Yazlık Sitede Pazar Kahvaltısı: Dört Demlik Çay, Patlıcan Kızartması ve Gazete Ekleri Rehaveti
Saat 09.30'da başlayıp 13.30'da biten kutsal sayfiye ayini; kızgın zeytinyağında yüzen patlıcanlar, paylaşılamayan çengel bulmacalar ve denizi erteleme sanatı.
yazlik-sitede-pazar-kahvaltisi-dort-saat-suren-balkon-cayi-sezonu
I. Saat 09.15: Pötikare Örtü, Fırın Kuyruğu ve Sarımsak Kokusu
Saat tam 09.15’ti.
Yazlık sitenin ikinci kat balkonunda pazar mesaisi başladı.
Beyaz plastik masanın üzerine mavi beyaz pötikareli muşamba örtü serildi.
Rüzgar örtünün köşelerini havalandırdı. Masaya dört adet mandal takıldı.
Oğlan fırından henüz dönmüştü.
Elindeki kahverengi kese kağıdı sıcacıktı, parmakları yakıyordu.
Dökülen çıtır susamlar merdivenlere saçılmıştı. Sıcak simit kokusu balkonu sardı.
Açık mutfak kapısından aniden kulak dolduran bir ses yükseldi:
Cıııııızzzzz…
Kızgın zeytinyağının içine çizgili soyulmuş bostan patlıcanları atıldı.
Ardından ince yeşil kıl biberler tavaya döküldü.
Sebzeler zeytinyağında altın sarısı rengini aldı.
Mutfakta koca bir tava rendelenmiş domates kaynıyordu.
İçine bol dövülmüş sarımsak ve iki damla üzüm sirkesi eklendi.
Sos kızaran patlıcanların üzerine cızırdayarak döküldü.
Buram buram sarımsak ve tatlı biber kokusu balkondan bahçeye taştı.
Koku yan balkonun panjurunu anında açtırdı.
Emekli albay Hikmet Bey çizgili pijamasıyla balkona çıktı. Derin bir nefes aldı.
— “Neriman! Kızartmanın kokusu ta bizim yatak odasına doldu!”
— “Pazar kahvaltısı bu Hikmet, patlıcansız sayfiye mi olur?”
— “Fırından taze susamlı simitleri aldın mı?”
— “Oğlan getirdi fırından, kese kağıdında dumanı tütüyor.”
— “Çayın altını yaktın mı peki?”
— “Yaktım yaktım. Büyük çelik demliği koydum ocağa.”
— “Gazeteleri getiren oldu mu sitede?”
— “Kapıcı Hasan şimdi bıraktı kapıya, poşetin içinde duruyor.”
Hikmet Bey gülümsedi. Plastik sandalyeyi çekti ve oturdu.
Güneş gökyüzünde parıldamaya başladı.
Rüzgar bahçedeki pembe begonvilleri usulca okşadı.
Limon dilimleri tabağa dizildi.
Zeytinyağı porselen tabakta parıldadı.
Yazlıkta pazar günü resmen başlamıştı. Zaman artık yavaş akacaktı.
II. Pazar Eki Diplomasisi: Çengel Bulmaca ve Gazete Kokusu
Saat 09.45 olduğunda masa tamamen donatılmıştı.
Ezine beyaz peyniri, Gemlik sele zeytini, ev yapımı vişne reçeli ve köy tereyağı.
Balkon sepetinden çıkarılan gazeteler masanın üzerine yığıldı.
Güneşte ısınan kağıtlardan taze matbaa mürekkebi kokusu yükseliyordu.
Pazar günleri gazete bir haber kaynağı değil, bir mülkiyet krizidir.
Ana gazete ayrı, pazar ekleri ayrı, magazin eki ayrı değerlendirilir.
Hikmet Bey kalın okuma gözlüğünü burnuna indirdi.
Masadaki gazete yığınından renkli pazar ekini hızla çekip aldı.
Tam o sırada eşi Neriman Hanım elini uzattı:
— “Hikmet, dur bir dakika! Çengel bulmaca o ekte!”
— “Ben köşe yazılarına bakacağım Neriman, iki dakika bekle.”
— “Sen köşe yazılarına bakarken bütün kareleri tükenmez kalemle dolduruyorsun!”
— “Kurşun kalemle yazarım bu sefer, silersin beğenmezsen.”
— “Asla olmaz! Önce bana ver, ben bitireyim bulmacayı.”
— “Sekiz harfli bir eski dil uzmanı var burada, bilemezsin sen.”
— “Bilirim bilmem, bulmaca benim pazar hakkımdır Hikmet!”
— “Al canım, al senin olsun. Ben siyaset sayfasına geçerim.”
Neriman Hanım eki kaptı. Çantasından mavi tükenmez kalemini çıkardı.
