Sinop ve Amasra: Karadeniz Sayfiyesi, Balkon Demiri Zımparası ve Fındık Sezonu
Yılda iki kez antipasla boyanmayan demirin çürüdüğü nemli Karadeniz siteleri, ağustosta boşalan bloklar ve balkonlara serilen tonlarca taze fındık.
sinop-ve-amasra-karadeniz-sayfiyesi-rutubet-ve-findik-sezonu
I. Saat 08.45: Çakraz Sahili, Tel Fırça Gıcırtısı ve Tiner Kokusu
Saat tam 08.45’ti.
Amasra’nın Çakraz sahilindeki Martı Konut Kooperatifi’nde sabah sisi henüz kalkmamıştı.
Karadeniz’den yükselen ağır ve tuzlu bir nem bütün binaları sarmıştı.
Havadaki bağıl nem oranı yüzde 85 seviyesindeydi.
Çam ağaçlarının iğnelerinden yere su damlaları düşüyordu. Tıp tıp sesler çıkıyordu.
Martılar kiremit çatıların üzerine dizilmişti.
İkinci katın balkonundan sinir bozucu bir metal kazıma sesi yankılandı:
Kırt… kırt… gıııırrrt…
Emekli maden mühendisi Bedri Bey balkon korkuluklarının başına çömelmişti.
Elinde sert çelik telli bir fırça vardı.
Korkuluğun kabarmış yeşil boyasını ve altındaki kızıl pası hırsla kazıyordu.
Balkon demirinin alt kıvrımlarında deniz tuzu beyaz toz şeker gibi kristalleşmişti.
Tuz tabakası kazındıkça altından çürümüş sac çıkıyordu.
Pas tozları kepek gibi balkonun fayanslarına dökülüyordu.
Gözlük camları ter ve pas lekesiyle kaplanmıştı.
Yan balkondan emekli orman şefi Kazım Bey kafasını uzattı. Elinde bir şişe sentetik tiner tutuyordu.
— “Bedri Abi! Sabah mesaisi erken başlamış yine!”
— “Erken başlamazsan demir eriyip gidecek Kazım!”
— “Daha haziranda boyamamış mıydın sen o korkuluğu?”
— “Boyadım ama astarı ince çekmişim. Karadeniz’in tuzu affetmiyor.”
— “Bendeki kırmızı antipastan vereyim sana iki fırça.”
— “Çok makbule geçer Kazım. Tinerin de var mı fazladan?”
— “Tiner bol abi. Madenciye tiner mi yok?”
— “Hadi getir de şu pası bugün bitirelim.”
— “Öğleden sonra fındık işi var ama unutma!”
— “Fındık aklımda Kazım. Önce demirin zırhını giydirelim.”
İki komşu balkon demirleri üzerinden boya takımlarını tokuşturdu.
Burası Karadeniz sayfiyesiydi. Burada tatil dinlenmek değil, pasla savaşıp fındık toplamaktı.
II. Karadeniz Nemi, Hırdavatçı Cemal ve Antipas Kanunu
Sinop ve Amasra kıyılarında mülk sahibi olmak büyük bir disiplin ister.
Ege veya Akdeniz’deki gibi evi kilitleyip kış boyunca unutamazsınız.
Karadeniz’in kış fırtınaları deniz suyunu yüz metre içeriye savurur.
Tuzlu rüzgar demiri kemirir, betonu çatlatır, ahşabı şişirir.
Camlarda kalın bir tuz tabakası oluşur. Camlar sirkeli suyla ovulmadan temizlenmez.
Çarşaflar ve havlular odalarda hep hafif nemli kalır.
Yazlıkçılar ağustos akşamları bile elektrikli sobayla çarşaf kurutur.
İlçenin merkezindeki hırdavatçı Cemal Efendi yaz aylarında servet kazanır.
Dükkanın önü boya tenekeleriyle dolup taşar.
Yazlıkçılar tezgaha dizilir. Hangi boyanın Karadeniz tuzuna daha dayanıklı olduğu tartışılır.
Sentetik tiner, zımpara kağıdı ve koli bantları peynir ekmek gibi satılır.
Bu sitelerin değişmez bir yazısız kanunu vardır:
Balkon demirleri yılda en az iki kez boyanmak zorundadır.
Birinci boyama mayıs ayı sonunda yapılır.
Kışın oluşan paslar kazınır, ilk kat gri astar çekilir.
İkinci boyama ise eylül ayı sonunda uygulanır.
Bu son kat kış zırhıdır. Kalın, yağlı antipas boya kullanılır.
Eğer bu iki seansı atlarsanız demir elinizde kalır. Paslı korkuluk deniz rüzgarında çürür.
