Yazlık Kütüphanesi: Çay Bahçesi Rafındaki Sayfaları Eksik Tommiksler ve Limonata Borsası
Ayvalık Sahilkent Engürü Sitesi çay bahçesinin tozlu ahşap rafında duran, güneşte sararmış cildi dağılmış Teksas ve Tommiksleri okumak için buzlu limonata parası biriktiren çocukların ritüeli.
yazlik-kutuphanesi-cay-bahcesi-rafindaki-sayfalari-eksik-tommiksler
I. Saat 15:30: Engürü Sitesi Çay Bahçesinde Çınar Gölgesi ve Tozlu Ahşap Raf
Ağustos ikindisinin kavurucu güneşi Ayvalık Sahilkent sahilini yakıp kavuruyordu. Saat tam 15:30’du. Denizden esen hafif imbat rüzgarı havayı ancak birkaç derece serinletiyordu.
Engürü Sitesi’nin tam merkezindeki devasa çınar ağacının altı ise serin bir sığınaktı. Geniş yeşil yapraklar güneş ışığını zümrüt bir kubbe gibi kesiyordu.
Çınar ağacının hemen gövdesine kurulmuş emektar bir yazlık çay bahçesi vardı. Yere serilmiş kırmızı tuğlaların üzerinde beyaz tahta masalar diziliydi.
Masaların üstünde yuvarlak cam küllükler ve sarı plastik çiçekler duruyordu. Arka taraftaki bakır semaverden yükselen taze çay buharı havaya yayılıyordu.
Fakat bu çay bahçesini sitenin bütün çocukları için kutsal bir mekana dönüştüren şey ne demli çaydı ne de gazozdu.
Bahçenin en kuytu köşesinde, ocaklığın hemen yanına çivilenmiş iki katlı tahta bir raf vardı.
Bu raf sitenin gayriresmi halk kütüphanesiydi.
Rafın üzerinde elli yıllık sararmış kağıt, deniz tuzu, demli çay ve kuru tütün kokusu birbirine karışmıştı.
Güneş ışığından kapakları bükülmüş yüzlerce çizgi roman üst üste yığılmıştı.
Tommiksler, Teksaslar, Zagorlar, Kaptan Swingler ve Mister Nolar…
Kitapların büyük bölümü yetmişli yılların Ceylan Yayınları baskısıydı. Cilt bezleri çoktan lime lime olmuştu. Sayfalar kuruyup patates cipsi gibi çıtır çıtır hale gelmişti.
On bir yaşındaki Kerem ile arkadaşı Ali ahşap rafın önünde dikiliyordu. İkisinin de gözleri bu sarı kağıt hazinesine kilitlenmişti.
Kerem elindeki metal madeni parayı avucunda çevirdi:
— “Ali, cebimizdeki para ancak bir bardak limonataya yetiyor.”
— “Fark etmez Kerem. Bir bardak alırsak İlyas Amca masaya oturmamıza izin verir.”
— “Hangi cildi okuyacağız bugün?”
— “Zagor’un ‘Bataklık Canavarı’ sayısı gelmiş diyorlar!”
— “Zagor’u bırak oğlum. Dün Tommiks’in büyük düellosunda kaldık!”
— “İyi de o Tommiks’in son sayfaları yırtıktı ya!”
— “Olsun, hayal gücümüzle tamamlarız maceranın sonunu.”
II. Çaycı İlyas Amca’nın Demir Kanunları ve Sarı Limonata Protokolü
Çay bahçesinin emektar işletmecisi Çaycı İlyas Amca altmış beş yaşındaydı. Gözlerinin kenarında derin kırışıklıklar vardı. Boynunda hep beyaz bir pamuklu havlu asılı dururdu.
İlyas Amca çocukları severdi ama bedavacılara asla tahammülü yoktu.
Çizgi roman rafının üzerine mavi tükenmez kalemle bir mukavva asmıştı: MÜŞTERİ OLMAYAN KİTAPLARI ELLEMESİN!
Bu kural sitenin en katı anayasasıydı. Bir çizgi roman alıp saatlerce masada okumak istiyorsan mutlaka bir sipariş vermek zorundaydın.
En ucuz ve en bereketli sipariş ise İlyas Amca’nın koca emaye sürahide beklettiği buzlu limonataydı.
Limonatanın içinde taze sarı limon kabukları ve çekirdekler yüzerdi. Bardağın kenarına buz küpleri çarptıkça serin sesler çıkardı: Şıkır… Şıkır…
Kerem ocaklığa doğru yavaş adımlarla yürüdü:
— “İlyas Amca, bize bir bardak soğuk limonata verir misin?”
