Sabah Teftişi
24 Temmuz 1993, sabah saat 07.00. Selimpaşa’da deniz sütlimandı, Marmara’dan hafif bir meltem esiyordu. Sahil bandında iki yüz kırk villalık bir yerleşke uzanıyordu; resmi adı Resmi Gazete Sitesi’ydi. Burası cumhuriyetin en kıdemli hukukçularının yazlık karargâhıydı: Danıştay daireleri, Yargıtay ve Sayıştay emeklileri burada yaşardı.
Her bahçe jilet gibi hizalı, çimler aynı boyda kesilmişti. Bahçe kapılarında pirinç isimlikler parıldardı, unvanlar isimlerden büyük yazılırdı. Nöbetçi kulübesindeki görevli gelen her aracı resmi deftere kaydeder, misafirlerden kimlik alırdı. Yabancı plakalı bir araç içeri ancak bir emekli hâkimin yazılı beyanıyla girebilirdi.
Yedi sıfır beşte ana caddede iki gölge belirdi. Yönetim kurulu başkanı, emekli Danıştay daire başkanı Macit Bey sabah teftişine çıkmıştı. Yanında denetim kurulu başkanı, emekli Yargıtay üyesi Fahri Bey yürüyordu. Macit Bey’in elinde sarı bir şerit metre, Fahri Bey’in elinde deri kaplı tutanak defteri vardı. Macit Bey 42 numaralı parselin önünde durup kaşlarını çattı.
“Fahri Bey, cetveli tutun lütfen. Cevdet Bey’in çitinde bariz bir ihlal var.”
“Göz kararıyla karar vermeyelim Macit Bey, ölçelim.”
“Sıkı tutun, kaymasın!”
Böylece sitede sıradan bir sayfiye sabahı başladı.
Madde 14/B: Beş Santimlik Çit
Sitenin anayasası kırk sekiz sayfalık İç Nizamname’ydi. 1986’da kurucu heyetin hazırladığı bu metin, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’ndan daha katıydı. 14. maddenin B fıkrası açıktı: parselleri ayıran yeşil ahşap çitler seksen santimi bir milimetre bile geçemezdi. Macit Bey metreyi çitin tepesine dayadı, gözlüğünü taktı.
“Seksen beş santim! Beş santimetre yetki aşımı!”
“Maddi hata olabilir mi acaba?”
“Hukukta maddi hata olmaz Fahri Bey! Kasıt vardır!”
Balkon kapısı açıldı, emekli Sayıştay uzmanı Cevdet Bey pijamalarıyla dışarı çıktı.
“Sabahın yedisinde bahçemde ne arıyorsunuz beyler?”
“Cevdet Bey, çitiniz tüzüğe aykırıdır! İki gün içinde infaz edeceksiniz. Etmezseniz yönetim resen yıkar, masrafı yüzde yirmi beş fazlasıyla tahsil edilir!”
“Fidanlar büyüktü, beş santim yüksek çaktım. Danıştay’a yürütmeyi durdurma davası açarım!”
“Açamazsınız, idari merci tecavüzü olur!”
“Sulh hukuka giderim o zaman!”
“Yetkisizlik kararı verirler Cevdet Bey. Tüzük kesindir.”
“Su sayacımı da teftiş etmiştiniz geçen hafta!”
“Kalibrasyonu bozuktu Cevdet Bey. Sayıştay denetimi şarttır.”
Balkonlardan başlar uzandı. Karşı villadan emekli bir savcı, pijamasının üstüne cübbe ağırbaşlılığıyla bornozunu geçirip duruşmayı izlemeye çıktı. Komşular kahvelerini bırakıp çit kavgasına kilitlendi; herkes kanun maddeleriyle konuşuyordu.
Fildişi mi, Kırık Beyaz mı?
Çit krizi çözülmeden doğu bloklarında ikinci skandal patladı. 78 numaranın sahibi emekli ağır ceza hâkimi Necdet Bey evini boyatmış, usta da tüzüğün 8. maddesindeki RAL 9010 yerine fildişi sürmüştü. Güneş vurunca villa hafif sarımsı parlıyordu. Yönetim kurulu öğleden sonra acil toplandı, kartelalar masaya serildi. Macit Bey büyüteçle eğildi.
“Beyler, bu renk açıkça fildişidir!”
“Gözü çok rahatsız etmiyor sanki?”
“Mesele göz zevki değildir, şekil şartına aykırılıktır! Ustanın hatası iradeyi sakatlamaz. İhtiyati tedbir alıyoruz!”
“Tebligatı noterle mi yapalım Macit Bey?”
“İadeli taahhütlü gönderin, alındı belgesi dosyaya girsin!”
“Duvardan numune aldık mı?”
“Kazıdık, laboratuvara gönderdik bile!”
Necdet Bey’e iadeli taahhütlü bir tebligat gitti: yedi gün içinde ev tüzüğe uygun renge boyanmazsa havuza girişi süresiz yasaklanacaktı. Necdet Bey küplere bindi.
