Yalova Çınarcık Lale Sinemasında Duvar Çetesi: Çekirdek Kabuğu, Gazoz Kapağı ve Kaçak Seyir
Bilet parası vermeyip briket duvara ve dut ağacına tırmanan, tahta sandalyelerde oturan ailelerin kafasına Niğde Gazozu kapakları fırlatan Çınarcık çocuklarının gece harekatı.
yazlik-sinema-duvarina-tirmanip-cekirdek-firlatma-cetesi
I. Bilet Gişesi Önünde Kaos: Saat 21.15 ve Tahta Sandalye Gıcırtısı
Temmuz ayının en nemli cuma akşamıydı. Saat tam 21.15’ti. Yalova Çınarcık sahilinde deniz sütlimandı. Havadaki nem oranı %80 sınırına dayandı. Çınar ağaçlarının arasından gelen hafif esinti sıcak havayı dağıtmaya yetmiyordu. Sokakta taze kavrulmuş tuzlu ay çekirdeği ve patlamış mısır kokusu vardı. Kavrulmuş fındık tezgahından dumanlar yükseliyordu.
Çınarcık Lale Açık Hava Sineması’nın önü ana baba gününe döndü. Ahşap bilet gişesinde uzun bir insan kuyruğu uzanıyordu. Kapının yanındaki ahşap panoda el boyaması devasa bir film afişi asılıydı. Afişte Şener Şen ve Kemal Sunal sırıtıyordu. Kırmızı yaldızlı harflerle filmin adı yazılmıştı.
Bilet fiyatı kişi başı tam 250 bin liraydı. Dört kişilik bir memur ailesi için bu ciddi bir bütçeydi. Gişe memuru Hüsnü Efendi ter içindeydi. Bozuk paraları çekmeceye atıyordu.
İçeriden yüzlerce tahta sandalyenin gıcırtısı yükseliyordu: Gıııık, gaaaaak. Görevliler birbirine paslı tellerle bağlı ahşap sandalyeleri hizalıyordu. Kadınlar evden getirdikleri kareli piknik minderlerini sert oturaklara seriyordu. Minderi olmayanlar ezilmeye mahkumdu. Çekirdek çitleme sesleri daha film başlamadan önce bile başladı: Çıt, çıt, pıt, çıt.
Sinemanın elli metre ilerisindeki trafonun dibinde dört çocuk toplandı. On üç yaşındaki Murat, çetenin doğal lideriydi. Cebindeki bozuklukları avucuna döktü:
— “Cebimde sadece yüz bin lira var beyler.”
— “Benim de elli bin liram var Murat.”
— “İki kişi bile giremiyoruz. Sermaye yetersiz.”
— “Zaten bilet alsak en arkadaki kırık sandalyelere otururuz.”
— “O tahta sandalyeler adamın belini kırar oğlum.”
— “Bilet falan almıyoruz. Duvara tırmanacağız.”
— “Biletçi Selami kapıda dikiliyor. Bizi görürse sopayla kovalar.”
— “Görmez. Sinemanın arka cephesindeki dut ağacından tırmanacağız.”
— “Dutların yapışkanı şortlara bulaşmasın sonra?”
— “Bulaşsın Cemil. Sinemadan önemli mi?”
Murat son derece kararlıydı. Bu akşam beyaz perdede meşhur komedi filmi oynayacaktı. O filmi ne pahasına olursa olsun izleyeceklerdi.
II. İncir Ağacı ve Briket Duvar İstihkamı
Sinemanın arka bahçesi eski bir zeytinliğe bakıyordu. Burayı çevreleyen duvar iki metre boyunda gri briketlerden örülmüştü. Briketlerin sıvası yıllar önce dökülmüştü. Duvarın hemen dibinde asırlık kocaman bir dut ağacı yükseliyordu. Ağacın kalın dalları tam briket duvarın üzerine doğru sarkıyordu.
Saat 21.25 oldu. Sinemanın içindeki büyük sarı ampuller bir anda söndürüldü. Bahçe derin bir karanlığa gömüldü. Bu, operasyonun resmen başlama işaretiydi.
Murat dut ağacının kaba gövdesine sarıldı. Ayaklarını kabuklara dayadı:
— “Bana omuz verin çabuk!”
On iki yaşındaki Cemil hemen eğildi. Sırtını ağaca dayadı:
— “Bas omzuma Murat!”
Murat Cemil’in omzuna bastı. Bir hamlede ağacın çatallı ana dalına çıktı. Oradan briket duvarın sivri tepesine uzandı. Duvarın üstü cam kırıklarıyla kaplı değildi. Ama briketlerin köşeleri testere dişi gibi keskindi.
Murat dikkatlice bacaklarını açtı. Duvara ata biner gibi oturdu:
— “Gelin! Zemin sağlam, görüş açısı kusursuz!”
— “Elini uzat Murat, çek beni!”
