Çınar Gölgesinde Tozlu Raf
Ağustos ikindisi, saat 15.30. Güneş Ayvalık Sahilkent’i yakıp kavuruyor, denizden esen imbat havayı ancak birkaç derece serinletiyordu. Engürü Sitesi’nin ortasındaki ulu çınarın altı ise serin bir sığınaktı. Gövdenin dibine kurulmuş emektar çay bahçesinde, kırmızı tuğlaların üstüne beyaz tahta masalar dizilmişti; masalarda cam küllükler, arkada bakır semaverden yükselen buhar.
Ama bu çay bahçesini çocuklar için kutsal yapan şey ne çaydı ne gazoz. Bahçenin en kuytu köşesinde, ocaklığın yanına çivilenmiş iki katlı tahta bir raf vardı: sitenin gayriresmî halk kütüphanesi. Rafta sararmış kâğıt, deniz tuzu, demli çay ve kuru tütün kokusu birbirine karışmıştı. Kapakları güneşten bükülmüş yüzlerce çizgi roman üst üste yığılıydı: Tommiks’ler, Teksas’lar, Zagor’lar, Kaptan Swing’ler, Mister No’lar. Cilt bezleri lime lime olmuş, sayfalar kuruyup patates cipsi gibi çıtırlaşmıştı.
On bir yaşındaki Kerem ile arkadaşı Ali rafın önünde dikiliyordu.
“Ali, cebimizdeki para ancak bir limonataya yetiyor.”
“Fark etmez. Bir bardak alırsak İlyas Amca masaya oturtur.”
“Bugün hangisini okuyoruz?”
“Zagor’un yeni sayısı gelmiş diyorlar!”
“Zagor’u bırak. Dün Tommiks’in düellosunda kaldık!”
“İyi de onun son sayfaları yırtıktı ya!”
“Olsun. Sonunu hayal gücümüzle tamamlarız.”
İlyas Amca’nın Kanunu
Çay bahçesinin işletmecisi Çaycı İlyas Amca altmış beş yaşındaydı; gözlerinin kenarında derin kırışıklıklar, boynunda hep beyaz bir havlu. Çocukları severdi ama bedavacılara tahammülü yoktu. Rafın üstüne mavi tükenmezle yazılmış bir mukavva asmıştı:
MÜŞTERİ OLMAYAN KİTAPLARI ELLEMESİN!
Bu kural sitenin en katı anayasasıydı. Çiğneyen çocuk kulağından tutulup rafın önünden uzaklaştırılır, adı da bütün yaz ocaklığın yanındaki kara tahtada kalırdı; kara tahtada adı olan çocuğa kimse Zagor ödünç vermezdi. Bir çizgi romanı alıp saatlerce masada okumak istiyorsan sipariş vermek zorundaydın. En ucuz ve en bereketli sipariş de İlyas Amca’nın emaye sürahide beklettiği buzlu limonataydı; içinde limon kabukları ve çekirdekler yüzer, buzlar bardağa çarptıkça şıkırdardı.
“İlyas Amca, bir bardak limonata verir misin?”
“Al bakalım. İki pipet koydum.”
“Raftan Tommiks alabilir miyiz?”
“Alın ama sayfaları yırtmayın. Dürüm gibi bükmeyin güzelim kitapları!”
“Söz İlyas Amca, masada düz tutacağız.”
İki çocuk bardağı masaya taşıdı, pipetleri kardeş payı yaptı. Rafın kendi borsası vardı ve fiyatları eksik sayfa sayısına göre belirlenirdi: sağlam bir Tommiks bir limonata ederdi, kapaksız bir Zagor bir gazoz, içi tertemiz bir Mister No ise neredeyse bir külah dondurma.
Sayfa 64 Trajedisi
Kerem raftan 114 numaralı Tommiks’i iki parmağıyla çekti. Kapakta genç yüzbaşı atının üstünde tabancasını çekiyordu; yanında her zamanki gibi kızıl burunlu Konyakçı ile koca göbekli Doktor. Kerem sayfayı araladı, eski kâğıdın rutubet kokusu burnuna doldu. İki kafadar başlarını birbirine dayayıp maceraya daldı. Tommiks kaleyi basan haydutları tek tek yere seriyor, Konyakçı şişesini kafasına dikip naralar atıyor, Doktor romatizma şurubundan bahsedip herkesi güldürüyordu.
Hikâye doruğa ulaştı. Kötü adam Kara Kobra gizli madende pusu kurmuştu. Tommiks mağaranın karanlık tüneline adım attı, tabancasının horozunu kaldırdı.
Ali Kerem’in kolunu sıktı:
“Çevir! Vuracak mı Kobra’yı?”
