📍 SAYFİYE KRONİĞİ
SİTENİN ÇOCUKLARI

Erdek'ten Çeşme'ye Yazlık Medeniyeti, Apartman Savaşları & Aidat Dramaları

Sitenin Çocukları 📍 Burhaniye, Ören, Kuzey Ege

Şişme Deniz Yatağı ile Açığa Sürüklenen İki Kardeş: Sahil Teyzelerinin Çığlığı ve Pancar Motoru Operasyonu

Burhaniye Ören sahilinde kumaş kaplı turuncu deniz yatağında uyuyakalıp lodosla açığa sürüklenen iki kardeşin, annenin kıyıdaki feryadı ve balıkçı takasıyla kurtarılma hikayesi.

📌 Yazlık Kanunu: "Şişme deniz yatağı üstünde uyuyan çocuk, rüzgarın en savunmasız kurbanıdır; gözünü açtığında kıyı bir kibrit kutusu kadardır."
SC Sitenin Çocukları Masası
Anı kodu: sisme-deniz-yatagi-ile-aciga-suruklenen-iki-kardes-kurtarma-operasyonu
Şişme Deniz Yatağı ile Açığa Sürüklenen İki Kardeş: Sahil Teyzelerinin Çığlığı ve Pancar Motoru Operasyonu

I. Saat 14:15: Burhaniye Ören Kumsalında Turuncu Bestway ve Öğle Rehaveti

Ağustos sıcağı Burhaniye Ören sahilini kavuruyordu. Saat tam 14:15’ti. Kumlar çıplak ayakları bir fırın gibi yakıyordu. Gökyüzünde tek bir bulut bile yoktu. Güneş tepede devasa bir akkor topu gibi asılıydı. Sahil boyunca kesif bir tuz, kavun ve yanık Nivea kremi kokusu yayılıyordu.

Hasır şemsiyelerin altında derin bir sessizlik hakimdi. Büyükler öğle yemeği rehavetine tamamen teslim olmuştu. Gazeteler terli yüzlere örtülmüştü. Çıt bile çıkmıyordu. Sadece kıyıya vuran tembel dalgaların fısıltısı duyuluyordu.

Denizin yüzeyi ilk bakışta çarşaf gibi düzgündü. Fakat dipte karadan açığa çeken sinsi bir dip akıntısı vardı.

On bir yaşındaki Tolga ile sekiz yaşındaki kardeşi Efe kıyı şeridindeydi. Yanlarında babalarının sabah körüklü sarı pompayla şişirdiği emektar yatak vardı. Yatak parlak turuncu renkteydi. Yanlarında kalın lacivert şeritler uzanıyordu. Eski usul kadife dokulu kalın kauçuk kumaştan üretilmişti.

Yatağın köşesinde siyah Derby yapıştırıcısıyla tutturulmuş eski bir bisiklet yaması parlıyordu. Yatağın hava tıpasını sıkıca kapatmak için dakikalarca tükürüklemişlerdi.

Tolga yatağın başucundaki yastık bölmesine uzandı:

— “Efe! Yatağa dikkatlice tırman.”

— “Ağabey çok sallanıyor, devrileceğiz!”

— “Korkma velet. Yan tutamaklara iki elinle yapış.”

— “Annem kıyıdan beş metre bile açılmayın dedi.”

— “Kıyıdayız işte. Bak ayaklarım hala kuma sürtünüyor.”

— “Su biraz soğuk gibi geldi bana ağabey.”

— “Kuzey Ege burası oğlum. İki dakikaya alışırsın.”

Tolga kollarını iki yana sarkıttı. Parmak uçlarıyla serin suları hafifçe okşadı. Güneş sırtlarını tatlı tatlı ısıtıyordu.

Hafif dalgalar yatağı bir beşik gibi sallamaya başladı. İki kardeş gözlerini gökyüzüne çevirdi. Uçuşan martıları izlediler. Beş dakika sonra ikisi de derin bir rehavet uykusuna daldı. Bu uyku yaz tatilinin en büyük kabusuna dönüşecekti.


II. İmbatın Sinsi Lodosla İttifakı ve Karıncalara Dönen Şezlonglar

Kuzey Ege denizine asla güven olmazdı. Deniz sinsi bir aynaya benzerdi. Öğleden sonra esen ılık imbat aniden yön değiştirdi. Dağlardan denize doğru çok kuru ve sert bir lodos fırtınası indi.

Rüzgarın hızı aniden saatte 26 kilometreye fırladı. Turuncu Bestway deniz yatağı birdenbire devasa bir yelkene dönüştü. Su yüzeyinde hafifçe havalandı. Sert rüzgar yatağın kabarık gövdesini arkasından hızlıca itti.