İlyas Amca kalın cam bardağı doldurdu:
— “Al bakalım ufaklık. İki pipet koydum içine.”
— “Çok sağ ol İlyas Amca. Raftan Tommiks alabilir miyiz?”
— “Alın ama sayfaları yırtmayın sakın. Dürüm gibi bükmeyin güzelim kitapları!”
— “Söz İlyas Amca, masa örtüsünün üstünde düz tutacağız.”
İki çocuk bardağı masaya özenle taşıdılar. Pipetleri kardeş payı yaptılar.
Çizgi roman borsasındaki piyasa değerleri şu şekilde belirlenmişti:
| Eser Adı | Ana Karakterler | Raf Durumu | Manevi Piyasa Değeri | Eksik Sayfa Oranı |
|---|---|---|---|---|
| Tommiks | Yüzbaşı Miki, Konyakçı, Salso | Cildi kopuk, sararmış | 1 Buzlu Limonata | %30 (Düello kısmı yok) |
| Teksas | Çelik Blek, Rodi, Profesör | Sayfaları çay lekeli | 2 Bardak Açık Çay | %15 (Son çatışma eksik) |
| Zagor | Baltalı İlah, Çiko | Kapaksız, bantlı | 1 Şişe Elvan Gazoz | %40 (Canavarın sonu sır) |
| Kaptan Swing | Gamlı Baykuş, Puik | Kenarları fare kemirmiş | 1 Tabak Ayçekirdeği | %10 (Tamamı okunabilir) |
| Mister No | Jerome Drake (Uçak Pilotu) | İçi tertemiz, nadir | 1 Külah Dondurma | %5 (En kıymetli hazine) |
III. Konyakçı, Doktor Salso ve Sayfa 64 Trajedisi
Kerem raftan 114 numaralı Tommiks fasikülünü iki parmağıyla çekti. Kitabın kapağında genç yüzbaşı Miki beyaz atının üstünde tabancasını çekiyordu.
Yanında her zamanki gibi kızıl burunlu sevimli Konyakçı ve koca göbekli Doktor Salso vardı. Konyakçı yine tahta bir fıçının üstüne tünemişti.
Kerem sayfayı dikkatlice araladı: Hııııırt.
Eski saman kağıdının o eşsiz rutubet kokusu burnuna doldu. İki kafadar başlarını birbirine dayadılar.
Sayfa sayfa maceraya daldılar. Miki kaleyi basan haydutları tek tek yere seriyordu. Konyakçı viski şişesini kafasına dikip naralar atıyordu. Doktor Salso ise romatizma şurubundan bahsedip herkesi güldürüyordu.
Hikaye hızla doruk noktasına ulaştı.
Kötü adam Kara Kobra gizli madende pusu kurmuştu. Yüzbaşı Miki mağaranın karanlık tüneline doğru adım attı. Tabancasının horozunu kaldırdı: ÇIT.
Ali heyecanla Kerem’in kolunu sıktı:
— “Çevir sayfayı Kerem! Vuracak mı Kobrayı?”
Kerem parmağını tükürükleyip sayfayı çevirdi.
Fakat karşısına çıkan şey tam bir şoktu.
Sayfa 64’ten sonraki sayfalar kökünden jiletle kesilmişti!
Sayfa 65, 66, 67 ve 68 tamamen yoktu!
Doğrudan arka kapağın içindeki sararmış reklam sayfasına atlıyordu: DOLMAKALEMLE YAZI YAZARAK AYDA BİN LİRA KAZANIN!
Ali masaya yumruğunu vurdu:
— “Haydaaa! Yine en heyecanlı yerde koparmışlar!”
— “Kim yırttı ulan bu sayfaları?”
— “B bloktaki gözlüklü Tolga yapmıştır kesin! Kendi defterine yapıştırıyor o velet!”
— “Ne oldu şimdi? Vurdu mu vurmadı mı Tommiks?”
— “Nasıl bilelim oğlum, koca düello sayfası havaya uçmuş!”
IV. Masadaki Senaryo Atölyesi: Gamlı Baykuş mu Kurtardı?
Çocuklar için bir çizgi romanın son sayfasının olmaması bir son demek değildi. Bu eksiklik onların hayal gücünü harekete geçiren devasa bir tiyatro atölyesine dönüşürdü.
Limonatadan son bir fırt çektiler. Pipet dipteki buza çarpıp guruldadı: Hrrşk.
Kerem kollarını masaya dayadı:
— “Bence olay şöyle bitti Ali.”
— “Nasıl bitti Kerem anlat bakalım?”
— “Miki karanlıkta ateş etti. Kara Kobra’nın omzunu sıyırdı kurşun.”
