin tam üstünden geçti!”

— “Ne golü yahu! Direği iki metre aştı, aut!”

— “Terliğin hizasındaydı diyorum sana!”

— “Aut dedik uzatma, kale vuruşuyla başla!”

On iki yaşındaki Cenk sahanın tam ortasında dikiliyordu. Sırtındaki kırmızı atlet poyrazdan paraşüt gibi şişmişti. Saçları deniz tuzu ve kumdan kaskatı kesilmişti.

Ayağının altında dönemin en kutsal hazinesi duruyordu: Dokuz Kat Plastik Top.

Kırmızı ve beyaz şeritliydi. Üzerinde siyah dikiş desenleri basılmıştı. Bakkal Selim’den dün tam yüz bin liraya alınmıştı. Bütün site çocukları haftalık harçlıklarını kuruşu kuruşuna birleştirmişti. Biri yirmi bin lira vermişti. Diğeri on beş bin lira koymuştu.

Cenk bu topun resmi muhafızıydı. Topun patlaması ya da kaybolması sitenin futbol cumhuriyetinin resmen yıkılması demekti.

Forvet Kaan alnındaki teri koluna sildi:

— “Cenk! Maç kaç kaç bitti?”

— “Yedi yedi Kaan! İki gol atan kazanır maçı!”

— “Rüzgara karşı oynuyoruz beyler. Şutları havadan vurmayın!”

— “Yerden kısa pas yapın diyorum size. Poyraz çok sert esiyor!”

— “Deniz tarafına doğru sakın abanmayın!”

Kaleci Mert kale direği olan terliğini düzeltti. Rüzgar kumları havaya savuruyordu. Maçın kader anı gelmişti.


II. Dokuz Kat Efsanesi: Kırmızı Çizgili Aerodinamik Felaket

Plastik top Türk yazlık sitelerinin en ucuz mucizesiydi. Fakat aynı zamanda sahillerin en tehlikeli oyun aracıydı. Ağırlığı sadece seksen gramdı. İçi tamamen basınçlı havayla doluydu. Dış yüzeyi kaygandı.

Rüzgarsız sakin havada bile bu top havada sekiz çizerdi. Brezilyalı Roberto Carlos gibi akıl almaz muz falsolar alırdı. Sert bir Ege poyrazında ise top adeta yerçekimi kanunlarını çöpe atardı. En ufak bir ayak içi vuruşta roket gibi gökyüzüne fırlardı.

Kaan orta sahadan topu hırsla sürdü. Önündeki iki defans oyuncusunu seri çalımlarla geçti.

Kumsaldaki şezlonglarda oturan teyzeler ellerini havaya kaldırdı. Kızgın bir sesle bağırdılar:

— “Yavaş oynayın çocuklar! Kumu havlularımıza savurdunuz!”

— “Gidin sitenin arkasındaki çimlerde oynayın!”

— “Top kafamıza gelecek şimdi!”

Kaan bu ikazlara hiç kulak asmadı. Gözünü kaleye dikti. Mesafe yaklaşık on iki metreydi. Kaleci Mert kumun üstünde çömelmişti. Parmaklarını açmıştı.

Kaan sağ ayağını geriye doğru savurdu. Bütün vücut ağırlığıyla topa abandı. Kramponsuz çıplak ayak topun altına sertçe girdi: BOMMM!

Ses kumsalda patladı. Fakat bu sıradan bir şut değildi. Kaan’ın ayak başparmağı topun tam altına fazla girmişti.

Hafif plastik top bir anda şaha kalktı. Üç metre, beş metre, sekiz metre yükseldi. Rüzgarın açık deniz koridoruna ulaştı.

İşte büyük trajedi tam o saniyede başladı.

Kuzeyden esen şiddetli poyraz fırtınası topu havada bir av gibi yakaladı. Top havada bir an asılı kaldı. Sonra inanılmaz bir hızla sağa doğru yöneldi. Deniz tarafına doğru hızla süzüldü.

Cenk dehşetle bağırdı:

— “Tutun topu! Denize gidiyor!”

— “Mert koş yakala şunu!”

— “Havadaki kuşu nasıl yakalayayım ben!”

— “Eyvahlar olsun! Yüz bin lira uçtu!”