Bu yüzden her kooperatif sakininin kilerinde daima üç malzeme hazır bekler.
Antipas astar, sentetik tiner ve kalın kestirme fırça.
Bu üçlü olmadan Karadeniz’de sayfiye hayatı sürdürülemez.
III. 10 Ağustos Seferberliği: Sitenin Boşalması ve Fındık Göçü
Ağustos ayının ilk haftası geldiğinde sitelerde garip bir sessizlik başlar.
Normalde çocuk sesleriyle çınlayan bahçeler aniden boşalır.
Çünkü 10 Ağustos tarihi fındık toplama sezonunun başlangıcıdır.
Karadenizli yazlıkçı için deniz keyfi o gün bıçak gibi kesilir.
Şortlar ve sandaletler dolaba kaldırılır.
Yerine lastik çizmeler, kalın pazen gömlekler ve fındık sepetleri çıkarılır.
Kollara diken batmasın diye beyaz çoraplar geçirilir. Başa hasır şapkalar takılır.
Su bidonları ıslak yün çoraplara sarılır. Böylece su gün boyu buz gibi kalır.
Öğlen bahçede gürgen ağaçlarının gölgesinde mola verilir.
Yufka ekmeğine köy peyniri sarılıp yenir. Yanında demlikten çay içilir.
Sitenin sakinleri iki gruba ayrılır. Köyünde fındığı olanlar ve akrabasına yardıma gidenler.
Sabah saat 06.00’da otoparkta büyük bir koşuşturma yaşanır.
Bedri Bey Toros arabanın bagajına sepetleri yerleştirirken komşusuna seslenir:
— “Fatma Abla, biz köye bahçeye gidiyoruz!”
— “Kaç gün kalacaksınız Bedri Bey?”
— “On gün sürer abla. Yevmiyeciler geldi köyde bekliyor.”
— “Hayırlı bereketli mahsuller olsun inşallah.”
— “Sağ olasın abla. Çiçeklerin hortumunu açık bıraktım, arada bir sula.”
— “Gözün arkada kalmasın, her akşam sularım.”
— “Dönüşte sana taze süt fındığı getireceğim çuvalla.”
Arabalar birer birer site kapısından çıkar.
Yamaçlardaki dik köy yollarına doğru tırmanır.
Bahçelerde ısırgan otları ve eşek arılarıyla dolu zorlu bir hasat başlar.
Dallardan toplanan fındıklar sepetlere doldurulur.
Dallar eğilir, fındık ocakları baştan başa taranır.
Terler alınlardan akar, tülbentlere silinir.
Sepetler doldukça çuvallara boşaltılır. Çuvalların ağzı sicimle sıkıca bağlanır.
Yüz elli konutluk yazlık site üç gün içinde adeta hayalet kasabaya döner.
IV. Patoz Uğultusu ve Balkonlarda Mavi Branda Devrimi
On gün sonra fındık toplanır ve köylerden siteye dönüş başlar.
Fakat fındık macerası bahçede asla bitmez.
Asıl büyük curcuna şimdi başlar.
Köyün girişine devasa bir patoz makinesi kurulur.
Patoz motoru kulakları sağır eden bir gürültüyle çalışır: Güm güm güm!
Yeşil zuruf kabukları toz bulutları halinde havaya savrulur.
İşçiler ağızlarına beyaz pamuklu tülbent bağlar.
Sitede çamaşır asmak kesinlikle yasaklanır. Çünkü patoz tozu çamaşırları sarartır.
Kabuğundan ayrılan fındıklar çuvallara doldurulur ve yazlık sitelere taşınır.
Köylerde harman yeri yetmeyince yazlık siteler kurutma tesisine dönüşür.
Site yönetimi olağanüstü toplanır ve ortak alanları fındığa açar.
Tenis kortuna, çocuk parkına ve otoparka koca mavi naylon brandalar serilir.
Her dairenin balkonu da baştan başa brandayla kaplanır.
Çuvallardan dökülen fındıklar tahta tırmıklarla düzeltilir.
Güneş vurdukça fındıklar nemini atar.
Sıcak betonun üzerinde kabuklar çıtır çıtır kurur.
Günde üç kez tırmıkla karıştırılması gerekir. Ayak basmak yasaktır.
Her ailenin harmanı titizlikle ayrılmıştır. Sınırlar karışmaz.
Balkonlardan mahalleye yoğun bir fındık tozu ve toprak kokusu yayılır.
Çocuklar balkonlarda fındık kırma yarışına girer.
İki taşın arasında kırılan süt fındıklarının çıtır çıtır sesleri duyulur.
Taze fındığın tadı süt gibi gevrek ve tatlı olur.
Bütün site tek bir kokuyla, tek bir bereketle birleşir.
