Didim Altınkum Öğretmenler Sitesi vs. Sağlıkçılar Sitesi: Beton Sahada Patlayan Mikasa Toplar
39 derece sıcaklıkta iki komşu kamu sitesinin ergenleri arasında taş kaleler ve üç korner bir penaltı kuralıyla oynanan 17-15'lik efsanevi sayfiye derbisi.
I. Saat 16.30: 39 Derecede Beton Sahanın Gladyatörleri
Temmuz ayının ortasıydı. Saat tam 16.30’du.
Didim Altınkum sırtlarında hava sıcaklığı 39 dereceyi bulmuştu. Öğretmenler Sitesi ile komşu Sağlıkçılar Sitesi arasındaki paslı tel örgü alev alev yanıyordu. İki sitenin ortasındaki beton voleybol sahası kızgın bir tavaya dönmüştü.
Beton zemin sıcağı emip göğe serap dalgaları yayıyordu. Yanık kauçuk kokusu havayı kaplamıştı. Nivea kakaolu güneş yağı kokusu çam reçinesine karışıyordu. Denizin hafif iyot kokusu rüzgârla geliyordu.
Sahada file yoktu. Direkler pas içindeydi. Voleybol çizgileri güneşten ve yağmurdan çoktan silinmişti. Zemin yer yer çatlamıştı. Çatlakların arasından yabani otlar fışkırıyordu.
İki uca ikişer adet kırık kaldırım taşı konmuştu. Taşlar kale direkleriydi. İki taşın arası tam dört adımdı. Her iki takımın kaptanı da adımları geniş atmıştı. Kaleyi kendi lehine yarım metre büyütmüştü.
Öğretmenler Sitesi’nin başında kaleci Burak vardı. Sırtında ıslak bir forma taşıyordu. Formanın arkasında numara silinmişti. Karşıda Sağlıkçılar Sitesi’nin yıldızı solak Kerem bekliyordu. Ayaklarındaki plastik çivili kramponlar betonda kıvılcım çıkarıyordu.
Ortadaki meşin yuvarlak sıradan bir top değildi. Dikişleri aşınmış orijinal bir Mikasa toptur. Altıgen desenleri griye dönmüştü.
Topun sahibi defansta dikilen tombik Efe’ydi. Efe koşamazdı. Fakat Efe maçın varoluş sebebiydi. Çünkü Efe küserse top eve çıkardı. Top giderse bütün mahallenin yazı biterdi.
Hakem yoktu. Süre sınırı yoktu. Maç yirmi gole ulaşana kadar sürecek acımasız bir savaştı.
II. Yazısız Saha Hukuku: Üç Korner Bir Penaltı
Beton sahanın anayasası FIFA kurallarını tanımazdı. Bu kurallar sokakta yazılmıştı.
İlk ve en kutsal madde basitti: “Üç korner, bir penaltı eder.”
Taç çizgisi yoktu. Tel örgülere çarpan top oyunda kalırdı. Otoparktaki Renault Toros’un kaportasından seken top oyuna devam ederdi. Araba alarmları öterdi ama kimse aldırmazdı.
Fakat top kaleci taşlarının arkasına çıkarsa korner sayılırdı. Kornerler yerden sert pasla kullanılırdı. Topu havaya dikmek zemin katın saksılarını kırmak demekti.
Üçüncü korner alındığında büyük kriz patlak verirdi. Penaltı noktası kalenin tam sekiz adım karşısındaki beton yarığıydı.
— “Top çizgiyi geçmedi lan! İki parmak içeriden çevirdim! Taşın üstünden geçti sayılmaz!”
— “Ne sayılmazı be! Taşın hizasından geçen şut goldür! Saymayan korkaktır, oynamıyoruz o zaman!”
Taş kalelerin en büyük derdi direk hizasıydı. İki taşın arasındaki hayali dikey çizgi kalecinin boyu kadar kabul edilirdi. Şut taşın iki karış üstünden geçerse forvete göre goldü. Kaleciye göre ise avuttu.
Kavga en az beş dakika sürerdi. Forvetler kafa kafaya gelirdi. Göğüsler çarpışırdı. İtişmeler başlardı. Ter damlaları betonda buharlaşırdı.
