📍 SAYFİYE KRONİĞİ
SİTENİN ÇOCUKLARI

Erdek'ten Çeşme'ye Yazlık Medeniyeti, Apartman Savaşları & Aidat Dramaları

Sitenin Çocukları 📍 Silivri, Selimpaşa, Marmara

Silivri Selimpaşa Başkent Sitesinde Taso ve Misket Borsası: Trafo Arkası Kurtlar Vadisi

1998 yılı Ağustos sıcağında Selimpaşa Başkent Sitesi trafosunun arkasında kurulan gayriresmi finans merkezi, hileli demir tasolar, çizgiyi taşan kemik misketler ve bakkal borcuyla batan çocukların dramı.

📌 Yazlık Kanunu: "Trafo arkasında ağlayan çocuğun gözyaşını hiçbir anne silemez; o yaşlar kaybedilen mega Charizard'ın ardından dökülen saf sermaye kederidir."
SC Sitenin Çocukları Masası
Anı kodu: taso-ve-misket-borsasi-trafo-arkasi-kurtlar-vadisi
Silivri Selimpaşa Başkent Sitesinde Taso ve Misket Borsası: Trafo Arkası Kurtlar Vadisi

I. Trafo Arkasında Sabah Mesaisi: Saat 10.15 ve Çakıl Tozu

Ağustos ayının kavurucu salı sabahıydı. Saat tam 10.15’ti. Silivri Selimpaşa Başkent Sitesi derin bir sessizliğe gömülmüştü. Güneş asfaltı eritiyordu. Havadaki nem oranı %75 seviyesine tırmandı. Denizden ılık bir yosun kokusu yükseliyordu. Rüzgar tamamen durmuştu.

Sitenin otoparkının hemen arkasında sarı tuğlalı devasa bir elektrik trafosu vardı. Duvarlarındaki kireç sıvalar sıcaktan dökülüyordu. Paslı demir kapının üzerinde sarı bir şimşek tabelası asılıydı. Tabelanın altında siyah bir kurukafa resmi sırıtıyordu. Kırmızı boyayla net bir uyarı yazılmıştı: Ölüm Tehlikesi. Yaklaşma.

Başkent Sitesi çocukları bu tabelayı hiç umursamadı. Onlar için bu bina kutsal bir finans merkeziydi. Bütün sitenin taso ve misket borsası burada kurulurdu. Trafonun arka cephesi pürüzsüz gri şap betondan yapılmıştı. Burası rüzgar almazdı. Çam ağaçlarının koyu gölgesi tam bu saatte betonun üstüne düşerdi.

On iki yaşındaki Serdar dizlerinin üzerine çöktü. Şortunun paçaları beyaz toz içindeydi. Diz kapaklarındaki eski yara kabukları yeniden çatlamıştı. Kırmızı tentürdiyot lekeleri güneşte parlıyordu.

Yanında mavi plastik bir dondurma kutusu duruyordu. Kutunun kapağına siyah asetat kalemiyle büyük harflerle adı kazınmıştı: SERDAR - D BLOK.

Kapağı yavaşça açtı. İçeriden tıkır tıkır sesler yükseldi. Plastik kokusu sıcak havaya karıştı.

Kutunun içinde tam yüz yetmiş adet taso vardı. En altta 1995 serisi klasik Looney Tunes tasoları yatıyordu. Bugs Bunny, Daffy Duck ve Tazmanya Canavarı kenarları aşınmış haldeydi. Ortada kalın, parlak zeminli Mega tasolar parlıyordu. En üstte ise 1998 yılının efsanevi Pokemon serisi vardı. Pikachu, Blastoise ve Mewtwo en değerli varlıklardı.

Karşısında oturan Berk cebinden kırmızı bir tebeşir çıkardı. Şap betonun üzerine kusursuz bir daire çizdi. Dairenin çapı tam 0,5 metreydi. Burası er meydanıydı. İki taraf da eşit sayıda sermaye koyacaktı.

— “Kule kaçlık olacak Berk?”

— “Beşer taso koyuyoruz. Toplam on taso.”

— “Çıtlatma var mı peki?”

— “Çıtlatma kesinlikle yok. İki taso birbirine değerse oyun derhal durur.”

— “Elcik serbest mi?”

