Kumburgaz Denizgören Sitesinde Hayalet Avı: Yarım Kalan İnşaat, Paslı Çivi ve Tetanos Seferi
1989 krizinde batan kooperatifin beton iskeletinde gizli kulüp kuran, hayalet ararken ayağına onluk kalıp çivisi batan ve sağlık ocağında tetanos kuyruğuna giren çocukların macerası.
sitenin-terk-edilmis-insaatinda-hayalet-avi-ve-pasli-civi
I. Yarım Kalan Kooperatif İskeleti: Saat 17.20 ve Paslı Demirler
Ağustos ayının en boğucu perşembe ikindisiydi. Saat tam 17.20’ydi. Kumburgaz Denizgören Sitesi’nin batı sınırında zaman durmuş gibiydi. Sitenin bakımlı çim bahçeleri biter bitmez yabani sarı deve dikenleri başlıyordu. Havadaki nem oranı %78 civarındaydı. Isınmış beton, küf ve kuru kireç tozu kokusu genizleri yakıyordu.
Bu sınırın hemen ardında üç katlı devasa bir beton iskelet yükseliyordu. Burası 1989 yılında müteahhidi paraları alıp kaçan yarım kalmış bir yapı kooperatifiydi. Dış duvarları yoktu. Sadece çıplak gri beton kolonlar ve tabya döşemeleri vardı. Kolonların tepesinden gökyüzüne doğru paslı inşaat demirleri uzanıyordu. Demirler pas rengi kızıl kancalara benziyordu.
Yazlık site yönetimi burayı tehlikeli yasak bölge ilan etmişti. Girişe paslı dikenli teller çekilmişti. Üzerinde kırık beyaz bir tabela asılıydı: İnşaata girmek can güvenliği açısından tehlikeli ve kesinlikle yasaktır.
Site çocukları için bu tabela sadece resmi bir davetiyeydi. Yasak olan her şey gibi burası da muazzam bir cazibe merkeziydi. Dünyanın en harika gizli karargahı burasıydı. Saklambaç en heyecanlı burada oynanırdı. Casusluk oyunları burada kurulurdu.
On iki yaşındaki Kerem tel örgünün altından eğildi. Gri şortunu tozlu toprağa değdirmeden dikkatlice geçti.
Arkasından Burak, Can ve Sinan girdi. Dördünün de elinde pilli küçük el fenerleri vardı. Ayaklarında ise dönemin ucuz mavi Gezer terlikleri şapırdıyordu.
Kerem fısıldadı:
— “Gelin beyler. Bekçi ortalıkta görünmüyor.”
— “Bekçi mi var ki burada Kerem?”
— “Sitenin emekli başçavuşu buralarda dolaşıyor bazen. Görürse babama söyler.”
— “Merdivenlere çok dikkat edin. Korkuluk falan yok.”
— “Biliyoruz oğlum. Bin kere çıktık buraya.”
— “Yine de temkinli basın basamaklara.”
II. İkinci Kat Karargâhı ve ‘Sarı Kız’ Hayalet Efsanesi
Çocuklar basamakları tek tek tırmandı. Merdivenlerin kenarında derin bir boşluk vardı. On metre aşağıda sivri moloz taşları ve kırık kırmızı tuğla yığınları duruyordu.
İkinci kata ulaştılar. Burası çetenin gizli kulüp odasıydı. Yere eski bir un çuvalı serilmişti. Çuvalın üzerinde üç adet boş sarı tahta gazoz kasası duruyordu. Kasalar koltuk niyetine kullanılıyordu. Köşede ise kurumuş çimento torbalarından yapılmış bir masa vardı.
Masanın üstünde yarım bir beyaz mum duruyordu. Kerem cebinden çıkardığı kibritle mumu yaktı. Titrek sarı bir alev beton duvarlara uzun gölgeler düşürdü.
Burak etrafına tedirgin bir bakış fırlattı:
— “Kerem, şu hayalet meselesi gerçek mi sence?”
— “Hangi hayalet Burak?”
— “A Blok’taki Mert söyledi. Geceleri üçüncü katta sarı elbiseli bir kadın dolaşıyormuş.”
— “Hadi oradan! Mert korkudan altına yapan bir çocuk.”
— “Yemin etti Kerem. İnşaatın temelinde çukura düşen bir kadın varmış.”
— “Yalan oğlum o hikayeler. Müteahhit paraları alıp yurt dışına kaçtı sadece. Hayalet falan yok.”
— “Rüzgar esince içeriden inilti sesleri geliyor ama!”
— “Beton çatlaklarından rüzgar ıslık çalar, hepsi bu.”
Tam o anda açık kolonların arasından sert bir poyraz esintisi geçti. Paslı metal havalandırma boruları tiz bir ses çıkardı: Vııııuuuuv, gıııık.