Yatak su üzerinde kayarak açığa doğru aktı. Kıyıdan önce on metre uzaklaştı. Sonra otuz metre oldu. Ardından seksen metreye kadar ulaştı.

İki kardeş derin uykuda hala güzel rüyalar görüyordu. Rüzgarın uğultusu kulaklarında tatlı bir ninni gibiydi.

Saat tam 14:38 oldu. Efe’nin burnuna soğuk ve köpüklü bir deniz suyu damlası çarptı. Küçük çocuk birden irkildi. Gözlerini hızla kırpıştırdı. Doğrulmak istedi.

Yatak yüksek bir dalganın üstünde tehlikeli biçimde yana yattı. Efe dengesini zorlukla sağladı. Çevresine bakındı.

Karşısında uçsuz bucaksız koyu mavi bir su kütlesi vardı. Kıyıya doğru telaşla başını çevirdi. Kalbi göğsünden fırlayacak gibi şiddetle çarpmaya başladı:

— “Ağabey! Kalk çabuk! Ağabey uyan!”

Tolga esneyerek gözlerini ovuşturdu:

— “Ne var Efe? Ne bağırıp duruyorsun?”

— “Ağabey arkana dön bak! Kumsal nerede?”

Tolga panikle doğruldu. Gördüğü manzara karşısında küçük dilini yutacaktı. Sitenin koca koca üç katlı beton blokları birer kibrit kutusuna dönmüştü.

Rengarenk sahil şemsiyeleri minik kumaş düğmeler gibiydi. İnsanlar ise sarı kumun üstünde kımıldayan siyah karıncalar kadardı.

Tolga titreyen elleriyle buz gibi suya sarıldı:

— “Eyvahlar olsun! Akıntı bizi alıp götürmüş!”

— “Ağabey boğulacağız! Ben derin suda yüzemem!”

— “Ağlama Efe! Kımıldama, sakın yatağı devirme!”

— “Kulaç atalım ağabey, geri yüzebiliriz!”

— “Delirdin mi sen? Kıyı en az iki yüz metre uzakta!”

— “Dibi hiç görünmüyor ağabey, kapkara burası!”

Tolga ellerini tahta kürek gibi kullanarak suyu geri itti. İki koluyla da var gücüyle çırpındı. Fakat şişme yatak santim bile ilerlemedi. Lodos rüzgarı onları açığa doğru mermi gibi çekiyordu. Her geçen saniye kıyı biraz daha ufalıyordu.


III. Kıyıdaki Siren: Şermin Hanım’ın Tiz Çığlığı ve Balkon Panosu

Kumsalda saat tam 14:45’ti. Çocukların annesi Şermin Hanım hasır sandalyede uyandı. Yeşil renkli güneş gözlüğünü düzeltti.

Emaye kaplı çiçekli termostan plastik bardağa demli soğuk çay koydu. Bir yudum aldı. Ardından gözlerini dinlendirmek için denize çevirdi.

Çocuklar sığ kıyı şeridinde görünmüyordu. Sarı plastik kovaları kumsalın kenarında boynu bükük duruyordu. Şermin Hanım telaşla ayağa kalktı:

— “Tolga! Efe! Nereye kayboldunuz yine?”

Ses seda çıkmadı. Sadece rüzgarın şemsiye saçaklarını tokatlayan uğultusu duyuldu.

Şermin Hanım kıyı çizgisi boyunca hızla yürüdü. Sağa baktı, sola baktı. Güneş gözlüğünü alnına doğru kaldırdı. İki elini siper edip açık denizi taradı.

Uzak ufukta turuncu minicik bir cisim fark etti. O cisim dalgaların köpükleri arasında yükselip alçalıyor, açığa doğru hızla sürükleniyordu.

Şermin Hanım’ın elindeki kırmızı plastik bardak kuma yuvarlandı. Burhaniye Ören kumsalının tarihine geçecek o tiz çığlık koptu:

— “CEMİİİİİL! KOŞ ÇABUK! ÇOCUKLAR GİDİYOR!”

Şezlongda Hürriyet bulmacası çözen emekli bankacı Cemil Bey yerinden fırladı:

— “Ne oldu Şermin? Ne bağırıyorsun sahilin ortasında?”

— “Çocuklar açıkta Cemil! Deniz yatağı uçtu gitti!”

— “Neredeler hanım? Göremiyorum bir şey!”

— “İşte orada! Turuncu nokta! Midilli Adası’na gidiyor evlatlarım!”

Kumsal bir anda mahşer yerine döndü. Hasır şemsiyelerin altında uyuyan bütün babalar fırladı. Sahil teyzeleri ellerini dizlerine vurmaya başladı. Emekli subaylar parmaklarıyla açık denizi işaret etti.