Cemil, Kerem ve Sinan da peş peşe yukarı tırmandı. Dört çocuk duvara yan yana dizildi. Altlarında tam üç yüz kişilik açık hava sineması uzanıyordu. Karşıda ise kireçle boyanmış devasa beyaz sinema perdesi parlıyordu.
Görüş açısı harikaydı. Perdenin tam sol üst köşesini dut yaprakları hafifçe kapatıyordu. Ama bu hiçbirinin umurunda değildi.
Cemil cebinden gazete kağıdına sarılı tuzlu siyah çekirdek külahını çıkardı. Külahın kenarını dişleriyle yırttı:
— “Cephaneyi açıyorum beyler.”
— “Yavaş çitle Cemil. Aşağıdakiler yukarı bakmasın.”
— “Çıt sesinden bir şey olmaz. Aşağıda yüz kişi aynı anda çekirdek çitliyor.”
— “Gazoz kapaklarını ne yaptın?”
— “Sağ cebimde. Tam yirmi tane var.”
III. 35 Milimetre Cızırtısı: Makinist Niyazi ve Kese Kağıdı Cephanesi
Saat 21.30’da sinemanın arka tarafındaki beton kulenin küçük kare penceresi açıldı. Projeksiyon odasının penceresinden beyaz, tozlu bir ışık demeti fırladı. Işık demeti yüzlerce insanın başının üstünden süzüldü. Karşıdaki dev beyaz duvara çarptı.
Hoparlörlerden kulakları tırmalayan bir cızırtı yükseldi: Cıııızzzz.
Hemen ardından otuz beş milimetrelik kömürlü film makinesinin mekanik tıkırtısı duyuldu: Tıkır, tıkır, tıkır. Makinist Niyazi Usta filmi başlatmıştı. Perdede önce geri sayım rakamları döndü: 5, 4, 3, 2, 1…
Film başladı. Beyaz perdedeki parlak ışık duvardaki çocukların yüzlerine vurdu. Seyirciler tahta sandalyelerine yaslandı. Anneler çocuklarına bez mendillerle ter silme operasyonu yapıyordu. Seyyar gazozcu sıraların arasında dolaşmaya başladı:
— “Buz gibi Çamlıca! Niğde Gazozu! Elvan! Soğuk bunlar!”
— “Bize iki gazoz ver evladım!”
— “Minder isteyen var mı? Minder elli bin lira!”
Murat ceplerini yokladı. Akşam bakkalın bahçesinden topladığı cephaneyi tek tek çıkardı. Tam yirmi adet metal gazoz kapağı vardı. Kapaklar parmaklarının arasında madeni bir sesle şangırdadı.
— “Hedef neresi Murat?”
— “En ön sıradaki kel amcayı görüyor musun Cemil?”
— “Şu mavi çizgili gömlek giyen amca mı?”
— “Evet. Tam kafasının ortasına bir kapak yollayacağım.”
— “Çok uzakta Murat. Rüzgar rotayı bozar.”
— “Bana güven. İmbat tam arkamızdan esiyor.”
| Fırlatılan Cephane | Menzil ve İsabet | Hedefteki Etki | Risk Derecesi |
|---|---|---|---|
| Dut Meyvesi | 5 Metre | Açık renk gömlekte mor leke | Çok Yüksek |
| Çekirdek Kabuğu | 8 Metre | Kafada hafif kaşıntı hissi | Düşük |
| Gazoz Kapağı | 15 Metre | Metalik ‘tınn’ sesi ve şaşkınlık | Yüksek |
| Kese Kağıdı Topu | 10 Metre | Omuzda patlama, sıfır acı | Orta |
| Çakıl Taşı | 20 Metre | Küfür kıyamet, kavga sebebi | Yasak Silah |
Murat gazoz kapağını işaret parmağı ile başparmağının arasına sıkıştırdı. Bileğini geriye kıvırdı. Hedefe kilitlendi.
IV. Gazoz Kapağı Yaylım Ateşi ve Ön Sıra İsyanı
Makinist Niyazi filmin en duygusal aşk sahnesine geçti. Klarnet melodisi bahçeyi sardı. Üç yüz kişi nefesini tuttu. Çıt çıkmıyordu.
Murat parmağını serbest bıraktı. Metal gazoz kapağı havayı yardı: Fııııış.
Kapak karanlıkta görünmez bir yay çizdi. Tam on beş metre uçtu. En ön sırada oturan kel adamın tam kafasının tepesine indi: Tııınnn!
Ses sessiz sinema bahçesinde madeni bir zil gibi yankılandı. Adam elini hızla kafasına götürdü. Yerinden fırladı. Sandalyesi geriye devrildi: Çaaat! Adam arkasına döndü:
— “Kim attı lan bunu!”
— “Ne oldu beyim sakin ol!”
— “Kafama demir fırlattılar hanım! Kanıyor mu bak şuna!”
— “Bir şey yok bey, küçük bir kapak işte.”