Dördü de bir anda buz kesti. Sinan’ın dizleri titredi:
— “Duydunuz mu o sesi?”
— “Rüzgar oğlum o. Borulardan geçiyor işte.”
— “Ben yukarı kata çıkmam Kerem. Üçüncü kat hiç tekin değil.”
— “Korkmayın lan. Erkek adam hayaletten kaçmaz. Çıkıp bakacağız.”
Kerem öne düştü. El fenerinin cılız sarı ışığını karanlık tavanlara tuttu. Yarasa kanatları karanlıkta hışırdadı. Güvercinler kolonlardan havalandı: Pırrrr. Tozlar havada uçuştu.
III. Tahta Kalıplar Üzerinde Denge ve Paslı Çivi Pususu
Üçüncü kata çıkan merdivenlerin yarısı yıllar önce çökmüştü. Beton blokların üstüne inşaat işçilerinden kalma eski ahşap kalıp tahtaları uzatılmıştı. İki kat arasında derme çatma tehlikeli bir köprü vazifesi görüyordu.
Tahtalar tam beş yıldır güneşin, kış yağmurunun ve fırtınanın altında beklemişti. İyice çürümüştü. Tahtaların yüzeyinden onlarca eğri büğrü paslı çivi fırlamıştı. Bu çiviler on santim boyunda kalın kalıp çivileriydi. Üzerleri kahverengi kalın bir zehirli pas tabakasıyla kaplanmıştı.
Kerem tahtanın kenarına bastı. Ahşap kalas acı bir sesle gıcırdadı: Gaaaaarc.
Can arkadan bağırdı:
— “Kerem basma oraya! O tahta çürük!”
— “Sağlam Can, taş gibi baksana.”
— “Çiviler var Kerem! Ayağında sadece plastik terlik var!”
— “Gözüm açık benim. Çivilere basmam ben merak etme.”
— “Dönelim karargaha Kerem. Hava kararıyor zaten.”
— “İki dakika bakıp ineceğiz işte. Sarı Kız efsanesini çözeceğim bu akşam.”
Kerem tahtanın üstünde bir adım attı. Sonra bir adım daha attı. İnce plastik terlik çürük tahtanın üzerinde birden kaydı. Üzerindeki tozlu çakıl taşları mermer gibi kaygandı.
Kerem dengesini kaybetti. Sol kolunu panikle havaya savurdu. Boşluğa düşmemek için sağ ayağını sertçe öne doğru bastı.
İşte felaket tam o saniyede patlak verdi.
IV. Beyaz Plastik Terliği Delen Çivi ve İlk Çığlık
Ayağın indiği yerde ters duran eski bir kalıp tahtası vardı. Tahtanın ortasından tam on santimlik paslı kalın bir inşaat çivisi göğe doğru dikilmişti.
Kerem’in bütün vücut ağırlığı o tek noktaya bindi. Mavi Gezer terliğin ince plastik tabanı kağıt gibi delindi: ÇAAART!
Paslı demir çivi terliği aştı. Doğrudan Kerem’in sağ ayak tabanının etine saplandı. Et yarıldı. Kemik kıkırdağına kadar tam üç santim derine daldı.
İnşaatın beton iskeletinde tüyler ürpertici bir feryat koptu:
— “AAAAAAAĞĞĞĞĞH! ANNEEEEE!”
— “Ne oldu Kerem!”
— “Ayağım! Ayağıma çivi girdi! Çıkaramıyorum!”
— “Kıpırdama Kerem! Çekme sakın kendi başına!”
Kerem yere kapandı. Tozlu betonun üstüne yığıldı. Sağ ayağı tahta kalasa resmen mıhlanmıştı. Çivi etin içinde sıkışıp kalmıştı.
Burak ve Can panikle yanına koştu. Manzara dehşet vericiydi. Terliğin altından kızıl paslı bir demir parçası çıkmıştı. Kerem’in beyaz çorabı anında koyu kırmızı bir kan lekesiyle boyandı. Kan toprağa damladı: Dam, dam, dam.
Kerem avazı çıktığı kadar feryat ediyordu. Yanakları gözyaşı ve inşaat kireciyle çamur oldu:
— “Kurtarın beni! Ölüyorum ben!”
— “Tahtayı tutun! Çiviyi çekeceğiz şimdi!”
Can tahtayı iki eliyle sımsıkı bastırdı. Burak Kerem’in bacağını kavradı:
— “Bir, iki, üç, çek!”
Kerem’in ayağını tahtadan yukarı doğru hızla asıldılar. Paslı çivi etin içinden feryat figan çıktı: Cııırt.
Kerem acıdan neredeyse kendinden geçecekti. Ayağından fışkıran kanı durdurmak imkansızdı.
Sinan panikle bağırdı:
— “Tetanos olacaksın Kerem! Çivi simsiyah pastı!”