Kıyı hattındaki panik seviyesi akıl almaz bir boyuta ulaştı:

Müdahale GrubuEylem TürüBaşarı İhtimaliSomut Sonuç
Kıyıdaki BabalarÇıplak ayakla denize depar atma%10Kırk metre sonra bacak krampı
Sahil TeyzeleriAyetel Kürsi ve feryat nöbeti%0Genel sahil tansiyonunu tırmandırma
Emekli SubaylarDürbünle rüzgar açısı hesaplama%20Kıyıdan boş emirler yağdırma
Gençler GrubuSerbest stil hızlı kulaç denemesi%30Akıntı duvarına çarpıp geri dönme
Pancar Motor TakasıDizel motorla açık deniz operasyonu%100Kesin ve tek hayati kurtuluş

Baba Cemil Bey hiçbir şey düşünmeden kendini köpüklere attı. Kulaç üstüne kulaç savurdu. Fakat elli metre sonra nefesi tıkandı. Boğazına acı tuzlu sular doldu. Mecburen geri dönmek zorunda kaldı.

Şermin Hanım kumlara diz çöküp saçlarını yoluyordu:

— “Motor çağırın! Allah rızası için bir taksi tekne bulun!”


IV. Balıkçı Reis ve Tek Silindir Pancar Motorunun İhtişamı

Ahşap iskelenin ucundaki sundurmanın altında Balıkçı Hayri Reis oturuyordu. Altmış beş yaşındaydı. Yüzü deniz tuzundan ve güneşten meşin gibi sertleşmişti. Ağzında filtresiz bir Bafra sigarası tütüyordu.

Kıyıdaki gürültüyü duyunca ağır adımlarla ayağa kalktı. Gözlerini kıstı. Rüzgarın estiği yöne ve denizin rengine dikkatle baktı. Lodosun iki çocuğu açığa nasıl fırlattığını tek bakışta çözdü.

Cemil Bey iskeleye doğru nefes nefese koşarak geldi:

— “Reis kurbanın olayım yardım et! İki oğlum açıkta sürükleniyor!”

Hayri Reis elindeki sarı mekiği tahta masaya bıraktı:

— “Sakin ol efendi. Hangi yatak o?”

— “Turuncu Bestway yatak! İki çocuk üstünde!”

— “Hemen atla tekneye. Fazla vaktimiz yok, kayalıklara vururlar.”

Hayri Reis yedi metrelik ahşap takanın palamar halatını çözdü. Takanın bordasında beyaz boyayla Kısmet-1 yazıyordu.

Reis motorun kalın volan kayışını iki eliyle kavradı. Bütün gövdesini arkaya doğru yay gibi gerdi. Kayışı tek bir hamleyle şiddetle çekti.

Eski tek silindir pancar motoru önce iki kere boğuk boğuk öksürdü: Puf… Puf…

Ardından bütün Ören Körfezi’ni ayağa kaldıran o efsanevi ses patladı: PAT-PAT-PAT-PAT-PAT!

Egzoz borusundan göğe doğru simsiyah bir duman bulutu savruldu. Hayri Reis pirinç gaz kolunu sonuna kadar ileri itti. Ahşap tekne burnunu hırçın dalgalara vurdu. Beyaz köpükler güverteye saçıldı. Tekne saatte tam on dört deniz mili hızla suları yarmaya başladı.

Açık denizdeki turuncu yatakta ise tam bir dram yaşanıyordu. Efe korkudan Tolga’nın boynuna yapışmıştı. Dalgalar yatağın altından geçtikçe yatak iki büklüm kıvrılıyordu. Altlarındaki su koyu lacivertti.

Birden uzaktan kalın ve ritmik bir ses duyuldu:

— “PAT-PAT-PAT-PAT-PAT!”

Efe başını kaldırdı:

— “Ağabey dinle! Bir motor sesi geliyor!”

— “Gördüm kardeşim! Beyaz bir balıkçı teknesi geliyor!”

— “Bizi kurtaracaklar mı ağabey?”

— “Kurtaracaklar tabii! Bak babam da teknenin burnunda dikiliyor!”

Takas dalgaların üstünde adeta uçarak geldi. Hayri Reis yatağa beş metre kala gazı kesti. Tekne ustaca yanaşarak yatağı rüzgar altına aldı.

Cemil Bey pruvadan uzandı. Önce küçük Efe’yi koltuk altlarından kavrayıp havaya kaldırdı. Güverteye güvenle bıraktı. Ardından Tolga’yı çekip aldı. İki kardeş motor kapağının yanındaki ılık brandanın üstüne yığıldı.

