Sitenin Basketbol Potasına Asılıp Çemberi Kıran Ağabey: Jordan Rüyası ve Genel Kurul Tazminat Borcu
Kumburgaz Marmara Uyum Sitesi'nde 23 numara kırmızı Chicago Bulls formasıyla havaya uçup paslı çembere asılan lise son öğrencisi Murat'ın, panyayı yere indirişi ve babasına çıkan fatura.
sitenin-basketbol-potasina-asilip-cemberi-kiran-mahallenin-agabeyi
I. Saat 17:45: Kumburgaz Asfaltında 23 Numara ve NBA Coşkusu
Güneş Kumburgaz semalarında yavaşça alçalıyordu. Saat tam 17:45’ti. Marmara Uyum Sitesi’nin spor sahasında sıcaklık henüz kırk dereceydi.
Sahanın zemini pürüzlü siyah asfalttandı. Asfaltın üzerinde güneş sıcağından derin yarıklar açılmıştı. Üç sayı çizgisi yıllar önce beyaz kireçle çizilmişti. Şimdi ise sadece soluk izleri kalmıştı.
Etrafı saran yeşil tel örgüler pas içindeydi. Sahanın tek bir potası vardı. O pota da sitenin kurulduğu 1984 yılından kalmaydı.
Panyası kalın beyaz kontrplaktandı. Yağmurdan ve deniz rutubetinden köşeleri kabarmıştı. Demir çemberi ise pas kırmızısına dönmüştü. File yerine çembere paslı bir inşaat teli dolanmıştı.
Tel örgülere en az yirmi çocuk yapışmıştı. Parmak arası terliklerinin üstünde heyecanla bekliyorlardı. Çekirdek sesleri tellerin arkasından yükseliyordu: Çıt… Çıt… Çıt.
Sahanın ortasında mahallenin tartışmasız ilahı dikiliyordu. Lise son sınıf öğrencisi Murat Ağabey’di bu.
Boyu tam 1,88 metreydi. Sırtında kırmızı renkli, kenarları siyah şeritli efsanevi Chicago Bulls forması vardı. Formanın arkasında kocaman beyaz harflerle JORDAN 23 yazıyordu.
Ayaklarında ise bilekli beyaz Nike ayakkabılar parlıyordu.
Murat elindeki kahverengi kauçuk Spalding topu ritmik şekilde sektirdi: Bam… Bam… Bam.
On iki yaşındaki Serkan tel örgülerin arasından bağırdı:
— “Murat ağabey! Bize bir smaç bas ne olur!”
— “Bekleyin veletler. Önce bileklerimi ısıtıyorum.”
— “Jordan gibi bacaklarının arasından geçir topu!”
— “Siz çekirdek çitlemeyi bırakın da yolu açın.”
— “Pota çok sallanıyor ağabey, dikkat et!”
— “Bana pota dayanmaz oğlum. Ben Kumburgaz’ın uçan adamıyım.”
II. ‘Air Jordan’ Deparı ve Havada Asılı Kalan İki Saniye
Murat sahanın tam orta dairesine doğru geri geri yürüdü. Formasını şortunun içine soktu.
Gözlerini paslı çembere kilitledi. Kafasında NBA finallerinin müziği çalıyordu. Hayalinde binlerce seyirci ona tezahürat ediyordu.
Sağ ayağını geriye attı. Derin bir nefes aldı. Asfaltın üstünde depara kalktı.
İlk üç adımda müthiş bir hız kazandı: Tak… Tak… Tak!
Faul çizgisine geldiğinde topu sol elinden sağ eline aldı. Sol ayağını asfalt çatlağına sertçe bastı. Bütün bacak kasları gerildi. Kendini gökyüzüne doğru roket gibi fırlattı.
Kumburgaz sahasında zaman bir anlığına durdu.
Murat gerçekten havada asılı kalmış gibiydi. Forması rüzgardan dalgalandı. İki bacağını havada açtı.
İki elini birden topun üstüne koydu. Pota hizasına kadar yükseldi.
Çocuklar nefeslerini tuttu. Tel örgüye yapışan küçük eller donakaldı.
Murat topu hırsla çemberin içine bastı: GÜÜÜÜM!
Fakat Murat sadece topu basmakla kalmadı. Amerikan televizyonlarında gördüğü gibi iki eliyle demir çembere bütün ağırlığıyla asıldı. Vücudunu havada ileri geri salladı.
İşte felaket tam o salisede patlak verdi.