“Beni kendi sitemde havuzdan men edemezsiniz! Bilirkişi talep ediyorum!”
“İTÜ Mimarlık’tan heyet çağırırız Necdet Bey. Masrafı haksız çıkan öder.”
Siesta ve Bisiklet Zili
Sitenin en kutsal saati siestaydı. 13.30 ile 16.30 arası site açık hava manastırına dönerdi; konuşmak, bahçe sulamak, çim biçmek yasaktı, radyoların sesi sonuna kadar kısılırdı. Çocuklar bile o saatlerde fısıltıyla kavga ederdi. İlan panosunda kırmızı harflerle yazardı: “13.30–16.30 arası mutlak sükûnet vaktidir.”
O temmuz günü İstanbul’dan dedesini ziyarete gelen on iki yaşındaki Emre bisikletine bindi ve zilini çaldı. Ses sessiz sokakta bomba gibi patladı. Üç yatak odası penceresi aynı anda açıldı. Emekli askerî hâkim Tevfik Bey başını uzattı.
“Dur orada çocuk! Saat kaç, haberin var mı?”
“İki buçuk, amca.”
“Amca değil, Hâkim Bey! Saat iki buçukta bu sitede kuş bile ötemez! Deden kim senin?”
“İhsan Bey, 32 numara. Ama ben kediye çarpmamak için çaldım!”
“Mazeret kabul edilmez, zabıt tutuldu bir kere!”
Emre ağlayarak eve koştu. Emekli Danıştay üyesi İhsan Bey torununu kucaklayıp bahçe kapısına çıktı.
“Tevfik Bey! Çocuğun bisikletine tutanak mı tutulur? Çocuk Hakları Sözleşmesi var!”
“Sitenin iç tüzüğü uluslararası sözleşmeden önce gelir İhsan Bey!”
“İnsan Hakları Mahkemesi’ne giderim!”
“İç hukuk yollarını tüketmeden gidemezsiniz!”
Olağanüstü Genel Kurul
Ağustosun ilk pazarı sosyal tesiste olağanüstü genel kurul toplandı. Başka sitelerde genel kurulda plastik sandalyeler uçuşurdu; burada İçtihatları Birleştirme kararları uçuşurdu. Divan başkanlığına emekli Anayasa Mahkemesi üyesi Selahattin Bey seçildi ve tahta tokmağı masaya vurdu.
“Gündem maddesi beş: çit yükseklikleri ve boya standartları!”
“Usul hakkında söz istiyorum Sayın Başkan!” dedi İhsan Bey. “Vekâletnamelerin üçünde tarih eksik, hükümsüzdür! Reddi hâkim talep ediyorum!”
“Burası mahkeme değil İhsan Bey, genel kuruldur!” dedi Macit Bey.
“Genel kurul da hukuka bağlıdır!”
“Açık oylama mı gizli oylama mı?”
“Tüzüğün yirminci maddesine göre gizli oy esastır!”
Tartışma üç saat sürdü. Yetki aşımı, şekil noksanlığı, iptal davaları konuşuldu. Sonunda çitlerin seksen santimde kalmasına, boya için iki yıllık geçiş süresi tanınmasına karar verildi. Tokmak indi, kimse sevinç belli etmedi; herkes ciddiyetle ceketini ilikledi, karar defteri imzalandı.
Kavun, Yoğurt ve Temyiz
Akşam sekizde günün bütün hukuki gerilimi bir sofraya dönüştü. Sosyal tesisin çınar altı bahçesine uzun, beyaz örtülü bir masa kuruldu; gündüz birbirine ihtar çeken yargıçlar yan yana oturdu. Ortada Selimpaşa kavunları dilimlendi, yanında teneke kutudan çıkmış, kaymağı iki parmak kalınlığında Silivri yoğurdu vardı. Macit Bey bardağına buz atıp Cevdet Bey’in omzuna dokundu.
“Cevdet, çitin beş santimini yarın beraber keseriz artık.”
“Keseriz Macit Bey. Tüzük ne derse o.”
“Kavun çok tatlı bu sene.”
“Selimpaşa toprağıdır, hukuka uymaz ama damağa uyar.”
“Toruna söyle, bisikletin zilini çıkarsın.”
“Çıkardım bile. Artık zilsiz geziyor, kediler tedirgin.”
“Haftaya tavla turnuvası yapalım mı? Selahattin Bey hakem olur, kararları temyize kapalı.”
“Olur. Ama düşeş atana itiraz yok.”
“İtiraz yok mu? Hayatımda ilk defa kesin bir karar duyuyorum.”
Masada kahkahalar yükseldi. Tevfik Bey saatine baktı, dokuzu geçiyordu. Bir şey demedi. Ama ertesi sabah ilan panosunda yeni bir kâğıt vardı: “Akşam 21.00’den sonra kahkaha, gizli oyla kararlaştırılacaktır.”