Sonunda orta yol bulunurdu:
— “Gol olmasın, penaltı verilsin!”
Eğer anlaşma çıkmazsa topun sahibi Efe devreye girerdi. Topu kucağına alırdı:
— “Top benim oğlum! Penaltıyı ben atarım! Vermezseniz alırım topumu eve giderim! Hepiniz oturup bakarsınız!”
Bu mülkiyet şantajı karşısında tartışma biterdi. Efe topu yarığa koyardı. Üç adım gerilip vururdu.
III. Öğretmenler vs. Sağlıkçılar: Sayfiyede Kamu Derbisi
Bu derbi sıradan bir maç değildi. Didim’in iki kamu sitesi arasındaki sınıfsal rekabetti.
Öğretmenler Sitesi 1982’de kurulmuştu. TÖB-DER kökenli kıdemli öğretmenlerin kooperatifiydi. Evler tek tipti. Bahçelerde domates ve biber fideleri dikiliydi. Arabalar genelde emektar yerli arabalardı.
Sağlıkçılar Sitesi ise 1990’larda yapılmıştı. Doktorlar, eczacılar ve başhemşireler oturuyordu. Ortak yüzme havuzları vardı. Bahçelerinde ithal bodur palmiyeler yükselirdi. Sağlıkçıların çocukları orijinal Adidas krampon giyerdi. Ceplerinde Magnum dondurma parasıyla gezerlerdi.
Öğretmenlerin çocukları ise pazardan alınma lastik ayakkabılarla sahaya çıkardı. Ceplerinde musluk suyu şişesi taşırlardı.
Bu tezat her ikili mücadeleye yansırdı. Sağlıkçıların forveti çalım atınca öğretmenlerin defansı sert girerdi. Betonda kayarak müdahale yapmak deriyi feda etmekti.
Burak topu kapmak için betona kaydı. Kalçasının derisi zımparalanmış gibi sıyrıldı. Beyaz toz kalktı. Canı fena yandı ama çaktırmadı. Hemen ayağa kalktı. Çünkü acıyı belli etmek korkaklıktı. Fakat top taçtaydı.
Burada kazanılan sadece bir maç değildi. Akşam dondurmacının önünde kızlara karşı takınılacak gururlu tavırdı. Kaybeden takım kordon boyunda başını öne eğerdi.
IV. Balkona Kaçan Mikasa ve Nebahat Teyze Mahkemesi
Skor 14-13 Öğretmenler lehineyken beklenen facia patladı.
Sağlıkçıların orta sahası Tolga dönen topa olanca gücüyle abandı. Top taş kalenin metrelerce üstünden uçtu. Doğruca Öğretmenler C Blok zemin kattaki emekli coğrafya öğretmeni Nebahat Hanım’ın balkonuna çakıldı.
Balkondan gelen sesler dehşet vericiydi:
GÜMM!
Plastik panjur inledi. Ardından toprak bir saksı patladı:
ŞRAAAK!
Porselen çay tabağı devrildi. Madeni kaşık mermere düştü. Sonra ölümcül bir sessizlik oldu.
On çocuk aynı anda buz kesti. Nefesler tutuldu. Kimse kaçamadı. Kaçmak suçu kabul etmekti. Kalmak ise mahkemeye çıkmaktı.
İki saniye sonra yeşil tente hışırdadı. Nebahat Hanım balkona çıktı. Üzerinde mavi basma pazen elbisesi vardı. Elinde mutfaktan kaptığı tırtıklı ekmek bıçağı parlıyordu. Gözlerinden şimşekler çakıyordu.
Üst kattan Şükran Hanım bağırdı:
— “Acıma Nebahat Hanım! Kes o topu! Her gün kafamızı şişirdi bu edepsizler!”
Nebahat Hanım sardunyanın üstünde yatan Mikasa’ya baktı. Bıçağı havaya kaldırdı:
— “Sizi haydutlar! Kulağımın dibinde bomba patlattınız! Sardunyalarımı beş yıldır bebek gibi büyütüyorum! Alın size futbol!”
Bıçak Mikasa’nın dikişine saplandı:
FIIIIIIISSSSS!
Sübaptan çıkan basınçlı havanın sesi çocukların yüreğine kurşun gibi indi. 2,4 bin liralık orijinal top iki saniyede pörsümüş bir köseleye döndü.