III. Paslı Cıvataların İntikamı: Panyanın Hazin Çöküşü
Marmara Uyum Sitesi’nin emektar potası Amerikan çeliğinden yapılmamıştı. O pota otuz yıldır kış lodosunu ve tuzlu nemi yemişti. Taşıyıcı borusunun arkasındaki dört adet demir cıvata içten içe tamamen çürümüştü.
Murat’ın seksen iki kiloluk gövdesi çembere asılınca korkunç bir metal iniltisi koptu: GIRRRRÇ!
Üstteki iki paslı cıvata kafalarından koptu. Kurşun gibi fırlayıp tel örgülere çarptı: Çınnn!
Ardından kabarmış ahşap panya büyük bir gürültüyle ortadan ikiye yarıldı: ÇAAAT!
Demir çember Murat’ın ellerinde kaldı. Taşıyıcı boru ise öne doğru kırıldı. Devasa pota düzeneği bir çınar ağacı gibi yere devrildi: GÜÜÜÜÜMMMM!
Asfalttan yoğun bir toz bulutu yükseldi.
Murat havadan poposunun üstüne asfalta çakıldı. Sırtı yere çarptı: Küt!
Demir çember ise elinden fırlayıp tellerin dibine kadar yuvarlandı.
Saha bir anda ölüm sessizliğine büründü. Çekirdek çıtlamaları anında bıçak gibi kesildi.
Çocukların ağızları bir karış açık kaldı. Serkan gözlerini ovuşturdu:
— “Murat ağabey öldü mü lan?”
— “Ağabey yaşıyor musun ses ver!”
— “Pota gitti oğlum! Sitenin tek potası yıkıldı!”
Murat tozların arasından inleyerek doğruldu. Dirsekleri asfaltta yüzülmüştü. Kuyruk sokumu feci şekilde sızlıyordu.
Elini beline götürdü:
— “Ahhh! Belim koptu galiba…”
— “Murat ağabey arkana bak! Panya tuzla buz oldu!”
Murat arkasına baktı. Gördüğü manzara karşısında belinin ağrısını unuttu. Sitenin otuz yıllık panyası yerde talaş yığını halinde yatıyordu.
Kaza bilançosu şu şekildeydi:
| Hasar Kalemi | Eski Durumu | Yeni Durumu | Sorumlu Kişi |
|---|---|---|---|
| Demir Çember | Hafif eğri ve paslı | Kökünden kopuk, hurda | 23 Numara Murat |
| Ahşap Panya | Kabarmış kontrplak | Ortadan ikiye yarık | 23 Numara Murat |
| Taşıyıcı Boru | 4 inç su borusu | Eğilmiş, 45 derece yatık | 23 Numara Murat |
| Kuyruk Sokumu | Sağlam, atletik | Feci morarmış, ağrılı | Murat’ın kendi bedeni |
| Yazlık Huzuru | Sessiz ve sakin | Genel kurul kaosu | Bütün site ahalisi |
IV. Düdük Sesiyle Gelen Felaket: Emekli Albay Ragıp Bey Sahada
Toz bulutu henüz dağılmamıştı ki sitenin bahçesinden tiz bir metal düdük sesi yükseldi: FİİİİİİİİTTT!
Bu düdüğün sahibi herkes tarafından çok iyi bilinirdi. Site Yönetim Kurulu Başkanı Emekli Albay Ragıp Bey’di bu.
Ragıp Bey yetmiş yaşındaydı. Her zaman haki renkli safari şortu ve deri sandaletleriyle gezerdi. Boynunda asılı duran gümüş hakem düdüğü onun mutlak otorite simgesiydi.
Ragıp Bey sahanın demir kapısını tekmeleyerek açtı. Gözlerindeki damarlar öfkeden fırlamıştı:
— “NELER OLUYOR BURADA? BU NE REZALET!”
Murat yerden kalkmaya çalıştı ama sendeledi:
— “Ragıp Amca… Şey oldu…”
— “Ne oldu ulan edepsiz? Savaş mı çıktı sahada?”
— “Smaç basıyordum efendim, pota aniden koptu.”
— “Smaç basıyormuş! Sen kendini Amerika’da mı sanıyorsun serseri?”
— “Çember elimde kaldı valla bilerek yapmadım.”
— “Bilerek yapmadın ha? Kamu malına tecavüz bu! Kat Mülkiyeti Kanunu madde 19 açık ve nettir!”
— “Ragıp Amca pota zaten çok çürüktü.”
— “Sus cevap verme büyüklere! Yıkmışsın koca demir direği hala konuşuyorsun!”
Ragıp Bey yerdeki talaş parçalarını bastonuyla dürttü.