III. Rüzgara Kapılan Vole ve Açık Deniz Kovalamacası

Top kumsalın üzerinden bir uçak gibi süzüldü. Islak kıyı şeridini kolayca aştı. Dalgaların beyaz köpüklerinin tam üstüne indi: Şap!

Fakat orada durmadı. Suya temas eden plastik top batmadı. Su yüzeyinde bir mantar gibi hafifçe sekti.

Poyraz açık denizde çok daha şiddetli esiyordu. Dalgalar topu yukarı kaldırdı. Rüzgar topu arkasından itti. Top suyun üzerinde adeta koşmaya başladı. Saatte en az yirmi beş kilometre hızla açıktan açığa sürüklendi.

Cenk tek bir saniye bile tereddüt etmedi. Ayaklarındaki mavi terlikleri ıslak kuma fırlattı. Denize doğru çılgın gibi koştu.

Sığ suları hızla yardı. Kendini serin dalgaların içine attı: Foşşş!

Cenk sitenin en iyi yüzücüsüydü. Her gün iskeleden elli kere balıklama atlardı. Kulaçlarını bir motor gibi çalıştırmaya başladı: Şap, şap, şap.

Nefes aldı, daldı, tekrar seri kulaçlar attı. Gözünü sudaki kırmızı-beyaz noktaya kilitledi.

Aralarındaki mesafe başlangıçta on metreydi. Cenk kulaç attıkça yaklaştığını sandı. Mesafe yedi metreye indi.

Cenk kolunu var gücüyle uzattı. Parmak uçları topun ıslak naylon gövdesine neredeyse değecekti. Sadece on santim kalmıştı.

Fakat tam o anda devasa bir dalga yükseldi. Dalga topu göğe fırlattı. Poyraz rüzgarı topun altına girdi. Top dalganın köpüklü tepesinden havalandı. Üç metre ileriye uçtu. Suya yeniden oturdu.

Cenk avucunu boş denize savurdu:

— “Kaçıyor! Yetişemiyorum bu merete!”

— “Kulaç at Cenk! Bırakma topumuzu!”

— “Rüzgar benden hızlı gidiyor oğlum!”

— “Biraz daha gayret et!”

Kurtarma MesafesiYüzücünün DurumuRüzgar HızıRisk Faktörü
0 - 10 MetreTempolu Kulaç15 km/saDüşük, güvenli kıyı
10 - 25 MetreAğır Nefes Alma25 km/saOrta, derin su
25 - 50 MetreBacakta Kramp Başlangıcı35 km/saÇok Yüksek, dip akıntısı
50 - 100 MetreGüç Tükenmesi, Panik45 km/saÖlümcül Bölge
100+ MetreÇaresiz TeslimiyetTam FırtınaTop Midilli yolcusu

IV. Kıyıdaki Babaların Alarmı: Kulaçların Yetmediği Ufuk

Cenk kıyıdan tam kırk beş metre uzaklaşmıştı. Artık ayakları kuma değmiyordu. Su masmavi ve derin bir karanlığa bürünmüştü. Dipteki altın sarısı kum tepeleri kaybolmuştu. Akıntı alttan bacaklarını çekiyordu.

Kıyıdaki tehlikeyi ilk fark eden kişi emekli astsubay Feridun Amca oldu. Feridun Amca iskelenin başında dikiliyordu. Elindeki siyah Rus malı dürbünü gözünden indirdi. İki elini ağzına siper yaptı. Sesi dalgaları bastırdı:

— “DÖN GERİ ÇOCUK! DÖN GERİ HEMEN!”

— “Feridun Amca top gidiyor!”

— “Topun canı cehenneme! Dip akıntısı seni Midilli Boğazı’na çeker!”

— “Yetişiyordum ama az kaldı!”

— “Dön dedim sana velet! Boğulacaksın bir plastik top için! Çık sudan çabuk!”

Kumsaldaki anneler de dehşet içinde ayağa fırladı:

— “Cenk! Bırak o topu yavrum!”

— “Kramp girecek bacağına, boğulacaksın dön buraya!”

— “Gitti canım çocuk bir naylon parçası yüzünden!”

