📍 SAYFİYE KRONİĞİ
SİTENİN ÇOCUKLARI

Erdek'ten Çeşme'ye Yazlık Medeniyeti, Apartman Savaşları & Aidat Dramaları

Sitenin Çocukları 📍 Silivri, Gümüşyaka, Marmara

Silivri Gümüşyaka Kınalı Sitesinde On Saatlik Sokak Mesaisi: Salçalı Ekmek, Paslı Hortum ve Karpuz Kabuğu

Sabah saat 09.30'da evden fırlayıp akşam ezanına kadar eve ayak basmayan, balkondan atılan gazeteli ekmeklerle beslenen 90'lar çocuklarının hayatta kalma rehberi.

📌 Yazlık Kanunu: "Eve giren çocuk tutuklanmış sayılırdı; gerçek özgürlük, balkondan kafana atılan salçalı ekmeği sokak kaldırımında iki lokmada yutmaktı."
SC Sitenin Çocukları Masası
Anı kodu: salca-ekmek-ve-karpuz-kabuguyla-sokakta-gecirilen-on-saat
Silivri Gümüşyaka Kınalı Sitesinde On Saatlik Sokak Mesaisi: Salçalı Ekmek, Paslı Hortum ve Karpuz Kabuğu

I. Sabah 09.30 Firarı ve ‘Eve Girmeme’ Yemini

Ağustos ayının en uzun çarşamba sabahıydı. Saat tam 09.30’du. Silivri Gümüşyaka Kınalı Sitesi’nde güneş gökyüzüne tırmanıyordu. Asfalt yollar şimdiden fırın sıcağı gibi tütmeye başladı. Havadaki nem oranı %72 seviyesindeydi. Denizden tuzlu bir meltem esiyordu ama zakkumların kokusu sıcağa yapışmıştı. Bahçelerdeki çam ağaçlarından reçine damlıyordu.

B Blok birinci kat dairesinin demir kapısı hızla açıldı: Çaaat!

On bir yaşındaki Okan kendini bahçeye fırlattı. Ayaklarında yıpranmış mavi plastik terlikler vardı. Üzerinde sarı bir kolsuz atlet asılıydı. Kapının eşiğinde annesi Nermin Hanım belirdi. Elinde elektrik süpürgesinin metal borusu vardı. Saçları tülbentle sımsıkı bağlanmıştı:

— “Okan! Akşama kadar sokaktasın ama bir şartım var!”

Okan arkasını dönmeden seslendi:

— “Ne şartı anne?”

— “Bu eve gün içinde tek bir adım bile atmayacaksın!”

— “Niye anne ya? İki dakika su içip çıkarım.”

— “Yeri yeni sildim! Halıları balkonda çırptım! Kumlu ayaklarınla içeri girersen oklavayı sırtında kırarım!”

— “Susarsam ne yapacağım peki?”

— “Bahçe hortumundan iç! Eve adım atanı odaya kilitlerim, akşama kadar dışarı salmam!”

— “Acıkırsam ne olacak?”

— “Balkonun altına gelip bağıracaksın! Hadi kaybol gözümün önünden!”

Bu, Türk yazlık sitelerinin en katı anayasa maddesiydi. Bir çocuk sabah evden çıktıktan sonra asla geri dönemezdi. İçeri girdiği an annenin temizlik radarına takılırdı. Derhal terlik fırlatılır, banyoya sokulur ve ev hapsine mahkum edilirdi. Sokak çocuğu bu tehlikeyi çok iyi bilirdi. Bu yüzden eve girmemek mutlak bir hayatta kalma kuralıydı.

Okan hızla koştu. Sitenin paslı basketbol sahasına gitti. Potanın dibinde çete toplanmıştı. Tolga, Can ve Emre oradaydı. Bisikletlerini demir pota direğine yaslamışlardı.

