Gişe Önünde Kaos
Temmuzun nemli bir cuma akşamı, saat 21.15. Çınarcık sahilinde deniz sütlimandı ama çınarların arasından gelen esinti sıcağı dağıtmaya yetmiyordu. Sokak kavrulmuş ay çekirdeği ve patlamış mısır kokuyordu.
Yazlık sinemanın önü ana baba gününe dönmüştü. Ahşap gişenin önünde uzun bir kuyruk vardı; kapının yanındaki panoda el boyaması dev afişte Şener Şen ile Kemal Sunal sırıtıyordu. Bilet kişi başı 250 bin liraydı, dört kişilik bir memur ailesi için ciddi bütçe. Gişedeki Hüsnü Efendi ter içinde bozuklukları çekmeceye atıyordu.
İçeriden yüzlerce tahta sandalyenin gıcırtısı geliyordu. Görevliler birbirine paslı tellerle bağlı sandalyeleri hizalıyor, kadınlar evden getirdikleri kareli minderleri sert oturaklara seriyordu. Minderi olmayan ezilmeye mahkûmdu. Çekirdek çitleme sesleri film başlamadan başlamıştı.
Elli metre ilerideki trafonun dibinde dört çocuk toplandı. On üç yaşındaki Murat çetenin doğal lideriydi. Cebindeki bozuklukları avucuna döktü.
“Bende sadece yüz bin lira var beyler.”
“Bende elli bin.”
“İki kişi bile giremiyoruz. Sermaye yetersiz.”
“Alsak da en arkadaki kırık sandalyelere otururuz. O sandalyeler adamın belini kırar.”
“Bilet falan almıyoruz. Duvara tırmanacağız.”
“Biletçi Selami kapıda. Görürse sopayla kovalar.”
“Görmez. Arka taraftaki dut ağacından çıkacağız.”
“Dutun yapışkanı şorta bulaşmasın sonra?”
“Bulaşsın Cemil. Sinemadan önemli mi?”
Murat kararlıydı. Bu akşam perdede meşhur komedi oynayacaktı ve o filmi ne pahasına olursa olsun izleyeceklerdi.
Dut Ağacı ve Briket Duvar
Sinemanın arkası eski bir zeytinliğe bakıyordu. Bahçeyi iki metrelik, sıvası çoktan dökülmüş gri bir briket duvar çeviriyordu. Duvarın dibindeki asırlık dut ağacının kalın dalları tam duvarın üstüne sarkıyordu.
Sinemanın sarı ampulleri söndü, bahçe karanlığa gömüldü. Bu, operasyonun başlama işaretiydi. On iki yaşındaki Cemil sırtını ağaca dayayıp eğildi.
“Bas omzuma Murat!”
Murat bir hamlede çatallı dala, oradan duvarın tepesine çıktı. Duvarın üstünde cam kırığı yoktu ama briketlerin köşeleri testere dişi gibiydi. Ata biner gibi oturdu.
“Gelin! Zemin sağlam, görüş açısı kusursuz!”
Cemil, Kerem ve Sinan da peş peşe tırmandı. Dört çocuk duvarda yan yana dizildi. Altlarında üç yüz kişilik bahçe, karşıda kireçle boyanmış dev perde. Perdenin sol üst köşesini dut yaprakları kapatıyordu ama bu kimsenin umurunda değildi.
Cemil cebinden gazete kâğıdına sarılı çekirdek külahını çıkardı, kenarını dişleriyle yırttı.
“Cephaneyi açıyorum beyler.”
“Yavaş çitle. Aşağıdakiler yukarı bakmasın.”
“Aşağıda yüz kişi aynı anda çitliyor, kim duyacak?”
“Gazoz kapakları nerede?”
“Sağ cebimde. Tam yirmi tane.”
Makinist Niyazi ve Cephane
Arkadaki beton kulenin küçük penceresi açıldı, tozlu bir ışık demeti seyircilerin başının üstünden süzülüp perdeye çarptı. Hoparlörler cızırdadı, makinenin tıkırtısı duyuldu. Makinist Niyazi Usta filmi başlatmıştı; perdede geri sayım rakamları döndü.
Seyirciler sandalyelerine yaslandı, anneler çocuklarının terini bez mendillerle sildi. Seyyar gazozcu sıraların arasında dolaşmaya başladı.
“Buz gibi Çamlıca! Niğde Gazozu! Elvan!”
“Minder isteyen var mı? Minder elli bin lira!”
Murat akşam bakkalın bahçesinden topladığı cephaneyi çıkardı. Yirmi metal kapak parmaklarının arasında şıngırdadı.
“Hedef neresi Murat?”
“En ön sıradaki kel amcayı görüyor musun? Mavi çizgili gömlekli.”
“Çok uzak. Rüzgâr rotayı bozar.”