— “Saçmalama Kerem. Kara Kobra iki elinde çifte tabancayla bekliyordu.”
— “Peki ne oldu o zaman?”
— “Konyakçı arkadan gizlice süründü. Eşeğiyle beraber mağaraya girdi.”
— “Mağaraya eşekle mi girilir oğlum?”
— “Girer tabii! Konyakçı boş şişeyle Kobranın kafasına patlattı!”
— “Sonra Doktor Salso da geldi, yaralarını sardı.”
Ali kafasını salladı:
— “Hayır öyle olmadı. Bence Kaptan Swing’in dostu Gamlı Baykuş geldi.”
— “Gamlı Baykuş Tommiks evreninde ne arar yahu?”
— “Arama kurtarma ekibi gibi geldiler oğlum. ‘Büyük büyükbabam derdi ki’ diye söze başladı.”
— “Sonra Puik de Kobranın bacağını ısırdı değil mi?”
— “Aynen öyle! Kötü adamı mağaradan sürükleyerek çıkardılar.”
İki çocuk yarım saat boyunca yırtık on sayfayı baştan yazdılar.
Hikaye orijinalinden çok daha çılgın ve neşeli bir maceraya dönüştü.
Arka masada okey oynayan emekli amcalar çocukların hararetli tartışmasına bakıp tebessüm ettiler.
Çaycı İlyas Amca elinde çay tepsisiyle yanlarından geçerken kafalarını okşadı:
— “Ne oldu küçük kovboylar? Yendiniz mi haydutları?”
Ali göğsünü gururla kabarttı:
— “Yendik İlyas Amca! Konyakçı hepsini darmadağın etti!”
V. Dut Ağacı Altındaki Takas Borsası ve Gizli Defterler
Saat 17:00’ye doğru çay bahçesindeki limonata bardağı tamamen kurudu. Kerem bardağı ocağa teslim etti.
İki kafadar sitenin basketbol sahasının arkasındaki gölgeli dut ağacının dibine geçtiler.
Burası sitenin gizli çizgi roman takas merkeziydi.
Mahallenin diğer çocukları da koltuklarının altında renkli fasiküllerle geldiler. Herkesin elinde naylon bakkal torbalarına sarılmış ciltler vardı.
Bora elindeki iki adet yırtık Mister No’yu gururla gösterdi:
— “Bunu veririm, karşılığında sağlam bir Çelik Blek isterim.”
Kerem kaşlarını çattı:
— “İki Mister No bir Teksas etmez Bora. Çelik Blek’in kapağında Rodi var.”
— “Ama Mister No’nun içinde tek bir yırtık sayfa bile yok!”
— “Yine de etmez. Üstüne iki paket leblebi tozu verirsen el sıkışırız.”
— “Bir paket leblebi tozu, bir de mantar tabancası mermisi veririm.”
— “Tamamdır, anlaştık ver kitapları.”
Pazarlıklar güneş batana kadar kıran kırana sürdü. Kitaplar elden ele dolaştı.
Her çocuk yeni bir maceranın sarı saman kokusunu içine çekti.
Bu eski fasiküller sadece birer kağıt parçası değildi. O kitaplar, televizyonun siyah beyaz ve tek kanallı olduğu o yaz günlerinde çocukların dünyaya açılan tek sihirli penceresiydi.
VI. Akşam Sefalarının Açılışı ve Gelecek Yazın Rüyası
Saat 20:30 oldu. Çay bahçesinin asma dalları arasına gerilmiş renkli ampulleri yandı.
Sarı, kırmızı ve yeşil ampuller çınar yapraklarının arasında bayram yeri gibi parıldadı. Büyükler masalara oturdu, okey taşları ve tavla zarları şakırdadı.
Tozlu ahşap raf ise karanlık köşesinde sessizce bekliyordu.
Kerem ile Ali evlerine doğru yürürken son kez o rafa baktılar.
Güneşte sararmış sayfalar akşam imbatıyla hafifçe havalanıyordu.
Eksik sayfaların gerçek sonunu belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceklerdi. Kışın Kadıköy’deki veya Beyoğlu’ndaki sahaf dükkanlarında o 114 numaralı fasikülü arayacaklardı.
Fakat hiçbir büyük şehrin sahaf dükkanı, o Ayvalık çay bahçesindeki tahta masanın, buğulu limonata bardağının ve çınar gölgesinin tadını veremeyecekti.
Yazlık kütüphanesinin en güzel büyüsü buydu.
Hikayenin sonunu hiçbir zaman İtalyan çizerler tamamlamazdı.
O tahta masada oturan iki çocuk tamamlardı.