📍 SAYFİYE KRONİĞİ
SİTENİN ÇOCUKLARI

Erdek'ten Çeşme'ye Yazlık Medeniyeti, Apartman Savaşları & Aidat Dramaları

Yazlık Kültürü 📍 Yalova, Çınarcık, Marmara

Yalova Çınarcık: Doksanlar Yazlıkçı Patlaması, İDO İskelesi ve Club 33 Geceleri

Marmara'nın Bodrum'u sayılan doksanlar Çınarcık'ı; Bostancı'dan kalkan deniz otobüsleri, jöleli kordon piyasası ve sabah ezanına kadar süren disko çılgınlığı.

📌 Yazlık Kanunu: "Cuma akşamı Bostancı'dan deniz otobüsüne binen İstanbullu, kırk beş dakika sonra Çınarcık kordonunda jölesini tazeleyip Club 33 kuyruğuna girerdi."
SC Sitenin Çocukları Masası
Anı kodu: yalova-cinarcik-doksanlar-yazlikci-patlamasi-ve-disko-geceleri
Yalova Çınarcık: Doksanlar Yazlıkçı Patlaması, İDO İskelesi ve Club 33 Geceleri

I. Saat 18.30: Bostancı Deniz Otobüsü, Mazot Çalkantısı ve Çınarcık İskelesi

Saat tam 18.30’du.

Cuma akşamı Bostancı İDO iskelesinde mahşeri bir kalabalık vardı.

Turnikelerin önü rengarenk spor çantalarla dolup taşıyordu. Tenis raketleri, şişme deniz yatakları ve valizler birbirine çarpıyordu.

Mavi boyalı deniz otobüsü iskeleye sertçe yanaştı. Halatlar babalara atıldı.

Yolcu kapısı açıldığında içeriye keskin bir mazot ve deniz suyu kokusu doldu.

İstanbullu beyaz yakalılar ve üniversite gençliği koltuklara hücum etti. Herkes cam kenarı kapma yarışındaydı.

Gemi hareket etti. Çift motorun güçlü uğultusu kabini titretti.

Prens Adaları sancak tarafında hızla geride kaldı. Marmara Denizi’nin gri mavisi köpük köpük yarıldı.

Kırk beş dakika sonra Çınarcık İskelesi’nin silueti göründü.

Kıyıda yükselen beşer katlı yazlık bloklar akşam güneşinde parlıyordu.

İskele meydanında bekleyen yazlıkçılar gemiden inenleri karşıladı.

Karpuz satan kamyonetlerin hoparlörleri açıktı. Taze kavun ve vanilyalı külah dondurma kokusu havayı kaplamıştı.

Yirmi yaşındaki Hakan omzundaki spor çantayı düzeltti. Yanındaki arkadaşı Murat’a seslendi:

— “Murat, bu akşam kordonda fırtına kopacak!”

— “Önce eve gidip duş alalım Hakan. Üzerimiz tuz ve mazot kokuyor.”

— “Duş hızlı olsun oğlum. Jöleyi bol sür, Club 33’e erken gideceğiz.”

— “Bilet kuyruğu şimdiden uzamıştır bile.”

— “Hallederiz, kapıdaki koruma bizim sitenin yöneticisinin yeğeni.”

— “Hadi acele et, minibüs kalkıyor!”

İki genç sarı minibüse atladı. Minibüsün basamakları sırt çantalarıyla doldu.

Doksanlar Çınarcık’ında hafta sonu resmen başlamıştı. Enerji barometresi tavana vurmuştu.


II. Marmara’nın Bodrum’u: Kumplaj’dan Taşliman’a Apartman Kuşağı

Doksanlı yıllarda Çınarcık Türkiye’nin eğlence başkentiydi.

Henüz Bodrum ve Çeşme bu kadar popüler değildi. Uçak biletleri ateş pahasıydı.

Bodrum’a gitmek on iki saatlik eziyetli bir otobüs yolculuğu demekti.

Oysa Çınarcık hemen yanı başındaydı. Bostancı’dan kırk beş dakikada tatildesiniz.

Karpuzdere’den Taşliman’a kadar devasa bir yazlık hattı kuruldu.

Kooperatifler hızla apartman sitelerine dönüştü. Beşer katlı, bitişik nizam, dar balkonlu beton bloklar yükseldi.

Her daire tipik bir yazlık şablonuydu.

İki oda bir salon. Salonda çekyatlar, bambu sehpalar ve çiçekli perdeler.

Balkon demirlerinde mandallanmış rengarenk mayolar sallanırdı.

Zeminler daima ıslaktı. Kumsaldan taşınan incecik kum taneleri terliklerin altına yapışırdı.

Sitede en büyük dert su kesintisiydi.

Belediye şebekesi öğleden sonra saat ikide ansızın kesilirdi.

Balkonlara mavi renkli büyük plastik su bidonları dizilirdi.

Merdiven dairesindeki hidrofor motoru homurdanarak devreye girerdi. Güm güm ses çıkarırdı.

Site bakkalı sabahın köründe megafonla bağırırdı:

— “Gazeteler geldi! Hürriyet, Milliyet, Sabah geldi!”