Kerem parmağını tükürükleyip sayfayı çevirdi. Karşısına çıkan şey tam bir şoktu. Altmış dördüncü sayfadan sonrası jiletle kesilmişti. Dört sayfa yoktu; kitap doğrudan arka kapağın içindeki sararmış reklama atlıyordu: “DOLMAKALEMLE YAZI YAZARAK AYDA BİN LİRA KAZANIN!”
Ali masaya yumruğunu vurdu:
“Haydaaa! Yine en heyecanlı yerde koparmışlar!”
“Kim yırttı ulan bunu?”
“B Blok’taki gözlüklü Tolga’dır kesin! Kendi defterine yapıştırıyor o velet!”
“Vurdu mu vurmadı mı şimdi?”
“Nasıl bilelim oğlum, koca düello havaya uçmuş!”
Masadaki Senaryo Atölyesi
Çocuklar için son sayfanın olmaması son demek değildi. Limonatadan son bir fırt çektiler; pipet dipteki buza çarpıp guruldadı. Kerem kollarını masaya dayadı:
“Bence şöyle bitti. Tommiks karanlıkta ateş etti, kurşun Kobra’nın omzunu sıyırdı.”
“Saçmalama. Kobra iki elinde iki tabancayla bekliyordu.”
“Peki ne oldu o zaman?”
“Konyakçı arkadan süründü. Eşeğiyle beraber mağaraya girdi.”
“Mağaraya eşekle mi girilir oğlum?”
“Girer tabii! Boş şişeyle Kobra’nın kafasına patlattı. Sonra Doktor geldi, yaraları sardı.”
Ali itiraz etti:
“Yok. Bence Kaptan Swing’in arkadaşı Gamlı Baykuş geldi.”
“Gamlı Baykuş’un Tommiks’te ne işi var?”
“Yardıma geldi oğlum. Kızılderili değil mi, iz sürer.”
“Peki sonra?”
“Kötü adamı mağaradan sürükleyerek çıkardılar.”
İki çocuk yarım saat boyunca kayıp dört sayfayı baştan yazdı. Hikâye orijinalinden çok daha çılgın bir maceraya dönüştü. Arka masada okey oynayan emekliler hararetli tartışmayı dinleyip gülümsedi. İlyas Amca elinde tepsiyle geçerken kafalarını okşadı:
“Ne oldu kovboylar? Yendiniz mi haydutları?”
“Yendik İlyas Amca! Konyakçı hepsini darmadağın etti!”
Dut Ağacı Borsası
Akşama doğru limonata bardağı tamamen kurudu. İki kafadar basketbol sahasının arkasındaki dut ağacının dibine geçti; sitenin gizli takas merkezi orasıydı. Diğer çocuklar da koltuklarının altında naylon bakkal torbalarına sarılı fasiküllerle geldi.
Bora iki yırtık Mister No’yu gururla gösterdi:
“Bunları veririm, karşılığında sağlam bir Teksas isterim.”
“İki Mister No bir Teksas etmez Bora. Çelik Blek’in kapağında Rodi var.”
“Ama Mister No’nun içinde tek yırtık sayfa yok!”
“Yine de etmez. Üstüne iki paket leblebi tozu verirsen el sıkışırız.”
“Bir paket leblebi tozu, bir de mantar tabancası mermisi.”
“Tamam, anlaştık.”
Pazarlık güneş batana kadar sürdü, kitaplar elden ele dolaştı. Televizyonun tek kanallı, yayının akşam başladığı o yazlarda bu sararmış fasiküller çocukların dünyaya açılan penceresiydi; pencerenin camı biraz kırık, birkaç sayfası eksikti ama manzara geniş. Akşam çay bahçesinin asmalarına gerilmiş renkli ampuller yandı, büyükler masalara oturdu, okey taşları ve tavla zarları şakırdadı. Tozlu raf karanlık köşesinde sessizce bekliyordu.
Kışın Kerem, Kadıköy’de bir sahafta 114 numaralı Tommiks’i buldu. Bütün harçlığını verip aldı, eve koşup kayıp dört sayfayı okudu. Tommiks Kara Kobra’yı tek kurşunla vurmuştu. Ne Konyakçı vardı mağarada ne eşek ne Gamlı Baykuş.
Ertesi yaz rafa yepyeni, sağlam bir 114 numara kondu. Altmış dördüncü sayfadan sonraki dört sayfası jiletle kesilmişti.
Ali kitabı açıp boşluğa baktı, sonra Kerem’e:
“Tolga mı yaptı bunu?”
“Herkes öyle diyor,” dedi Kerem. “Tolga da gözlüklü zaten.”
Kesilen dört sayfa o sırada Kerem’in kareli defterinin arasındaydı. Arkalarına kurşun kalemle başka bir son yazılmıştı: Konyakçı, eşek, boş şişe, Gamlı Baykuş. Raftaki kitabı okuyan her çocuk o sonu yeniden uyduracaktı; Kerem bunu, sahafta öğrendiğinden daha değerli buluyordu.