Kaan da iskelenin ucundaki tahtalara koştu. Arkadaşına çılgınca el salladı:

— “Dön Cenk! Değmez oğlum, geri dön ne olur!”

— “Top elden gidiyor Kaan!”

— “Gitsin top! Canın daha kıymetli, dön geri!”

Cenk durdu. Suyun içinde dikildi. Bacak kasları yorgunluktan titriyordu. Ciğerleri bir körük gibi hızla inip kalkıyordu. Gözlerini son bir umutla topa çevirdi.

Top artık yetmiş metre ötedeydi. Dalgaların arasında bir kayboluyor, bir yükseliyordu. Rüzgar onu açık denize doğru acımasızca sürüklüyordu. Yetişmek imkansızdı. İnsan gücü rüzgara mağlup olmuştu.

Cenk istemeye istemeye geri döndü. Kıyıya doğru ağır ve yorgun kulaçlar attı. Dalgalar sırtına çarptı. Tuzlu sular genzini yaktı. Ayakları sonunda yumuşak kumlara bastı. Sudan yavaş adımlarla çıktı.

Kumsala dizlerinin üstüne yığıldı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarındaki deniz tuzuna karıştı.


V. Midilli’ye Doğru Son Yolculuk ve Kumsalda Matem Nöbeti

Saat 17.15 oldu. Kumsalda tam bir hüzün ve matem havası vardı.

Maç tamamen iptal edildi. Kaleler kaldırıldı. Terlikler tekrar ayaklara geçirildi. Sitenin bütün çocukları kıyı şeridine yan yana dizildi. Kuma oturdular. Kollarını dizlerine doladılar.

Gözler açık denize kilitlendi.

Kırmızı-beyaz plastik top artık kıyıdan üç yüz metre açıktaydı. Sarımsaklı körfezini tamamen terk etmişti. Açık Ege denizinin köpüklü sularında hızla uzaklaşıyordu. Karşıdaki Midilli Adası’nın mor dağlarına doğru dosdoğru bir hat çiziyordu.

Mert derin bir iç çekti:

— “Dün aldık daha topu… Yüz bin liramız boşa gitti.”

Kaan arkadaşının omzuna kolunu attı:

— “Boş ver Mert. Cenk az kalsın boğuluyordu orada.”

— “Yunanistan’a kadar gider mi o top gerçekten Kaan?”

Kaan Midilli dağlarına doğru baktı:

— “Gider tabii. Bu poyraz gece yarısına kadar durmaz. Sabah Petra sahiline ya da Molivos’a vurur.”

— “Yunan çocukları bulur mu dersin sahilde?”

— “Bulurlar mutlaka. Onlar da kumsalda terliklerden kale yapar. Bizim kırmızı topla maç yaparlar.”

Cenk burnunu sildi:

— “Dokuz kat toptu o be… Üstüne basa basa aldık Bakkal Selim’den. Taş gibiydi maşallah.”

— “Yunanlar öyle sağlam dokuz kat top görmemiştir oğlum. Dua ederler bize.”

— “Adımızı yazsaydık keşke üstüne.”

— “Asetat kalemiyle yazacaktık, unuttuk.”

Güneş yavaş yavaş batmaya başladı. Sarımsaklı sahilinde gölgeler upuzun uzadı. Poyraz rüzgarı akşam serinliği getirdi. Top artık ufuk çizgisinde minicik kırmızı bir noktaya dönüştü. Sonra o nokta da dalgaların ardında tamamen kayboldu. Geriye sadece koyu mavi sonsuz bir deniz kaldı.

Çocuklar sessizce kumlardan ayağa kalktı. Şortlarındaki kumları silkelediler. Bir plastik top kaybetmişlerdi ama denizin büyüklüğünü ve rüzgarın gücünü ilk kez bu kadar derinden anlamışlardı.

Cenk son kez Midilli’ye doğru elini kaldırdı:

— “Güle güle kırmızı top… İyi bak kendine adalarda.”

Yarın sabah bakkala gidip yeniden harçlık toplayacaklardı. Yeni bir top alacaklardı. Ama hiçbir plastik top, o Midilli yolcusu efsanevi dokuz katın hatırasını asla silemeyecekti.

Sıradaki Yazlık Dosyaları