— “Herkes kendi elciğini vurur. Oyun başladıktan sonra elcik değiştirmek yasaktır.”

— “Çifte vuruş hakkı var mı?”

— “Yok. Tek atış. Dönen tasolar cebe girer.”

Anlaşma sağlandı. İki çocuk el sıkıştı. Parmak boğumları çakıl tozuyla kaplıydı. Etrafta anında yedi çocuk toplandı. Bisikletler çalılıklara fırlatıldı. Nefesler tutuldu.

İlk atış hakkını belirlemek şarttı. Serdar cebinden parlak bir taso çıkardı. Havaya fırlattı:

— “Yazı mı tura mı?”

— “Resim!”

Taso betona düştü: Şık! Resimli ön yüzü yukarı baktı. İlk vuruş hakkı Berk’in oldu.


II. Demir Taso Komplosu: Charizard ve Kurşun Ağırlık

Berk soğukkanlı bir tavırla kuleyi dizdi. On adet plastik taso üst üste kondu. Kule hafifçe yalpaladı. Rüzgar yaprak kımıldatmıyordu. Sıcak hava adeta donmuştu.

Berk cebinden özel elciğini çıkardı. Bu sıradan bir Pokemon tasosu değildi. 006 numaralı efsanevi Charizard tasosuydu. Fakat tasonun rengi tuhaftı. Standart kırmızı plastik tasolardan çok daha koyu görünüyordu. Güneş ışığında metalik parıltılar yansıtıyordu. Kenarlarında hafif çapaklar vardı.

Serdar gözlerini kıstı. Şüphe dolu bir bakış fırlattı:

— “O elcik orijinal değil Berk.”

— “Nesi varmış? Dün bakkal İbrahim’in cipsinden çıktı.”

— “Yalan söyleme. O cips paketinden demir çıkmaz.”

— “Normal Mega taso işte. Korkuyorsan çekil kenara.”

— “Korkmuyorum. Ver elime bakacağım.”

— “Oyuna giren elciğe dokunulmaz. Kural böyle!”

— “Tartalım o zaman. O taso en az elli gram.”

— “Hadi oradan! Atışımı yapıyorum.”

Etraftaki çocuklar homurdandı. Herkes gerçeği çok iyi biliyordu. Berk’in abisi Silivri sanayi sitesinde tornacı çırağıydı. İki plastik tasonun arasına 100 bin liralık madeni para sıkıştırmışlardı. Kenarlarını da sıcak havya ucuyla eritip kaynatmışlardı. Yetmemiş, içine eritilmiş kurşun akıtmışlardı. Bu meşhur bir sanayi sitesi hilesiydi.

Berk atış pozisyonu aldı. Sağ dizini beton zemine dayadı. Gövdesini öne doğru eğdi. Parmaklarını elciğin kenarına kilitledi. Hedef kulenin tam orta noktasıydı.

El havaya kalktı. Bir saniyelik mutlak sessizlik oldu. Sadece trafonun içindeki yüksek gerilim bobinlerinin derin uğultusu duyuluyordu: Vııııınnn.

El büyük bir hızla aşağıya indi. Elcik kuleye çarptı: ÇAAAT!

Ses trafo duvarında patladı. Plastik kule adeta havaya uçtu. Tasolar her yöne savruldu. Dairenin dışına fırlayan tam sekiz taso vardı. Yedisi ters dönmüştü. Sadece bir tanesi kapalı kaldı.

Berk sırıttı. Parmaklarını havada şıklattı:

— “Yedi taso benim! Temiz vuruş!”

Serdar yerinden fırladı. Yere saçılan tasoları parmağıyla gösterdi:

— “O vuruş geçersiz! Yerden sektirdin!”

— “Bal gibi temiz vuruş. Ağlama Serdar!”

— “Demir tasoyla vurdun. Hile yaptın!”

— “Kuralda demir taso yasak demedik!”

— “Betonu çatlattın be insafsız! Taso değil gülle bu!”


III. Misket Borsasında Kur Krizleri: Başlık, Akide ve Kemik

Taso kavgası alevlendi. Yan tarafta başka bir finans operasyonu başladı. D Blok sakinlerinden Onur yere eski bir Milliyet gazetesi sermişti. Gazetenin üzerinde boy boy cam kavanozlar diziliydi. Burası sitenin misket döviz bürosuydu.