“Bana güven. İmbat tam arkamızdan esiyor.”
Çetenin cephane cetveli o yaz şöyleydi:
| Cephane | Menzil | Hedefteki Etki | Risk |
|---|---|---|---|
| Dut | 5 metre | Açık renk gömlekte mor leke | Çok yüksek |
| Çekirdek kabuğu | 8 metre | Kafada hafif kaşıntı | Düşük |
| Gazoz kapağı | 15 metre | Metalik “tınn” ve şaşkınlık | Yüksek |
| Çakıl taşı | 20 metre | Kavga sebebi | Yasak silah |
Ön Sıra İsyanı
Niyazi Usta filmin en duygusal aşk sahnesine gelmişti. Klarnet bahçeyi sardı, üç yüz kişi nefesini tuttu. Murat parmağını bıraktı. Kapak karanlıkta görünmez bir yay çizip on beş metre uçtu ve kel adamın tam tepesine indi: Tınn!
Ses sessiz bahçede zil gibi yankılandı. Adam yerinden fırladı, sandalyesi devrildi.
“Kim attı lan bunu!”
“Sakin ol bey, ne oldu?”
“Kafama demir fırlattılar hanım! Kanıyor mu bak!”
“Bir şey yok, küçük bir kapak işte.”
“Ceketimin içine kapak düştü diyorum!”
“Çocuklar düşürmüştür, büyütme canım.”
“Otur yerine beyamca! Filmi göremiyoruz!”
Duvardaki çocuklar gülmemek için dudaklarını ısırdı. Cemil ağzını tişörtünün yakasına gömdü. Ama durmadılar. Bu kez Kerem avucundaki çekirdek kabuklarını üçüncü sıradaki gençlerin üstüne savurdu; kabuklar saçlara yağmur gibi yağdı. Üçüncü sıradaki delikanlı hırsla kalkıp yukarı baktı.
“Yukarıda biri var! Duvarda oturuyorlar!”
“Nerede gördün?”
“Briket duvarın üstündeler! Bize çekirdek atıyorlar!”
Bütün sinema dalgalandı. Film unutuldu, parmaklar duvara uzandı.
“İnin ulan oradan terbiyesiz veletler!”
“Kaçak izliyorlar, bir de üstümüze pislik atıyorlar!”
“Gişeci! Güvenlik yok mu bu sinemada!”
Selami’nin Sopası
Demir kapı gürültüyle açıldı. Elli yaşındaki biletçi Selami daldı; bir elinde budaklı bir dut sopası, öbüründe altı pilli el feneri. Feneri doğrudan duvara çevirdi; beyaz ışık dört çocuğun yüzünü tek tek aydınlattı.
“Sizi gidi duvar fareleri! Her cuma aynı numara! Yakaladım bu sefer!”
“Feneri çaktı! Atlayın arkaya!”
“Bileğim kaydı Murat!”
“Bırak dalı, toprağa atla!”
Dört çocuk aynı anda kendini duvardan zeytinliğe bıraktı. Cemil dizini taşa vurdu ama acıyı unutup fırladı. Çekirdek külahı yerde kaldı, gazoz kapakları zeytin ağaçlarının altına saçıldı. Duvarın arkasından Selami’nin sesi geliyordu:
“Babanızın adını biliyorum! Yarın siteye gelip bilet parasını babalarınıza ödeteceğim!”
Zeytinlik boyunca koştular, dikenli telin altından geçtiler, köpekler havlarken çakıllı sokaklara daldılar ve kordona kadar durmadılar. İskelenin beton banklarına soluk soluğa çöktüler. Murat alnının terini sildi, arkadaşlarına baktı ve kahkahayı bastı. Diğerleri de katıldı; bütün sahil dört çocuğun kahkahasıyla inledi.
“Kel adamın kafasından çıkan sesi duydunuz mu?”
“Tınn diye öttü be!”
“Selami’nin sopası en az iki metreydi.”
“Yakalasa kemiklerimizi sayardı.”
“Film nasıldı peki? Sonu ne oldu?”
“Sonunu boş ver Cemil. Hayatımda izlediğim en maceralı seanstı.”
“Haftaya yine gelelim mi?”
“Gelelim tabii. Bu sefer elli kapak toplayacağım.”
Çocuklar kordondaki dondurmacıya yürüdü, ceplerindeki son yüz bin lirayla iki top limonlu dondurmayı kardeş payı yaptılar.
Ertesi sabah sitenin kapısında Selami belirdi. Murat’ın babası gazeteyi indirdi, adamı dinledi, cüzdanını açtı ve bilet parasını uzattı. Sonra sordu:
“Peki film nasıldı?”
Selami parayı cebine koydu.
“Bilmiyorum beyefendi. Ben de duvara bakıyordum.”