— “Çabuk aşağı indirin! Hastaneye götürmemiz lazım!”
— “Tutun kollarından!”
| Yaralanma Aşaması | Tıbbi Durum | Ağrı Şiddeti | Müdahale Yeri |
|---|---|---|---|
| Çivi Batması | Derin doku delinmesi, pas teması | Aşırı Yüksek | İnşaat zemini |
| Terlik Yırtılması | Plastik parçacık riski | Yüksek | Olay anı |
| Kanama Başlangıcı | Kirli kanın dışarı akışı | Zonklayıcı | Merdiven inişi |
| Oksijenli Su | Köpüren kimyasal dezenfeksiyon | Yakıcı | Sağlık Ocağı |
| Tetanos Aşısı | Kalçadan kalın iğne zerk edilmesi | Ağır Sızı | Acil Müdahale Odası |
V. Toros Bagajında Acil Seferberlik: Sağlık Ocağı ve Tetanos İğnesi
Üç çocuk Kerem’i kollarından tuttu. Merdivenlerden güçlükle indirdiler. Sitenin arka bahçe yoluna çıktılar.
Sitede anında kırmızı alarm verildi. Balkonlardan anneler fırladı. Kerem’in babası inşaat mühendisi Ragıp Bey terlikleriyle otoparka fırladı. Manzarayı gördü. Yüzü kireç gibi bembeyaz oldu:
— “Ben sana o inşaata adım atma demedim mi ulan!”
— “Baba çok acıyor… Çivi çok büyüktü!”
— “Sus ağlama! Çivi paslı mıydı söyle çabuk!”
— “Paslıydı amca! Simsiyah bir kalıp çivisiydi!”
Ragıp Bey beyaz 1992 model Renault Toros’un kapılarını hızla açtı. Kerem’i arka koltuğa yatırdılar. Ayağına temiz bir mutfak bezi sardılar. Bez anında kızıla boyandı.
Toros’un motoru gürledi: Vıııınnn. Çakıllar havaya savruldu. Ana yola hızla fırladılar. Dörtlü flaşörler yandı. Kornaya basa basa Kumburgaz Sağlık Ocağı’na vardılar.
Sağlık ocağının acil odası keskin amonyak ve tentürdiyot kokuyordu. Nöbetçi sağlık memuru Şevket Bey gözlüklerini taktı. Kanlı bezi açtı. Yarayı inceledi:
— “Tam yerine basmış kerata. Yara çok derin ve pis.”
Şevket Bey büyük bir pamuğa oksijenli su döktü. Doğrudan açık yaranın üstüne bastırdı.
Yara anında beyaz köpüklerle kaynadı: Cızzzzz. Kerem sedyede yay gibi gerildi:
— “Yandım anam! Kurtarın beni!”
— “Bağırma delikanlı! Mikrobu yakıyoruz burada.”
Şevket Bey metal tepsiden koca bir enjektör çıkardı. İğnesi parmak kadar kalındı. İçine berrak bir aşı sıvısı çekti:
— “Dön bakalım arkana. Tetanos aşısı vakti geldi.”
Kerem iğneyi gördü. Gözleri dehşetle açıldı:
— “Kolumdan yapın Şevket Amca ne olur!”
— “Koldan kurtarmaz bu pas yavrum. Kalçadan yiyeceksin bu şifayı. Kıpırdarsan iğne kırılır!”
Şevket Bey soğuk pamuğu sürdü. Kalın iğneyi tereddütsüz sapladı: Paaat.
Kerem sedyenin demir korkuluğuna dişlerini geçirdi. İlaç etin içine yayıldı. O anda bacağı tamamen uyuştu. Bütün acıların üstüne devasa bir sızı bindi.
Gece yarısı saat 22.30 oldu. Kerem evdeki yatağındaydı. Sağ ayağı kalın beyaz sargılarla kundağa sarılmıştı. Üzerine basmak kesinlikle yasaktı. Kalçasındaki aşı yeri ise taş gibi sertleşmişti. Fena halde zonkluyordu.
Arkadaşları pencerenin demirine tırmandı. Dışarıdan fısıldadılar:
— “Kerem! Yaşıyor musun oğlum?”
Kerem başını yastıktan güçlükle kaldırdı. Acıyla gülümsedi:
— “Yaşıyorum beyler. Şevket Amca koca bir aşı vurdu.”
— “Sarı Kız’ı gördün mü peki orada?”
— “Sarı Kız falan yokmuş oğlum. Ama o paslı çivi bana bir ömür yeter. Bir daha o inşaatın yanından bile geçmem!”
Bu yemin, yazlık sitelerin çocukluk defterine kanla ve pasla yazılmış en kesin dersti. Yarım kalan kooperatif inşaatları hayaletlerle değil, paslı çivilerle doluydu. Ve o çiviler çocukluğun en unutulmaz yara izleri gibi kalacaktı.