V. Cevizli Sinop Mantısı, Amasra Salatası ve Fasulye Diblesi
Güneş batarken fındık brandaları çiğ düşmesin diye toplanır.
Brandaların uçları rüzgarda uçmasın diye tuğlalarla bastırılır.
Günün ağır yorgunluğu akşam sofrasında unutulur.
Karadenizli kadınlar sofrayı bir sanat galerisi gibi donatır.
Masanın tam ortasına devasa bir Amasra salatası tabağı yerleştirilir.
Salatada yirmi çeşit taze tarla otu bulunur.
Turplar gül şeklinde oyulmuştur, havuçlar yıldız gibi kesilmiştir.
Yanına bol cevizli ve sarımsaklı yoğurtlu Sinop mantısı konur.
Mantının üzerine kızdırılmış tereyağı gezdirilir. Cızır cızır ses çıkar.
Fırından yeni çıkmış cevizli kıymalı Sinop nokulu servis edilir.
Yanında taze mısır ekmeği ve tereyağında kavrulmuş fasulye diblesi ikram edilir.
Kiraz turşusu kavurması masanın en özel lezzetidir.
Tavada çıtır çıtır kızarmış mezgit balığı tabaklara pay edilir.
Nokulun çıtır katları damakta dağılır.
Bedri Bey ile Kazım Bey verandada çay bardağını doldurur.
— “Kazım, bu seneki mahsul çok bereketli çıktı.”
— “Bereketli çıktı abi. Randıman da yüzde 52 gelir diyorlar.”
— “Tüccar iyi fiyat verirse balkonun korkuluklarını tamamen paslanmaz çelik yaptıracağım.”
— “Yaptır abi valla. Kurtul şu zımpara çilesinden artık.”
— “Paslanmaz çelik Karadeniz’e dayanır mı sence?”
— “Gemici çeliği alırsan dayanır Bedri Abi.”
— “Neyse, çayını iç de şu nokuldan bir lokma al, nefis olmuş.”
— “Eline sağlık yengenin, cevizini bol koymuş.”
Çay kaşıkları bardaklarda çınlar. Sohbet koyulaşır.
Çaydanlıktan sıcak buhar yükselir. Rüzgar meşe yapraklarını hışıldatır.
Yorgun bedenler Karadeniz’in serin akşam esintisiyle ferahlar.
Yemekten sonra Amasra Boztepe’ye çıkılır.
Tarihi Kemere Köprüsü’nün üzerinden geçilir.
Adımlar taş köprüde yankılanır.
Boztepe çay bahçesinde semaver söylenir.
Aşağıda Tavşan Adası ve köpüren Karadeniz uzanır.
Çay buharı yüzleri ısıtır. Karadeniz’in hırçın dalgaları kayaları döverken sohbet gece yarısına kadar sürer.
Semadaki yıldızlar parıldar.
VI. Eylül Kapanışı: Yağlı Boya ile Kışı Karşılama
Eylül ayının ortası geldiğinde Karadeniz kıyılarında hava aniden soğur.
Geceleri sobalar yanmaya başlar. Odun çıtırtıları duyulur.
Fındıklar çuvallara basılmış, tüccara teslim edilmiştir.
Şimdi son ve en kritik vazife kalmıştır: Kış zırhı boyası.
Bedri Bey balkona son kez çıkar.
Zımparalanmış ve astarı kurumuş korkuluklara kalın kat sentetik yağlı boyayı sürer.
Fırça demirin her kıvrımına özenle dokunur. Hiçbir açık nokta bırakılmaz.
Koyu orman yeşili boya güneşte parıldar. Tiner kokusu son kez rüzgara karışır.
Evlerin ahşap panjurları kapatılır ve demir kancalarla kilitlenir.
Bahçe mobilyaları naylon brandalara sarılır ve balkona istiflenir.
Site bekçisi Hasan Efendi’ye evin yedek anahtarı emanet edilir.
Bir kavanoz fındık ezmesi de bekçiye hediye bırakılır.
Arabaların bagajına ikişer çuval taze fındık ve kavanozlar dolusu kestane balı yüklenir.
Şehre dönüş konvoyu yola çıkar.
Geride kalan siteler, yaklaşan kış fırtınalarına karşı demir zırhlarıyla hazır bekler.
Deniz fenerinin beyaz ışığı karanlık suları tarar.
Sokak lambaları boş balkonları aydınlatır. Yağmur damlaları yeni boyanmış demirlerden kayıp gider.
Karadeniz kış boyunca kükreyecek, dev dalgalar balkonları dövecektir.
Fakat o yeşil boyalı demirler, ilkbaharda geri dönecek sahiplerini dimdik bekleyecektir.