Sonra tel örgünün arkasındaki çocuklara döndü:
— “Dağılın ulan veletler! Gösteri bitti! Bir daha bu sahaya adım atanı polise veririm!”
Çocuklar parmak arası terliklerini şapırdatarak korkuyla kaçıştılar.
Ragıp Bey cebinden küçük siyah not defterini çıkardı:
— “Murat Efendi! Şimdi baban Reha Bey’in yanına gidiyoruz. O formayı da çıkar sırtından, boyundan utan!”
V. Balkon Mahkemesi: Reha Bey’e Çıkan 4,5 Milyonluk Fatura
Saat 18:30’da B Blok zemin katın balkonunda tarihi bir hesaplaşma başladı.
Murat’ın babası Reha Bey emekli maliyeciydi. Üzerinde çizgili pijaması vardı. Balkon masasında akşam rakısının yanına kavun dilimliyordu.
Ragıp Bey bahçe kapısını hırsla çarparak girdi. Arkasında boynu bükük, dirsekleri kanayan Murat yürüyordu.
Reha Bey elindeki bıçağı bıraktı:
— “Hayırdır Ragıp Bey? Ne bu şiddet bu celal?”
Ragıp Bey elindeki kırık demir cıvatayı masaya vurdu: Çat!
— “Al Reha Bey! Oğlunun marifeti! Sitenin basketbol potasını yerle bir etti!”
Reha Bey oğluna baktı. Murat gözlerini balkondaki sardunyalara dikti:
— “Doğru mu Murat? Sen mi yıktın koca potayı?”
— “Baba sadece çembere dokundum, direk kendiliğinden yattı.”
Ragıp Bey bastonunu havaya kaldırdı:
— “Yalan söylüyor! Maymun gibi çembere asılmış! Görgü tanığı yirmi çocuk var!”
— “Eee ne olacak şimdi Ragıp Bey?”
— “Ne mi olacak? Zararı kuruşu kuruşuna ödeyeceksiniz!”
Ragıp Bey gömlek cebinden katlanmış bir hesap pusulası çıkardı. Gözlüğünü burnunun ucuna indirdi:
— “Demirci Hüseyin Usta ile konuştum. Yeni boru alınacak. Sanayi tipi çelik panya kestirilecek. Çember dövdürülecek. Kaynak ve montaj dahil masraf tam 4,5 milyon TL!”
Reha Bey’in gözleri fal taşı gibi açıldı:
— “Ne yaptın Ragıp Bey? Altından pota mı diktiriyorsun sahaya? 4,5 milyon ne demek?”
— “Genel kurul kararı böyle Reha Bey! Kusurlu hareketle ortak mala zarar veren bedelini öder!”
— “Pota zaten otuz yıllık çürüktü yahu!”
— “Çürüktü ama ayaktaydı! Oğlun asılana kadar dimdik duruyordu!”
Reha Bey derin bir nefes aldı. Cüzdanını çıkardı. Murat’a öyle bir baktı ki, Murat bir an yer yarılsın da içine gireyim istedi.
VI. Potasız Kalan Sahanın Hüznü ve Murat’ın Düşüşü
O olaydan sonra sahanın kaderi mühürlendi. Kırılan pota hurdacıya verildi.
Fakat yeni pota bir türlü dikilemedi. Demirci Hüseyin Usta işi erteledi. Genel kurulda panyanın rengi konusunda kavga çıktı.
Koskoca yaz boyunca o saha potasız kaldı. Çatlak asfaltın ortasında sadece kırık bir demir boru saplı durdu.
Çocuklar artık sahada basketbol oynayamıyordu. Toplar evlerin kömürlüklerine kaldırıldı.
Murat Ağabey ise bir daha o sahaya asla kırmızı 23 numara Jordan formasıyla inmedi. Akşamları sahilden geçerken çocuklar arkasından fısıldaşıyordu:
— “Bak potayı kıran ağabey geçiyor.”
— “Babası 4,5 milyon ceza ödemiş oğlum.”
— “Hala smaç basabiliyor mudur acaba?”
— “Beli sakatlanmış diyorlar, artık zıplayamıyormuş bile.”
Kumburgaz’ın rüzgarlı eylül akşamında Serkan kırık borunun dibine oturdu. Eline aldığı plastik bir topla duvara pas attı.
Kumburgaz’ın Michael Jordan efsanesi tek bir smaçla doğmuştu. Fakat o efsane, kırık bir kontrplak panyanın ve emekli albayın faturasının altında ezilerek son bulmuştu.