Hayri Reis uzun bir kancayla turuncu Bestway deniz yatağını da sudan çıkardı:

— “Geçmiş olsun koçlarım. Verilmiş büyük sadakanız varmış.”


V. İskelede Karşılama: Ağlama Krizleri ve Islak Terlik Töreni

Kısmet-1 takası yüzünü iskeleye doğru çevirdi. Motorun ritmik patırtısı kıyıdaki yüzlerce insana bayram sevinci yaşattı.

İskelede en az yüz elli kişi toplanmıştı. Bütün site ahalisi, yazlıkçılar, simitçiler ve dondurmacılar oradaydı. Herkes nefesini tutmuş teknenin aborda olmasını bekliyordu.

Saat 15:12’de teknenin bordası iskele lastiklerine çarptı: Gıcııırt.

Palamar halatı iskele babasına dolandı. Şermin Hanım terliklerini fırlatıp teknenin içine atladı. İki çocuğuna birden sarıldı. Gözyaşları sel gibi aktı:

— “Yavrularım benim! Canlarım! Ciğerlerim yandı sandım!”

Efe annesinin boynuna sarılıp hıçkırdı:

— “Anneciğim çok korktuk! Rüzgar bizi ta adalara götürüyordu!”

Tolga ise suçluluk duygusuyla başını önüne eğdi:

— “Özür dilerim anne. Yatakta uyuyakalmışız.”

Kumsaldaki teyzeler alkış tufanı kopardı. Emekli subaylar Hayri Reis’in elini sıktı. Cemil Bey cüzdanındaki bütün parayı Reis’in avucuna sıkıştırmaya çalıştı:

— “Reis sen bizim hayatımızı kurtardın! Ne olur kabul et!”

Hayri Reis adamın elini yavaşça geri itti:

— “Olmaz Cemil Bey. Biz ekmeğimizi denizden çıkarırız, çocuk canından para almayız.”

Fakat kurtarma coşkusu yerini çok geçmeden kadim anne öfkesine bıraktı. Şermin Hanım ayağındaki ıslak sarı Gezer terliğini eline aldı.

İki çocuğun da arkasına birer hafif terlik darbesi indirdi:

— “Ben size kaç yüz kere söyledim o yatakla açılmayın diye!”

— “Anne vallahi bilerek olmadı!”

— “Yatağınız batsın sizin! Yüreğimi ağzıma getirdiniz veletler!”

— “Bir daha asla binmeyeceğiz anne, söz veriyoruz!”

— “Yürüyün eve! Doğru duşa girip tuzları akıtacaksınız!”


VI. Balkon Korkuluğuna Asılan Yatak ve Kumsalın Yeni Yasası

Olayın ardından sitenin 4 numaralı bloğunda olağanüstü hal ilan edildi. Akşam saat 17:30’da turuncu Bestway yatak sitenin demir korkuluklarına serildi.

Cemil Bey yatağın tıpasını hırsla çekti. İçindeki bütün hava ıslık çalarak boşaldı: Fıssssss.

Sönen yatak bir bez parçası gibi kırıştı. Katlanıp kömürlüğün en karanlık köşesine fırlatıldı. Bir daha da o sezon asla gün ışığı görmedi.

Akşam çay bahçesinde toplanan site sakinleri yeni bir unyazılı kural koydu. Sahildeki toplantıda Emekli Albay Cevdet Bey masaya yumruğunu vurdu:

— “Bundan sonra sahilde deniz yatağına binen her çocuğun beline en az yirmi metre çamaşır ipi bağlanacak!”

Bütün masadakiler başlarını sallayarak onayladı:

— “Çok doğru albayım! Rüzgara çocuk emanet edilmez!”

— “Kıyıya kazık çakıp ipleri oraya sabitleyelim!”

— “Bestway dediğin meret resmen rüzgar kapanı!”

— “Şermin Hanım’ın çığlığı hala kulağımda çınlıyor!”

O gece Burhaniye Ören sahilinde lodos sabaha kadar uğuldadı. İki kardeş odalarındaki ranzada yan yana uzandı. Dışarıdaki dalgaların gürültüsü pencereleri sarsıyordu.

Efe yorganın altından ağabeyine sokuldu:

— “Ağabey, rüyanda hala o kara denizi görüyor musun?”

Tolga kardeşinin üstünü sıkıca örttü:

— “Görmüyorum Efe. Sakin ol, artık karadayız.”

— “Yarın ne oynayacağız ağabey?”

— “Yarın sadece kumdan kale yapacağız. Denize adım atmak bile yok.”

İki kardeş birbirine sarılarak güven içinde uykuya daldı.

Sıradaki Yazlık Dosyaları