Marmaraereğlisi Kaptanlar Sitesinde İlk Sigara Seansı: İskele Altı Boğulması ve Naneli Falım Kamuflajı
Bakkaldan 'babam istedi' yalanıyla tek dal kırmızı Samsun 216 alan, ıslak iskele tahtaları altında öksürük krizine girip çam iğnesiyle koku silen ergenlerin panik dolu akşamı.
sahil-bandinda-ilk-sigara-denemesi-ve-iskele-alti-oksurugu
I. Bakkal Tezgahında İstihbarat: Saat 18.45 ve Yirmi Beş Bin Lira
Ağustos ayının ılık bir pazar ikindisiydi. Saat tam 18.45’ti. Marmaraereğlisi Kaptanlar Sitesi sahilinde sert bir poyraz esintisi başlamıştı. Dalgalar kıyıdaki midye kabuklarını ve gri çakılları dövüyordu. Havadaki tuzlu iyot kokusuna sitenin bahçelerinden yükselen mangal dumanları karışıyordu. Gökyüzü yavaşça bakır kırmızısına dönüyordu.
On dört yaşındaki Arda ile arkadaşı Kerem sitenin ahşap bakkalına doğru temkinli adımlarla yürüyordu. İkisinin de elleri şortlarının derin ceplerindeydi. Kalpleri davul gibi çarpıyordu. Avuçlarında buruşmuş, terden yapış yapış olmuş bir yirmi beş bin liralık banknot vardı.
Plan günlerdir gizlice kuruluyordu. Sitenin lise çağındaki büyük abileri akşamları kordon boyundaki banklarda bacak bacak üstüne atıp sigara tüttürüyordu. Çok havalı görünüyorlardı. Kızlar dönüp onlara bakıyordu. Arda da artık çocukluktan çıkmak istiyordu. Bisiklet sürmekten ve misket oynamaktan bıkmıştı. Artık bir yetişkin gibi görünmeliydi.
Bakkal Şerif’in dükkanına girdiler. Kapının üstündeki pirinç çıngırak neşeyle öttü: Çıngııır!
Dükkanın içi çamaşır tozu, taze ekmek ve bayat pötibör bisküvi kokuyordu. Bakkal Şerif tezgahın arkasındaki hasır taburede oturuyordu. Gözlüklerinin üzerinden içeri giren çocuklara baktı. Elindeki Tercüman gazetesini yavaşça indirdi:
— “Ne var bakalım ufaklıklar? Ne istiyorsunuz?”
Arda yutkundu. Boğazı heyecandan kurudu. Ses tonunu kalınlaştırmaya çalıştı:
— “Şerif Amca… Bir dal kırmızı Samsun verir misin?”
— “Sen kimin oğlusun bakayım buralarda?”
— “C Blok 4 numaradaki kaptan Kemal’in oğluyum ben.”
— “Baban mı istedi bu tek dalı?”
— “Evet Şerif Amca. Tavla oynuyor bahçede. Paketi bitmiş. Acil bir dal yollasın dedi.”
— “Kemal Kaptan filtreli içerdi yahu. Samsun içmez ki o.”
— “Yok yok, bugün canı kırmızı Samsun çekmiş.”
Bakkal Şerif bu numaraya zerre kadar inanmadı. Gözlerini kıstı. Başını iki yana salladı. Fakat yazlık sitelerde bu klasik yalan her gün onlarca kez söylenirdi. Şerif Amca tezgahın altındaki yarım açılmış yumuşak paketten tek bir beyaz sigara çıkardı. Tezgaha dikkatlice bıraktı. Yanına da kırmızı renkli küçük bir Kav kibriti kutusu koydu:
— “Yirmi beş bin sigara. On bin de kibrit tutar. Toplam otuz beş bin lira verin.”
— “Cebimde sadece yirmi beş bin lira var Şerif Amca.”
— “Kibrit benden olsun bu seferlik haydutlar. Ama babanızın kulağına giderse bacaklarınızı kırarım!”