Balkonlardan sepetler sarkıtılırdı. Sepetlerin içine bozuk paralar konurdu.

Bakkal ekmek ve gazeteyi sepete koyar, ipi iki kez çekerdi.

Kumplaj mevkii sabahları hıncahınç dolardı. Şezlong savaşı sabah saat sekizde başlardı.

Deniz suyu hafif yosunlu ve sıcaktı. Açıkta demirleyen sürat motorları su kayağı yapanları çekerdi.

Kıyıdaki büfelerde kaşarlı tost ve açık ayran kuyrukları oluşurdu.

Burası orta sınıf İstanbullunun cennetiydi.

Babalar pazartesi sabahı ilk vapurla işe dönerdi. Anneler ve çocuklar bütün yaz sitede kalırdı.

Cuma akşamı babalar geri gelirdi. Bagajlar dolusu İstanbul çöreği ve hediye getirilirdi.


III. Kordon Boyu Akşam Piyasası: Jöleli Saçlar ve Karışık Kasetler

Saat tam 21.00 olduğunda sahil şeridi kilitlenirdi.

Buna yerel dilde kordon piyasası denirdi.

Kordon boyu iki buçuk kilometre uzunluğundaydı.

İki zıt yöne doğru durmaksızın yürüyen binlerce insan vardı.

Sağdan gidenler soldan gelenleri süzerdi. Göz göze gelindiğinde hafifçe gülümsenirdi.

Genç erkeklerin saçları limonlu yeşil sert jöleyle geriye taranmıştı. Saçlar taş gibi sertti.

Gömleklerin üst üç düğmesi açıktı. Göğüste gümüş kolyeler parlardı.

Bellerde deri kılıflı Walkman cihazları asılıydı. Kulaklıktan cızır cızır sesler sızardı.

Kordonun ortasındaki kasetçi dükkanı arı kovanı gibi işlerdi.

Dükkanın vitrinine büyük karton bir afiş asılmıştı:

“Kişiye Özel Karışık Pop Kaset Doldurulur. Liste Başı Şarkılar Hazır.”

İçeride çift kasetçalarlı teypler durmaksızın kayıt yapıyordu. Boş kasetler peynir ekmek gibi satılırdı.

Genç kızlar rengarenk şortlar ve dolgu topuklu sandaletler giyerdi. Kordon baştan başa kokulu vücut spreyi kokardı.

Caddeden ağır ağır geçen arabalar vardı.

Bordo renkli Tofaş Doğan SLX’lerin camları sonuna kadar indirilirdi.

Pioneer oto teyplerinden Tarkan, Yonca Evcimik ve Mustafa Sandal şarkıları çalardı.

Bas sesleri kaldırım taşlarını titretirdi. Egzoz patlatmak büyük bir marifet sayılırdı.

Balkonlarda oturan yaşlı teyzeler ise bu manzarayı çekirdek çitleyerek seyrederdi.

Emekli öğretmen Necla Hanım alt kattaki komşusuna seslendi:

— “Müjgan, bak bak! Bizim üst kattaki avukatın oğlu yine kordona çıktı.”

— “Gördüm Necla Abla. Saçına yarım kilo jöle sürmüş yine.”

— “Yanındaki sarışın kız kim acaba?”

— “Bostancı’dan gelen misafirmiş. Dün vapurda tanışmışlar.”

— “Gençlik işte, içi içine sığmıyor.”

— “Biz de böyleydik zamanında, unuttun mu?”

— “Biz böyle miydik? Biz radyodan ajans dinlerdik Müjgan.”

Çıt çıt çekirdek sesleri kordonun gürültüsüne karışırdı.

Kimse bu piyasayı kaçırmak istemezdi. Hayat sokakta, kalabalığın içinde yaşanırdı.


IV. Club 33 ve Kale Club: Bileğe Vurulan Mor Mühür

Saat 23.30’u vurduğunda kordondaki kalabalık barlar sokağına doğru aktı.

Çınarcık gece hayatının iki büyük mabedi vardı: Club 33 ve Kale Club.

Mekanların devasa hoparlörleri doğrudan caddeye çevrilmişti.

Club 33’ün çatısındaki güçlü yeşil lazer Marmara Denizi’nin karanlığını tarardı.

Lazer ışığı karşı kıyıdaki Pendik sahilinden bile net görünürdü.

Giriş kapısında elli metrelik kuyruk oluşurdu. Güvenlik görevlileri içeriye damsız müşteri almazdı.

Girişte herkesin sol bileğine mor mürekkepli ıstampa mührü basılırdı.

O mühür ertesi gün denize girilse bile deriden çıkmazdı.

Mührü kolda taşımak yazlık sitenin çocukları arasında büyük bir itibar vesilesiydi.

Murat ile Hakan kapıya ulaştı. Kalpleri heyecanla çarpıyordu.

— “Selamünaleyküm Şef, Serdar Bey’in selamı var.”

— “Serdar Bey kim birader?”

— “Bizim Denizyıldızı Sitesi yöneticisi.”

— “Hadi geçin bakalım, içeride taşkınlık istemem.”