Zafer kazanmış bir komutan edasıyla ilk kareyi doldurdu.
Hikmet Bey çayından bir yudum aldı. Simidinden çıtır bir parça kopardı.
Evdeki barış yeniden sağlanmıştı.
Her pazar tekrarlanan bu tiyatro, kahvaltının en lezzetli baharatıydı.
III. Dört Demlik Çay: Kronolojik Rehavet Sezonu
Yazlık sitede çay bardakla değil, demlikle sayılır.
Kahvaltı tek bir demlikle asla tamamlanamaz.
Saat 10.00: Birinci demlik sofraya iner.
Bu demlik uyanış çayıdır. Simitler sıcakken, peynirler tazeyken hızla tüketilir.
Tavada kızaran iki tereyağlı köy yumurtası masaya gelir.
Ekmeğin çıtır köşesi sarı yumurtaya banılır.
Bergama tulum peynirinin tuzu çayla dengelenir.
Saat 10.45: İkinci demlik ocağa sürülür.
Bu demlik kızartma çayıdır. Sarımsaklı domates soslu patlıcanlara ekmek banılır.
Çayın demi sarımsağın ağırlığını hafifletir. Masadaki sohbet koyulaşır.
Ev yapımı çilek reçeli tabağa dökülür. Reçel kokusu arıları masaya çeker.
Hikmet Bey arıyı gazeteyle kovar.
Yan balkondaki sarı kanarya kafesinde neşeyle şakır.
Çay kaşıkları bardaklarda durmaksızın çınlar. Şekerler karıştırılır.
Yazlıkta içilen çayın tadı şehirdekinden hep farklı olur. Çay yaprağı deniz havasında daha tatlı demlenir.
Saat 11.30: Üçüncü demlik masaya gelir.
Bu demlik sindirim ve siyaset çayıdır.
Buzdolabından koca bir dilim soğuk karpuz çıkarılır.
Yanına tuzlu tulum peyniri konur. Ülke meseleleri masaya yatırılır.
Hikmet Bey çay kaşığını bardağın kenarına vurur:
— “Neriman, emekli maaşlarına yapılan zam yetersiz kaldı.”
— “Hikmet pazar sabahı siyaset konuşup tansiyonunu çıkarma yine.”
— “Konuşmayalım da ne yapalım Neriman, çarşı pazar ateş pahası.”
— “Bırak şimdi siyaseti, bana altı harfli bir Afrika başkenti söyle.”
— “Trablusgarp de geç hanım, kafamı karıştırma.”
Saat 12.15: Dördüncü demlik demlenir.
Bu artık rehavet çayıdır.
Kalan çaylar koyulaşmıştır. Renkleri tavşankanından kestaneye dönmüştür.
Göz kapakları ağırlaşır. Çatal bıçak sesleri tamamen kesilir.
Masada derin ve huzurlu bir uyuşukluk hakim olur.
IV. Balkonlar Arası İkram Hattı: “Kızartmadan Göndereyim mi?”
Yazlık sitelerde balkonlar müstakil birer ada değildir.
Aralarında sadece iki metre boşluk olan birer iletişim kulesidir.
Saat 11.00 suları.
Yan balkonda oturan emekli noter Süreyya Bey gazetesinin üzerinden seslendi:
— “Afiyet olsun Hikmet Albayım! Sarımsak kokusu kordonu aştı maşallah!”
— “Sağ ol Süreyya Bey! Yengeye söyle tabağı uzatsın, iki kaşık kızartma koyayım!”
— “Zahmet etmeyin albayım, biz de yeni kalktık masadan.”
— “Ne zahmeti canım, komşuluk ne güne duruyor?”
Neriman Hanım hemen porselen bir tabağa kızarmış patlıcan ve biber doldurdu.
Balkon demirinin üzerinden yan balkona doğru uzattı.
Süreyya Bey’in eşi Melahat Hanım tabağı iki eliyle teslim aldı:
— “Ellerine sağlık Neriman Hanımcım! Ben de sana bahçenin incirinden getireyim.”
— “Hiç zahmet etme Melahatçım, dün pazardan aldık.”
— “Pazar inciri bizim ağacınkinin yerini tutar mı hiç? Bekle iki dakika.”
Melahat Hanım beş dakika sonra koca bir tabak ballı incirle geri döndü.
Tabaklar takas edildi.
Ardından Süreyya Bey seslendi:
— “Hikmet Bey, çayınız bittiyse bizim semaverden tazeleyeyim?”
— “Biz dördüncü demliğe geçtik Süreyya Bey, çok şükür çayımız bol!”
Bu balkon diplomasisi olmasa yazlık hayatının yarısı eksik kalırdı.
Sitenin tekir kedisi balkon demirinin üzerine zıpladı.