Kerem buruşuk parayı tezgaha fırlattı. Arda sigarayı masadan kaptı. Hızla ceplerine soktular. Dükkandan yıldırım gibi fırladılar.
II. İskele Altı Sığınağı: Islak Kalaslar ve Yosunlu Loşluk
Sahil yoluna çıktılar. Kimseye görünmemek hayati önem taşıyordu. Balkonlarda akşam sefası yapan teyzeler birer radar gibiydi. En ufak şüpheli harekette babalara telsiz geçerlerdi.
Sitenin eski ahşap iskelesine doğru hızla saptılar. İskelenin üzeri akşam rüzgarında tamamen boşalmıştı. Merdivenlerden aşağıya indiler. Ahşap kalasların tam altındaki karanlık boşluğa sığındılar.
Burası bambaşka bir sığınaktı. Üstlerindeki ıslak tahtaların arasından deniz suyu damlıyordu: Dam, dam, dam. Paslı demir borular yemyeşil kaygan yosunlarla kaplanmıştı. Dalgalar beton ayaklara çarptıkça boğuk bir ses yankılanıyordu: Şop, şop, güm.
Loş bir karanlık vardı. Dışarıdan sahilde yürüyen biri onları asla göremezdi. Sadece ayak bileklerine kadar yükselen serin köpüklü deniz suyu görünüyordu.
Kerem sırtını yosunlu duvara dayadı. Etrafı kolaçan etti:
— “Çıkar şu sigarayı Arda! Hızlı olalım.”
Arda şortunun cebinden beyaz sigarayı çıkardı. Sigaranın gövdesi cebinde hafifçe bükülmüştü. Sarı tütün kırıntıları parmaklarına döküldü.
Kerem kibrit kutusunu eline aldı. Kutunun yanındaki kahverengi zımparaya baktı:
— “Rüzgar çok sert esiyor oğlum. Kibriti söndürür bu poyraz.”
— “İskelenin en kuytu köşesine geçelim.”
— “Eğil iyice. Duman tahtaların aralığından yukarı çıkmasın.”
— “Yukarıda kimse yok Kerem. Herkes akşam yemeğinde sofrada.”
— “Yine de tedbirli ol. Bekçi Recep geçerse yanarız.”
İki çocuk dizlerinin üstüne çöktü. Islak kumlara bastılar. Ortam hazırdı. Büyük ergenlik ayini için geri sayım başladı.
III. Kav Kibritinin Alevi: İlk Fırt ve Boğulma Nöbeti
Kerem kibrit çöpünü kutunun zımparasına sertçe sürttü: Çaaart!
Kükürt alevi parladı. Burna keskin bir barut ve kükürt kokusu vurdu. Arda iki elini alevin etrafına siper etti. Sigaranın ucunu titreyen kükürde uzattı. Filtresiz ucu dudaklarının arasına sıkıştırdı.
Kerem fısıltıyla taktik verdi:
— “İçine çekeceksin Arda! Dumanı ağzında tutarsan köylü derler!”
— “Biliyorum herhalde. Televizyonda bin kere gördüm.”
— “Derin bir nefes al. Duman dosdoğru ciğerlerine dolsun.”
— “Tamam çekiyorum, çekil önümden.”
Arda gözlerini sımsıkı yumdu. Bütün nefes gücüyle dumanı içine çekti. Sigaranın ucu kor gibi kıpkırmızı parladı: Cızzzz.
İşte felaket tam o saniyede koptu.
Filtresiz ve aşırı sert kırmızı Samsun tütünü Arda’nın boğazına daldı. Sıcak, zehir gibi acı bir duman doğrudan ciğerlerine yapıştı. Sanki boğazından aşağı kaynar katran döküldü.
Arda’nın gözleri yuvalarından fırladı. Yüzü önce pancar gibi kızardı, ardından mosmor kesildi. Nefesi tamamen tıkandı. İskele altında kulakları sağır eden bir öksürük nöbeti patladı:
— “Öhöööö! Öhö! Öhöö! Hııık!”