Arka sıralardaki seyirciler hemen homurdandı:
— “Otur yerine beyamca! Filmi göremiyoruz!”
— “Ceketimin içine kapak düştü diyorum size!”
— “Çocuklar düşürmüştür, büyütme canım!”
Duvardaki çocuklar gülmemek için dudaklarını ısırdı. Cemil ağzını tişörtünün yakasına gömdü. Dördü de sessizce sarsıldı.
Fakat afacanlar durmadı. Bu kez Kerem devreye girdi. Avucuna doldurduğu siyah tuzlu çekirdek kabuklarını üçüncü sıradaki gençlerin üzerine doğru savurdu. Çekirdek kabukları seyircilerin saçlarına yağmur gibi döküldü.
Üçüncü sıradaki delikanlı hırsla ayağa kalktı. Sinirle yukarı baktı:
— “Yukarıda biri var! Duvarda oturuyorlar!”
— “Nerede gördün?”
— “Briket duvarın üstündeler! Bize çekirdek fırlatıyorlar!”
Bütün sinemada büyük bir dalgalanma oldu. Tahta sandalyeler gıcırdadı. Kadınlar kafalarını yukarı kaldırdı. Perdedeki film bir anda unutuldu. Seyirciler briket duvara doğru parmaklarını uzattı:
— “İnin ulan oradan terbiyesiz veletler!”
— “Kaçak izliyorlar bir de üstümüze pislik atıyorlar!”
— “Gişeci! Güvenlik yok mu bu sinemada!”
— “Polis çağırın! Kafamıza taş atıyorlar!”
V. Biletçi Selami’nin Sopası ve Zifiri Karanlıkta Firar
Tehlike çanları çalmaya başladı.
Sinemanın demir kapısı gürültüyle açıldı. İçeriye elli yaşındaki biletçi Selami daldı. Elinde budaklı kalın bir dut sopası vardı. Sol elinde ise altı pilli kocaman bir el feneri parlıyordu.
Selami fenerin beyaz ışığını doğrudan briket duvara çevirdi:
— “Sizi gidi duvar fareleri sizi!”
— “İnin aşağıya kemiklerinizi un ufak edeceğim!”
— “Her cuma akşamı aynı numara! Yakaladım bu sefer!”
— “Kaçmayın lan oradan!”
Beyaz projektör ışığı duvardaki çocukların yüzünü aydınlattı. Murat panikle bağırdı:
— “Feneri çaktı! Atlayın arkaya!”
— “Dut dalına tutun Cemil!”
— “Bileğim kaydı Murat!”
— “Bırak dalı, toprağa atla hemen!”
Dört çocuk aynı anda duvardan arkadaki zeytinliğe doğru kendini bıraktı. İki metrelik duvardan yumuşak toprağa çakıldılar: Pat, küt, güm!
Cemil dizini hafifçe taşa vurdu. Ama acıyı unuttu. Hemen ayağa fırladı. Çekirdek külahı yerde kaldı. Gazoz kapakları zeytin ağaçlarının altına saçıldı.
Duvarın arkasından Selami’nin öfkeli bağırışları yükseldi:
— “Kaçmayın ulan! Babanızın adını biliyorum sizin!”
— “Yarın o siteye gelip sizi tek tek bulacağım!”
— “Babalarınıza bilet parasını ödeteceğim!”
Çocuklar zeytinlik boyunca hızla koştu. Dikenli tellerin altından eğilip geçtiler. Çakıllı dar sokaklara daldılar. Çınarcık kordon boyuna kadar durmadılar. Yol boyunca köpekler havladı. Bahçe çitleri hızla geride kaldı.
İskelenin beton banklarına çöktüler. Dördü de soluk soluğaydı. Göğüs kafesleri körük gibi inip kalkıyordu. Murat alnındaki ter damlalarını sildi. Arkadaşlarına baktı. Bir anda kahkahayı bastı. Diğerleri de katıldı. Bütün sahil onların kahkahalarıyla inledi.
— “Kel adamın kafasından çıkan o sesi duydunuz mu?”
— “Tııınn diye öttü be!”
— “Adam az kalsın sandalyeyi kırıyordu!”
— “Selami’nin elindeki sopayı gördünüz mü? En az iki metreydi!”
— “Bizi yakalasa vallahi kemiklerimizi sayardı!”
— “Film nasıldı peki? Sonu ne oldu?”
— “Sonunu boş ver Cemil. Hayatımda izlediğim en maceralı seanstı!”
— “Haftaya cuma yine gelelim mi?”
— “Gelelim tabii. Bu sefer elli kapak toplayacağım!”
Denizden serin bir meltem esti. Uzaktan açık hava sinemasının hoparlör sesleri hala yankılanıyordu. Çocuklar kordondaki dondurmacıya doğru yürüdü. Ceplerindeki son yüz bin lirayla iki top limonlu dondurmayı kardeş payı yaptılar. Duvar fethi zaferle tamamlanmıştı. Gece tamamen onların olmuştu.