Dördü de birbirine baktı. Önlerinde tam on saatlik sınırsız bir sokak mesaisi vardı. Okul yoktu. Sorumluluk yoktu. Sadece sokaklar, bahçeler ve deniz vardı.


II. Balkon İkmal Hattı: Gazeteye Sarılı Salçalı Ekmek

Saat 13.15 oldu. Güneş göğün tam tepe noktasına dikildi. Termometreler gölgede 36 dereceyi gösterdi. Mideler açlıktan guruldamaya başladı.

Çocuklar sabahtan beri bisiklet sürmüş, deniz kenarında taş sektirmişti. Çam kozalaklarıyla kaleye şut çekmişlerdi. Enerji depoları tamamen tükenmişti. Ceplerde tek kuruş para yoktu. Bakkal ise sitenin ta öteki ucundaydı.

Tek bir ikmal yolu vardı: Balkon Hava Taşımacılığı.

Dört çocuk C Blok’un önüne geldi. Okan kafasını üçüncü kata doğru kaldırdı. İki elini ağzına boru yaptı. Avazı çıktığı kadar bağırdı:

— “Anneeeee! Anneeeeee!”

Mutfak penceresi gıcırdadı. Pencere ardına kadar açıldı:

— “Ne var Okan! Ne bağırıyorsun sokak ortasında avaz avaz!”

— “Açız anne! Açlıktan öldük kaldırımda!”

— “Eve gelmeyin demedim mi ben size!”

— “Gelmiyoruz anne! Balkondan ekmek at bize!”

— “Ne ekmeği istiyorsun söyle çabuk?”

— “Salçalı yap anne! Bol zeytinyağlı olsun!”

— “Caner’e de yapayım mı?”

— “Hepsine yap anne! Dört kişiyiz burada!”

— “İçine kaşar da koyayım mı?”

— “Yok anne, sadece salça ve kekik koy!”

— “Bekleyin o zaman, iki dakikaya atıyorum!”

Nermin Hanım homurdandı ama mutfağa yöneldi. On dakika sonra elinde gazete kağıdına sarılı kalın bir paketle balkona çıktı.

Yazlık sitelerin en efsanevi menüsü hazırlanmıştı: Yarım somun taze fırın ekmeği. Arasına ev yapımı koyu kırmızı biber ve domates salçası sürülmüştü. Üzerine biraz Ayvalık sızma zeytinyağı gezdirilmişti. En üste de bol kuru kekik serpilmişti. Hatta Caner için bir dilim ekmeğin üstüne Sana yağı sürülmüş, üstüne beyaz toz şeker dökülmüştü.

Nermin Hanım paketi havada salladı:

— “Tutun şunu! Yere düşürmeyin sakın!”

Paket üçüncü kattan aşağıya doğru süzüldü. Okan ellerini havaya açtı. Paketi göğsünde yumuşattı: Şap.

Gazete kağıdı sıcaktan salçanın kırmızı yağıyla lekelenmişti. Dört çocuk kaldırım taşına çöktü. Ekmeği dörde böldüler. Parmaklarına bulaşan kırmızı yağı yaladılar. Dünyanın hiçbir lüks lokantası o kaldırım kenarındaki salçalı ekmeğin tadını veremezdi.

Sokak AtıştırmalığıMalzeme ListesiDoyuruculukTehlike Faktörü
Salçalı EkmekEv salçası, somun ekmek, kekikÇok YüksekÜst baş kırmızı boyanır
Sana Yağı ve ŞekerMargarin, toz şeker, bayat ekmekOrtaGüneşte yağ erir, akar
Can Erik ve TuzKomşu bahçesi eriği, cep tuzuDüşükKarın ağrısı ve ishal
Dut SalkımıYol kenarı kara dut ağacıDüşükParmaklar mosmor olur
Karpuz KabuğuPlaj artığı beyaz karpuz içiSerinleticiSinek üşüşür

III. Paslı Bahçe Hortumu: Tazyikli Çeşme Gastronomisi

Saat 15.00 oldu. Salçalı ekmek susuzluğu fena halde tetikledi. Boğazlar çöl gibi kurudu. Dudaklar çatladı.