— “Sus Arda! Bağırma duyacaklar yukarıdan!”
— “Öhööö! Boğuluyorum Kerem! Yandım anam!”
— “Tükür yere çabuk! Burnundan nefes al!”
— “Nefes alamıyorum diyorum!”
Arda dizlerinin üstüne kapandı. Islak kumlara yapıştı. Gözlerinden sicim gibi yaşlar döküldü. Salya sümük birbirine karıştı. Korkunç bir mide bulantısı başladı. Başı akıl almaz bir hızla dönüyordu. İskele ayakları gözünün önünde fırıldak gibi dönüyordu.
Diz kapakları tir tir titriyordu. Bacaklarında ayağa kalkacak derman kalmadı. Kuma oturdu kaldı. Göğsünde taş oturmuş gibi bir ağırlık vardı.
Kerem sigarayı yerden aldı. Ucu kuma düşmüştü ama hala ince bir duman tütüyordu:
— “Ne oldu oğlum sana? Bu kadar mı dayanıksız çıktın?”
— “Çok acı Kerem… Resmen zehir bu meret!”
— “Ver bir fırt da ben içeyim o zaman. Gör nasıl içilirmiş.”
Kerem sigarayı dudaklarına götürdü. Havalı bir tavırla küçük bir nefes çekti. Bir saniye sonra o da havaya uçtu:
— “Khaaaa! Öhö! Öhö! Gözüm çıktı yerinden!”
— “Sana dedim! Zehir bu zehir!”
— “Bu büyükler bunu nasıl içiyor her gün be!”
| Sigara Aşaması | Vücut Tepkisi | Psikolojik Durum | Kurtulma İhtimali |
|---|---|---|---|
| Kibrit Çakma | Kalp çarpıntısı, el titremesi | Sahte özgüven | %100 Temiz |
| İlk Nefes | Göz yaşarması, boğazda zift hissi | Ağır pişmanlık | Geri dönüş zor |
| Öksürük Krizi | Bronşit nöbeti, mide bulantısı | Tam panik | İskele inler |
| Koku Tespiti | Sarı parmaklar, tütünlü nefes | Anne korkusu | Yüksek risk |
| Falım Sakızı | Çene yorgunluğu, nane ferahlığı | Umut ışığı | %50 Başarı |
Sigaranın kalan yarısını ıslak kuma bastırdılar: Cıssss. Söndürdüler. İzmariti denizin köpüklerine fırlattılar. İlk büyüme tecrübesi tam bir hezimetle kapandı.
IV. Kimyasal Arınma Harekâtı: Çam İğnesi, Deniz Suyu ve Naneli Falım
Saat 19.15 oldu. Asıl büyük kriz şimdi sahaya indi: Koku Temizliği Protokolü.
Yazlık site anneleri dünyanın en gelişmiş biyolojik koku sensörlerine sahipti. Üç yüz metre mesafeden tütün dumanını hemen tespit ederlerdi. Eğer eve bu kokuyla giderlerse hayatları kararacaktı. Bisikletler kilitlenir, yaz boyu harçlıklar kesilirdi.
Kerem Arda’nın yüzüne baktı:
— “Arda leş gibi kokuyorsun!”
— “Sen de kokuyorsun Kerem! Üstün başın kül kokuyor resmen!”
— “Parmaklarına bak. Başparmağın sarı leke olmuş.”
— “Ne yapacağız şimdi? Annem beni mahveder!”
— “Derhal kimyasal arınma uygulayacağız.”
— “Nasıl olacak o iş?”
— “Beni takip et!”
İskele altından hızla fırladılar. Sitenin çamlık çocuk parkına koştular.
İlk adım ellerdeki katranı temizlemekti. Yere dökülen taze yeşil çam iğnelerini avuçlarına doldurdular. Parmaklarını çam iğneleriyle deli gibi ovdular. Reçine kokusu etlerine yapıştı. Elleri yemyeşil oldu.