Yazlık sitelerde Türk Lirası geçmezdi. Para sadece bakkalda dondurma için işe yarardı. Sokaktaki asıl rezerv misketti. Her misket türünün piyasada katı ve tavizsiz bir değeri vardı.

Misket CinsiFiziksel ÖzellikPiyasa DeğeriLikidite Durumu
Sıradan CilliRenksiz, yeşil damarlı cam1 BirimÇok yüksek, taban para
Akide BilyeŞeker gibi renkli spiral desen3 CilliHızlı takas aracı
Buzlu MisketMat beyaz yüzey, yarı saydam cam5 CilliPrestijli takas aracı
Kemik BilyeTamamen opak süt beyazı porselen10 CilliGüvenli liman sermayesi
Ağır BaşlıkMetal bilye veya mermer gülle20 CilliBorsanın tepe rezervi

Onur kavanozları tek tek kontrol etti. On iki yaşındaki Caner geldi. Elinde naylon bir poşet vardı. Poşet şangır şungur sesler çıkarıyordu:

— “Onur, beş tane akide vereyim. Bir kemik ver bana.”

— “Olmaz Caner. Piyasa yükseldi. Kemik artık on iki akide.”

— “Dün altı akideye veriyordun!”

— “Dün dündür. E Blok çetesi sahile indi. Kemik stokları tükendi.”

— “İki de buzlu eklerim. Anlaşalım.”

— “Buzluların yüzeyi çizik mi? Çizikse kabul etmem.”

Caner poşetten iki adet buzlu misket çıkardı. Güneşe doğru tuttu. Yüzeylerinde kılcal çatlaklar vardı:

— “Çok az çizik var. Ama atışı harikadır.”

— “Yemezler. Çizik bilye falso alır. Sekiz cilli sayarım bunları.”

— “Sekiz çok az! En az on cilli eder!”

— “İşine gelirse Caner. Pazar burada, müşteri çok.”

Bu pazarlıklar saatlerce sürerdi. Kimse tek bir misketi bile ucuza kaptırmak istemezdi. Çünkü birazdan trafonun arka kumluğunda büyük “Mors” turnuvası başlayacaktı.

Kuma derin bir üçgen çizildi. Üçgenin içine herkes ikişer adet kemik misket dikti. Ortadaki toplam servet tam yirmi kemik bilyeydi. Bu miktar sitenin haftalık harçlığına denkti.


IV. Çizgi İhlali ve Trafo Arkası Tahkim Mahkemesi

Saat 11.30 oldu. Mors turnuvasında gerilim zirveye tırmandı. Atış çizgisi üçgenden tam üç metre geriye çekilmişti. Tozlu toprağa kalın bir çizgi çekildi.

Atış sırası on üç yaşındaki Murat’a geldi. Murat sitenin en tecrübeli oyuncusuydu. Elinde siyah mermerden yontulmuş özel bir başlık vardı. Bu bilye sitenin tapusu gibiydi. Ağır bir taştı. Kimse onun nereden geldiğini bilmezdi.

Murat yere çöktü. Sol elini yumruk yaptı. Toprağa dayadı. Üzerine sağ elinin başparmağını kilitledi. Mumdirek tekniğini uyguladı. Gözünü üçgenin tepe noktasına dikti. Nefesini tuttu.

Tam atış anında ayağının ucu kırmızı tebeşir çizgisini iki santim geçti. Başlık parmakların arasından fırladı: Takkk! Üçgenin tam ortasındaki üç kemik bilye dışarı fırladı. Toz bulutu kalktı.

Fakat daha bilyeler durmadan itiraz yükseldi:

— “Faul! Çizgiyi taştın!”

— “Taşmadım! Parmak ucum tam çizgideydi!”

— “Ayağının burnu iki parmak dışarıdaydı!”

— “Gözün bozuk senin! Mumdirek kuralına harfiyen uygundu!”

— “Çizgiye basan yanar! Kural kuraldır!”

— “Ben çizgiyi görmedim bile!”

— “Görmemek mazeret değil!”

Çocuklar üçgenin etrafında halka oldu. Herkes yere eğildi. Tozlu zemindeki ayak izleri incelendi. Burası yazlık sitenin gayriresmi yüksek mahkemesiydi. Temyiz hakkı yoktu. Karar oy çokluğuyla verilirdi.