Eve çıkmak kesinlikle yasaktı. Su almak için bakkala gitmek ise sermaye gerektiriyordu.

Can sitenin ortak bahçesindeki sarı sulama hortumunu gösterdi:

— “A Blok’un bahçe musluğu açık beyler!”

— “Hortum sıcak akıtmasın sakın?”

— “Akar akar, biraz bekleriz.”

Dört çocuk hemen A Blok’un bodrum katına daldı. Duvara monte edilmiş paslı pirinç musluğun ucuna yeşil bir sulama hortumu takılıydı. Hortum bütün gün güneşin altında kalmıştı. Güneş plastik gövdeyi yumuşatmıştı.

Okan hortumu eline aldı. Musluğu sonuna kadar çevirdi: Gaaaaarc!

Hortumun içinden önce kaynar ve sarımtırak bir su fışkırdı: Foşşş! Plastik ve pas kokusu etrafı sardı. Su neredeyse kaynama noktasındaydı.

Tolga hemen uyardı:

— “Hemen içme Okan! O su zehirler adamı! Güneşte kaynamış!”

— “Biliyorum oğlum. Soğumasını bekliyorum işte.”

— “Toprağa tut hortumu, ayaklarımız yanmasın.”

Su iki dakika boyunca çimlere ve toprağa aktı. Sonunda yer altı borularından buz gibi kuyu suyu ulaştı.

Okan başparmağını hortumun deliğine tıkadı. Suyu tazyikli bir fıskiye gibi havaya püskürttü. Ağzını fışkıran suya dayadı. Kana kana içti.

Su buz gibiydi ama yoğun bir klor ve pas tadı vardı. Yine de dünyanın en tatlı pınarı gibi geldi. Ardından Tolga, Can ve Emre sıraya girdi. Hortumu birbirlerinin kafasına tuttular. Islak saçlar sırtlara yapıştı. Tişörtler sırılsıklam oldu. Sıcak bir anda unutuldu. Sokakta yeniden can buldular.


IV. Karpuz Kabuğu Seferberliği ve Erik Ağacı Baskını

Saat 16.45 oldu. Sitenin plajından dönen aileler bahçe yollarında görünmeye başladı. Hasır şapkalar, omuzlara asılı plaj çantaları geçiyordu.

D Blok sakinlerinden emekli öğretmen İhsan Bey elinde büyük bir plastik tepsiyle bahçe çardağına oturdu. Tepside devasa bir Diyarbakır karpuzu dilimlenmişti. İhsan Bey ve ailesi karpuzları afiyetle yedi. Çekirdekler bahçe toprağına fırlatıldı.

Geriye tepside devasa yeşil karpuz kabukları kaldı. İhsan Bey tepsiyi çardağın kenarındaki mermere bıraktı. İçeri gitti.

Bu an, sokak çocukları için açık büfe ziyafetiydi.

Emre çardağa doğru koştu:

— “Kabuklar taze beyler! Hücum edin!”

— “Koşun sinekler konmadan yetişelim!”

Çocuklar çardağa daldı. En kalın karpuz kabuklarını kaptılar. Kabukların üzerinde hala bir santim kalınlığında sulu pembe karpuz eti duruyordu.

Dişlerini kabuğun beyaz etine geçirdiler: Kıtır, kıtır, kıtır.

Karpuzun beyaz kısmı hafif mayhoş ve buz gibi suluydu. Ağızlarından tatlı sular aktı. Çenelerinden kollarındaki tozlu çamurlara doğru karpuz suyu süzüldü. Tişörtlerin yakaları karpuz lekesiyle ıslandı.

Okan kabuğun dibini dişleriyle sıyırdı:

— “Bunu denizde gemi yapacağız beyler!”

— “Önce erik aşıralım Okan. Albay Cevat’ın bahçesindeki can erikleri olgunlaşmış.”