Kuyruğunu sallayarak Neriman Hanım’ın bacağına sürtündü.
Neriman Hanım küçük bir parça taze peyniri kedinin önüne bıraktı.
Kedi peyniri afiyetle yedi. Mırıltısı balkona yayıldı.
Lezzet paylaşıldıkça sofranın bereketi ikiye katlanırdı.
V. Denizi Erteleme Sanatı: “Güneş Tepeye Çıktı Zaten”
Pazar sabahı kahvaltıya otururken herkesin büyük planları vardır.
Hikmet Bey sabah saat sekizde niyetini açıkça ilan etmiştir:
“Saat onda kesin kumsala iniyoruz. İki saat yüzeceğim.”
Plaj çantası hazırlanmış, güneş kremleri, deniz paletleri ve havlular sandalyeye asılmıştır.
Çantanın fermuarında asılı duran mavi düdük parıldar.
Güneş gözlükleri masanın kenarına bırakılmıştır.
Torunlar balkona gelir. Deniz yataklarını şişirmeye çalışırlar:
— “Dede hadi denize gidelim artık! Kovalar hazır!”
— “Gideceğiz yavrum, dedeniz bir bardak çay daha içsin.”
— “Dede saat kaç oldu ama, herkes plaja gitti!”
— “Plaj kaçmıyor çocuk, su bu saatte çok sıcaktır.”
Fakat zaman masada eriyip gider.
Saat 10.30 olur:
— “Hikmet, hadi kalkmıyor muyuz denize?”
— “Hanım dur, simitler yeni bitti. Çayı bitirelim hemen kalkarız.”
Saat 11.30 olur:
— “Hikmet saat on bir buçuk oldu, güneş yakacak!”
— “Şu çengel bulmacayı bitir Neriman, yarım bırakıp gidilmez.”
Saat 12.30 olur:
— “Hikmet üçüncü demlik de bitti, deniz kaçıyor!”
— “Yahu Neriman, deniz nereye kaçacak kırk yıldır burada.”
Saat 13.00 olur:
Hikmet Bey gökyüzüne bakar. Güneş tam tepededir. Termometre otuz beş dereceyi gösterir.
— “Neriman, bu saatte denize girilirse adamı felç vurur.”
— “E sabah gidecektik hani?”
— “Güneş tam tepeye çıktı hanım. Şimdi gitsek güneş çarpar, tansiyonumuz fırlar.”
— “Ne yapacağız peki?”
— “Şimdi birer bardak soğuk karpuz suyu içeriz. Saat dörtte imbat çıkınca ineriz sahile.”
— “Her pazar aynı yalan Hikmet.”
— “Yalan değil tedbir Neriman, sağlık her şeyden mühimdir.”
Böylece deniz bir kez daha pazar kahvaltısının rehavetine kurban edilirdi.
Kimse de bu durumdan gerçekten şikayetçi olmazdı.
VI. Saat 13.30: Masadaki Enkaz ve Kutsal Pazar Siestası
Saat tam 13.30’u vurdu.
Dört saattir süren kahvaltı seansı nihayet sona erdi.
Masanın üzeri bir savaş meydanını andırıyordu.
Boşalmış ince belli çay bardakları, bükülmüş pirinç çay kaşıkları, kurumuş zeytin çekirdekleri.
Üzeri tamamen çözülmüş bulmaca sayfaları sandalyelere saçılmıştı.
Demliklerin dibinde sadece koyu siyah çay tortuları kalmıştı.
Neriman Hanım masadaki kırıntıları küçük bir fırçayla tepsiye topladı.
Hikmet Bey balkondaki katlanır ahşap şezlongu açtı.
Üzerine ince beyaz bir pamuklu pike serdi. Başının altına küçük bir yastık koydu.
Gözlüğünü sehpaya bıraktı. Gözlerini yavaşça kapattı.
Sitenin bahçesindeki çam ağaçlarından cır cır cır diye ağustos böceklerinin sesi yükseldi.
Denizden gelen hafif bir imbat balkon tüllerini tembel tembel dalgalandırdı.
Yan balkondan Süreyya Bey’in hafif horultusu duyuldu.
Bütün site derin ve kutsal bir sessizliğe gömüldü.
Saat 16.00 olduğunda herkes dinlenmiş olarak uyanacaktı.
Ayaklara parmak arası terlikler geçirilecekti.
Havlular omuzlara atılacak ve ikindinin çarşaf gibi sakin denizine doğru yürünecekti.
Bu iki saatlik uyku, haftanın bütün yorgunluğunu silip süpürecekti.
Pazar kahvaltısı görevini tamamlamıştı.
Yazlığın gerçek ruhu işte bu balkondaki dört saatlik tembellikte saklıydı.