Hakemlik görevini grubun en büyüğü olan Sarı Tolga üstlendi:

— “Sessizlik! İzi inceliyorum.”

Tolga cebinden metal bir kaset kutusu kapağı çıkardı. Kapağın düz kenarını tebeşir çizgisine oturttu. Murat’ın beyaz spor ayakkabısının burnunda kırmızı tebeşir tozu vardı. Delil sabitti. Karar kesindi:

— “Çizgi ihlali var. Murat morsa düştü!”

— “İtiraz ediyorum Tolga Abi! Rüzgar esti!”

— “Rüzgar mazeret sayılmaz. Misketleri geri koy!”

— “Ama ben vurdum onları!”

— “Morsa düştün diyorum. Tek kelime daha edersen başlığına el koyarım!”

Murat dişlerini sıktı. Başlığını yerden aldı. Çıkardığı üç kemik bilyeyi tekrar üçgenin içine bıraktı. Kural böyleydi. İtiraz edeni siteden aforoz ederlerdi. Bir daha kimse onunla oynamazdı. Sitenin dışına itilirdi.


V. İflas Edenlerin Gözyaşları ve Bakkal Rüşveti

Öğle ezanı yaklaşıyordu. Saat 12.45’e geldi. Trafo arkasında büyük bir çöküş yaşandı.

Dokuz yaşındaki Ali trafonun köşesinde tek başına oturuyordu. Sırtını sıcak duvara dayamıştı. Mavi plastik torbası bomboş kalmıştı. Sabah getirdiği otuz adet Pokemon tasosu ve on beş akide misketi tamamen buharlaşmıştı.

Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarındaki tozları çamur yaptı. Hıçkırıklar boğazına dizildi:

— “Hepsini aldınız… Annem görürse beni mahveder!”

— “Dün kazandın Ali. O zaman iyiydi. Oyun bu.”

— “Pikachu’mu geri verin bari… Onu bana Almanya’dan dayım getirmişti!”

— “Almanya tasosu diye ayrıcalık yok. Ütülen taso geri verilmez.”

— “Yemin ederim bir daha oynamam. Verin ne olur!”

— “Mızıkçılık yapma Ali. Erkek adam sözünde durur.”

Ali’nin hüngür hüngür ağlaması üzerine borsa heyeti telaşlandı. Eğer Ali eve gidip annesine söylerse sitede kıyamet kopardı. Anneler terlikleriyle trafo arkasına baskın düzenlerdi. Bütün tasolara ve bilyelere el koyarlardı. Üstüne bir de site yönetimine resmi şikayet giderdi. Yönetici Albay Rıza Bey trafonun etrafına dikenli tel çekerdi.

Tolga hemen krize müdahale etti:

— “Ağlama Ali! Tamam sus! Bir şartla sana sermaye veririz.”

Ali burnunu kırmızı tişörtünün koluna sildi:

— “Hangi şartla?”

— “Bakkal İbrahim’e gideceksin. Bize iki şişe buz gibi Elvan gazozu alacaksın. Bir paket de Çerezza kapıp geleceksin. Deftere babanın adına yazdıracaksın.”

— “Babam beni keser!”

— “Kestirmez. Baban akşam İstanbul’dan dönecek. O zamana kadar unutur.”

— “Pikachu’yu verir misiniz peki?”

— “Gazozu kap gel. Sana üç taso ile iki akide bilye vereceğiz. Yanında da bir Pikachu.”

Ali düşündü. Kaybedilen onuru ve Pokemon’u geri kazanmanın tek yolu buydu. Ayaklarını sürüye sürüye sitenin ana kapısındaki bakkalın yolunu tuttu.

Günün sonunda trafo arkasındaki gayriresmi borsa kapandı. Sıcaklık 38 dereceye ulaştı. Beton zemin kızgın fırın tepsisine döndü. Kazananlar cepleri ve poşetleri dolu halde bisikletlerine atladı. Kaybedenler ise yarınki intikam maçının planlarını kurdu.

Yaz tatili uzundu. Sermaye her an el değiştirebilirdi. Yarın sabah saat 10.15’te o sarı trafonun arkasında yeni bir kule dizilecekti. Ve o kule elbet bir gün yeniden patlayacaktı.

Sıradaki Yazlık Dosyaları