— “Albay bizi görürse tüfekle kovalar!”

— “Görmez. Şu an ikindi uykusunda horluyor.”

— “Kafamıza su dökmesin sonra?”

— “Dökemez. Bahçenin arka kapısı aralık kalmış.”

— “Hadi sessizce yanaşalım.”

Dört kafadar parmak uçlarında Albay Cevat Bey’in bahçe çitine yanaştı. Çitin üzerinden sarkan kalın erik dalına uzandılar. Daldaki kütür kütür yeşil erikleri ceplerine doldurdular. Dallar hışırdadı ama kimse uyanmadı.

Cebinden küçük bir kağıda sarılı sofra tuzu çıkaran Can, erikleri tuza bandı. Çıtır çıtır sesler bahçede yankılandı. Ekşi erik suyu damağı yardı. Bu lezzet yazın en büyük ganimetiydi. Ağızlar buruştu ama neşe hiç eksilmedi. Çekirdekleri tek tek çimlere fırlattılar. Parmak uçları ekşi meyve suyuyla kaplandı.

— “Tuz bitti Can!”

— “Tuzsuz da yenir Okan. Kütür kütür baksana!”

— “Dişlerim kamaştı vallahi!”

— “Kamaşsın oğlum. Akşama kadar sokak bizim!”


V. Akşam Ezanı ve Kırmızı Salça Lekeli Dönüş

Saat 19.30 oldu. Güneş Marmara Denizi’nin ardında kızıl bir alev topu gibi alçaldı. Bahçelerdeki gölgeler upuzun uzadı. Akşam rüzgarı hafifçe serinlik getirdi.

Sitenin hoparlörlerinden ve uzaktaki köy camisinden akşam ezanı yükseldi: Allahu Ekber… Allahu Ekber…

On saatlik büyük sokak maratonu resmen sona ermişti. Ateşkes borusu çalmıştı. Sokakta tek bir çocuk bile kalamazdı.

Dört çocuk sitenin sarı trafosunun önünde durdu. Birbirlerine baktılar. Manzara tam bir meydan muharebesi kalıntısını andırıyordu:

  • Okan’ın sarı atletinde koca bir kırmızı salça lekesi vardı.
  • Tolga’nın şortu karpuz suyundan yapış yapış olmuştu.
  • Can’ın diz kapakları çamur ve kurumuş yara kabuğu içindeydi.
  • Emre’nin plastik terliği parmak arasından kopmuştu, ince bir telle bağlamıştı.

Okan güldü:

— “Yarın sabah yine 09.30’da potanın altında mıyız?”

— “Tabii ki oradayız. Bu sefer plastik topu ben getireceğim.”

— “Bakkaldan leblebi tozu da alırız.”

— “Hadi dağılın, anneler pencerelere çıkıyor.”

Balkonlardan annelerin tiz sesleri aynı anda yaylım ateşine başladı:

— “Okaaaan! Eveeeeee!”

— “Tolgaaaa! Sofrayaaaa!”

— “Caner! Baban geldi çabuk içeri!”

Okan B Blok’un mermer basamaklarını ikişer ikişer tırmandı. Kapıyı çaldı. Nermin Hanım kapıyı açtı. Karşısındaki çamurlu, salçalı ve deniz tuzu kokan oğluna baktı. Başını iki yana salladı:

— “Seni doğuracağıma taş doğursaydım Okan! Şu haline bak! Doğru banyoya koş!”

— “Anne karnım çok doydu ama!”

— “Belli salçayı üstüne sürmüşsün! Çıkar şu üstünü!”

Okan sırıttı. Banyoya doğru koştu. Hacı Şakir sabununun kokusu burnuna geldi. Karnı toktu, ruhu tamamen özgürdü. Tam on saati sokakta fethetmişti. Yarın sabah güneş yeniden doğacak ve o sokaklar yine onların olacaktı.

Sıradaki Yazlık Dosyaları