Yetmedi. Kıyıya geri indiler. Tuzlu deniz suyuyla ağızlarını beş kere çalkaladılar. Yüzlerini köpüklü sularla yıkadılar. Saçlarını tuzlu suyla ıslattılar.
Son darbe cephanelikten çıktı. Kerem şortunun cebinden iki adet yeşil ambalajlı Falım sakızı çıkardı. Damla sakızlı ve sert naneliydi. Sakızları ikişer ikişer ağızlarına tıktılar.
Çeneleri bir makine gibi çalıştı: Çat, çut, çat. Nane aroması genizlerini ferahlattı. Ağızlarındaki kül tadı yavaşça silindi.
Arda nefesini Kerem’in yüzüne üfledi:
— “Kokla bakayım Kerem. Tütün kokuyor mu?”
Kerem burnunu yaklaştırdı. İki kere kokladı:
— “Yok. Şu an sadece çam reçinesi ve nane kokuyorsun.”
— “Gözlerim kızarık mı hala?”
— “Biraz kırmızı. Havuzda su kaçtı dersin.”
— “Tamamdır. Dağılıyoruz. Akşam ezanı okunuyor zaten.”
V. Balkon Akşam Yemeği: Anne Burnunun Radarına Yakalanmak
Saat 19.45’te Arda C Blok üçüncü kattaki evlerinin ahşap kapısını açtı. Parmaklarının ucunda sessizce içeri girdi.
Balkonda büyük aile sofrası kurulmuştu. Tavada kızarmış patates ve köfte kokusu evi sarmıştı. Masada babası Kemal Kaptan günün gazetesini okuyordu. Annesi Sevim Hanım ise cam salata kasesini masaya bırakıyordu.
Sevim Hanım başını çevirdi. Arda’yı baştan aşağı dikkatle süzdü:
— “Neredesin sen bu saate kadar Arda?”
— “İskeledeydik anne. Kerem ile dalgalarla oynadık.”
— “Gel otur şu sofraya. Köfteler buz gibi oldu.”
Arda plastik sandalyeye usulca ilişti. Ellerini masanın altına sakladı. Başını tabağına doğru eğdi.
Sevim Hanım aniden durdu. Burnunu havaya dikti. İki kere derin nefes aldı. Gözlerini kıstı:
— “Bu ne biçim koku böyle?”
Arda’nın kalbi boğazında attı. Buz gibi kesildi:
— “Ne kokusu anne?”
— “Çam kokuyor burası. Bir de keskin nane. Nereden buldun bu çam reçinesini?”
Kemal Kaptan gazetesini indirdi. Gözlüklerinin üstünden sakin bir bakış fırlattı:
— “Oğlan parkta top oynamıştır Sevim. Bırak yesin sıcağıyla yemeğini.”
Sevim Hanım Arda’ya doğru eğildi. Yüzünü çocuğun yanağına kadar yaklaştırdı. Tam o anda Arda nefesini tuttu. Ciğerleri patlayacak gibi oldu.
Anne burnu nihai teşhisi koydu:
— “Gözlerin kan çanağı gibi oğlum senin. Denizde fazla mı kaldın?”
Arda hızla başını salladı:
— “Tuzlu su kaçtı anne. Gözümü çok yaktı.”
Kemal Kaptan güldü:
— “Erkek adamın gözü yanar. Ye patatesini hadi.”
Kriz mucizevi bir şekilde teğet geçti. Arda ciğerlerindeki nefesi yavaşça verdi. Boğazındaki yanma ve kuruluk hala sürüyordu. Çatalı patatese batırdı ama lokmalar boğazından güçlükle geçti.
Bir daha asla o zehirli dumana elini sürmeyeceğine kendi kendine yemin etti. Büyümek o kadar da özenilecek bir şey değildi. İskele altı macerası bu akşamlık sona ermişti. Yarın sabah yine bisikletine binecek, bakkaldan sadece gazoz ile leblebi tozu alacaktı. Çocukluk henüz bitmemişti.