— “Eyvallah abi, adamsın!”

İçeriye girdiklerinde onları sağır edici bir ses duvarı karşıladı.

Doksanlar Türkçe popunun çılgın ritimleri salonu inletiyordu.

Kenan Doğulu ve Burak Kut şarkılarıyla yüzlerce genç zıplıyordu.

Tavandaki borulardan köpük partisi başladı.

Beyaz köpükler dans pistindeki kalabalığın üzerine sel gibi aktı.

Herkes sırılsıklam oldu. Saçlardaki sert jöleler köpüğe karışıp eridi.

Plastik bardaklarda buzlu içecekler tokuşturuldu.

Gözler stroboskop ışıklarının altında deli gibi parıldıyordu.

Yaz aşkları bu köpüklerin arasında başlardı.

Peçetelere tükenmez kalemle yedi haneli ev telefon numaraları yazılırdı.

Çünkü cep telefonları henüz hayatımıza girmemişti.

Tek iletişim aracı salondaki sabit çevirmeli telefondu.


V. Gece 04.00: Kelle Paça, Parmak Ucu ve Balkon Vesayeti

Müzik sabah saat 03.45’te birdenbire sustu.

Tavan ışıkları yandı. Kulübün içi bir anda büyüsünü kaybetti. Yerde ezilmiş plastik bardaklar ve ıslak peçeteler vardı.

Sırılsıklam kalabalık kapıya doğru yığıldı. Dışarının serin gece havası yüzlere çarptı.

Herkes aynı noktaya doğru yöneldi: Çınarcık Çorbacılar Sokağı.

Buharı tüten sarımsaklı işkembe ve kelle paça çorbaları sipariş edildi.

Masalarda sirke ve pul biber şişeleri elden ele gezdi.

Sıcak çorba mideyi yatıştırdı, uykuyu getirdi.

Saat 04.30’da Hakan ile Murat sitenin yolunu tuttu.

Denizyıldızı Sitesi C Blok kapısına geldiler. Demir kapının menteşeleri paslıydı, feci gıcırdardı.

Hakan anahtarı kilide soktu. Çıt çıkarmadan çevirdi.

Ayakkabılarını ellerine aldılar. Parmak uçlarına basarak mermer merdivenleri çıktılar.

İkinci kata geldiklerinde daire kapısı kendiliğinden hafifçe aralandı.

Karanlık koridordan bir ses yükseldi:

— “Hakan, sen misin oğlum?”

— “Benim anne, sessiz ol babam uyanmasın.”

— “Baban saat ikiden beri ayakta zaten. Sigara içip durdu balkonda.”

— “Anne saat daha erken ama.”

— “Sabah ezanı okundu nesi erken? Üzerin leş gibi ter ve köpük kokuyor!”

— “Kulüpte eğlendik biraz.”

— “Hemen banyoya gir, havluları kirletme. Saat sekizde amcanlar gelecek kahvaltıya.”

Hakan sessizce başını salladı.

Sabah saat sekizde annesi masayı kurmuştu bile.

Taze kızarmış patates ve demlik çay sofradaydı.

Gözleri uykusuzluktan kapanan gençler masaya oturdu.

Güneş kremi kokusu ile peynir kokusu birbirine karıştı.

Doksanlar gençliği için gece hayatının bedeli bu küçük azar seansıydı.

Kahvaltıdan sonra plaja koşulacaktı. Kumlara serilen sarı havlularda yeni bir gün başlayacaktı.

Yine de kimse şikayetçi değildi. O balkon vesayeti bile eve dönüşün güvenli işaretiydi.


VI. Bir Dönemin Sonu: Marmara’nın Hafızasında Kalan Şarkılar

Pazar akşamı saat 19.00 olduğunda hüzün Çınarcık’a çökerdi.

İskele meydanı yine valizlerle, sepetlerle ve karpuzlarla dolardı.

Hafta sonu kaçamağı bitmişti. Pazartesi sabahı İstanbul’da mesai vardı.

Deniz otobüsünün kalın düdüğü körfezde yankılandı. Vuuuup.

Yolcular rıhtıma doğru yavaşça yürüdü.

Güneş yanığı omuzlar, soyulan burunlar ve deniz tuzlu saçlar.

Geminin arka güvertesinde toplanan gençler kordona son kez el salladı.

Deniz köpürdü, gemi hızlandı. Çınarcık’ın renkli blokları ufukta küçüldü.

Aradan yıllar geçti.

1999 Marmara Depremi o güzel binaları bir gecede yerle bir etti. Bir devir tek bir sarsıntıyla kapandı.

Club 33 artık yok. O yeşil lazer Marmara’yı taramıyor.

Eski apartmanların yerinde başka yapılar yükseldi.

Fakat doksanların o kaygısız, pırıl pırıl yazlık ruhu hala o kordonda fısıldar.

İskeleden gelen her motor sesinde, kulağa eski bir pop şarkısının nakaratı çalınır.

Çınarcık, bir kuşağın gençliğini bıraktığı o büyülü Marmara kıyısı olarak kalacaktır.

Sıradaki Yazlık Dosyaları