Nebahat Hanım sönmüş meşini bahçeye fırlattı:
— “Bir daha buraya top düşerse polise veririm hepinizi! Masrafı da babalarınızdan alırım!”
Tombik Efe gözyaşlarını tutamadı. Sönmüş topu kucağına aldı. Maç tatil edildi.
V. Diz Kapaklarında Asfalt Kabuğu ve Gazoz Arbitrajı
Beton saha futbolunun asıl faturası dizlere ve dirseklere çıkardı. Yaz boyunca hiçbir çocuğun dizindeki yara kabuğu sağlam kalamazdı. Kabuk bağlayan yara ertesi günkü maçta yeniden açılırdı.
| Oyuncu Profili | Saha Görevi | Tipik Yaz Hasarı | Maç Sonu İçeceği | Statü Puanı |
|---|---|---|---|---|
| Kaptan Burak | Kaleci & Libero | Kalçada deri kaybı, avuç içi mıcır | Cam şişe Uludağ gazoz | %95 Saygı |
| Solak Kerem | Forvet & Yıldız | Kaval kemiğinde morluk | Çamlıca gazoz + meybuz | Karşı sitenin belalısı |
| Tombik Efe | Top Sahibi & Stoper | Omuz soyulması, güneş çarpması | Şişe kola + çekirdek | Zorunlu diplomat (%100) |
| Yedek Caner | Top Toplayıcı | Başparmak tırnak ezilmesi | Gazoz kapağı koleksiyonu | Çırak seviyesi |
Maçın ödülü sahil bakkalından içilecek gazozlardı. Kaybeden takım kazananlara buz gibi cam şişe gazoz ısmarlamak zorundaydı.
Nakit para yetersizdi. Devreye depozito ekonomisi girerdi. Çocuklar kazan dairesinin arkasından topladıkları boş şişeleri kasalarla bakkala taşırdı. Her boş şişe depozito indirimi sağlardı.
Bakkal Rıza kasadan baktı:
— “Şişelerin ağzı kırık bunların! İkisini saymam. Üstünü tamamlayın bakalım. Kapakları da dükkânın önüne atmayın!”
Gazoz kapakları bakkalın mermer basamağında açıldı:
Çat! Çat!
Gazozun genzi yakan ilk asitli yudumu boğazdaki toz bulutunu sildi. Dizlerdeki kan kurumuştu. Bir Mikasa kurban verilmişti. Fakat Öğretmenler Sitesi sahil yolunun hâkimi olmuştu.
VI. Akşam İmbatı ve Çay Bahçesinde Ateşkes
Saat 19.00 oldu. Güneş etkisini kaybetti. Kıyıdan serin bir imbat esmeye başladı.
Beton saha boşaldı. Taş kaleler kumsalın kıyısında sessizce kaldı. Sahanın yanındaki çay bahçesinde iki takım yan yana oturdu.
Beyaz plastik sandalyeler çekildi. Kavgalar ve Nebahat Teyze’nin bıçak darbesi unutuldu. Masanın ortasındaki çekirdek külahı ortaklaşa çitlendi. Çıt çıt sesleri yükseldi.
Kerem yırtılan ayakkabısını gösterdi:
— “Yarın rövanş var Burak. Bu sefer bizim sitenin otoparkında oynayacağız. Topu da ben getireceğim. Ama Nebahat Teyze tarafına şut çekmek yasak!”
Burak gülümsedi:
— “Fark etmez Kerem. Otoparkta da yeneriz sizi. Efe’ye söyleyin, babası sanayiden sübap ucu getirecek. Patlak Mikasa’yı yapıştırıcıyla yamayacağız.”
Çocuklar ayaklarını çakıl taşlarına sürttü. Balkonlardan akşam yemeği sesleri yükseldi. Köfte kokuları bahçeyi sardı.
O beton saha yarın yine 39 derecede alev alacaktı. Dört adımlık o taş kale, çocukluğun en büyük şerefine yeniden sahne olacaktı. Dizler yine kanayacaktı. Sesler kısılacaktı. Ter damlaları betonda buharlaşacaktı. Fakat o derbi mutlaka tamamlanacaktı.