Pötikare Örtü ve Sarımsak Kokusu

Saat 09.30. Yazlık sitenin ikinci kat balkonunda pazar mesaisi başladı. Beyaz plastik masaya mavi-beyaz pötikare muşamba serildi; rüzgâr köşelerini kaldırınca dört mandal takıldı. Oğlan fırından henüz dönmüştü, elindeki kese kâğıdı parmaklarını yakıyordu; susamlar merdivenlere saçılmış, sıcak simit kokusu balkonu sarmıştı.

Açık mutfak kapısından kulak dolduran bir cızırtı yükseldi. Kızgın zeytinyağına çizgili soyulmuş bostan patlıcanları, ardından ince kıl biberler atıldı. Yanda koca bir tava rendelenmiş domates, bol dövülmüş sarımsak ve iki damla üzüm sirkesiyle kaynıyordu. Sos kızaran patlıcanların üstüne döküldü, sarımsak kokusu balkondan bahçeye taştı ve yan balkonun panjurunu anında açtırdı.

Emekli albay Hikmet Bey çizgili pijamasıyla balkona çıktı.

“Neriman! Kızartmanın kokusu ta yatak odasına doldu!”

“Pazar kahvaltısı bu Hikmet, patlıcansız sayfiye mi olur?”

“Simitler geldi mi?”

“Oğlan getirdi, kese kâğıdında dumanı tütüyor.”

“Çayın altını yaktın mı?”

“Yaktım yaktım. Büyük çelik demliği koydum.”

“Gazeteler?”

“Kapıcı Hasan şimdi bıraktı, poşetin içinde.”

Hikmet Bey plastik sandalyeyi çekip oturdu. Limon dilimleri tabağa dizildi, zeytinyağı porselende parıldadı. Yazlıkta pazar resmen başlamıştı. Zaman artık yavaş akacaktı.

Pazar Eki Diplomasisi

Masa kısa sürede donatıldı: Ezine peyniri, Gemlik zeytini, ev yapımı vişne reçeli, köy tereyağı. Gazeteler masaya yığıldı, güneşte ısınan kâğıttan matbaa mürekkebi kokusu yükseldi. Pazar günleri gazete bir haber kaynağı değil, bir mülkiyet krizidir; ana gazete ayrı, pazar eki ayrı, magazin eki ayrı paylaşılır. Hikmet Bey okuma gözlüğünü burnuna indirip renkli pazar ekini hızla çekti. Neriman Hanım elini uzattı.

“Hikmet, dur! Çengel bulmaca o ekte!”

“Köşe yazılarına bakacağım, iki dakika.”

“Sen köşe yazılarına bakarken bütün kareleri tükenmez kalemle dolduruyorsun!”

“Kurşun kalemle yazarım bu sefer, beğenmezsen silersin.”

“Asla! Bulmaca benim pazar hakkımdır Hikmet!”

“Al canım, senin olsun. Ben siyaset sayfasına geçerim.”

Neriman Hanım eki kaptı, mavi tükenmez kalemiyle zafer kazanmış bir komutan edasıyla ilk kareyi doldurdu. Hikmet Bey simidinden bir parça kopardı. Evde barış yeniden sağlanmıştı. Her pazar tekrarlanan bu tiyatro, kahvaltının en lezzetli baharatıydı.

Dört Demlik

Yazlıkta içilen çayın tadı şehirdekinden hep farklıdır; deniz havasında daha tatlı demlenir. Ama orada çay bardakla değil, demlikle sayılır ve kahvaltı tek demlikle asla bitmez.

Birinci demlik uyanış çayıdır. Simitler sıcakken, peynirler tazeyken içilir; tereyağlı köy yumurtası gelir, ekmeğin çıtır köşesi sarısına banılır, Bergama tulumunun tuzu çayla dengelenir.

İkinci demlik kızartma çayıdır. Sarımsaklı patlıcanlara ekmek banılır, çayın demi sarımsağın ağırlığını hafifletir. Çilek reçeli tabağa dökülür, kokusu arıları masaya çeker, Hikmet Bey arıyı gazeteyle kovar. Yan balkondaki kanarya şakır, kaşıklar bardaklarda durmadan çınlar.

Üçüncü demlik sindirim ve siyaset çayıdır. Buzdolabından soğuk karpuz çıkar, yanına tulum konur, memleket meseleleri masaya yatırılır.

“Neriman, emekli maaşlarına yapılan zam yetersiz kaldı.”

“Pazar sabahı tansiyonunu çıkarma Hikmet.”

“Konuşmayalım da ne yapalım? Çarşı pazar ateş pahası.”

“Bırak siyaseti, bana altı harfli bir Afrika başkenti söyle.”

“Trablusgarp de geç hanım.”

“On bir harf o Hikmet. Hem de yüz yıl önceki.”

Dördüncü demlik rehavet çayıdır. Çay tavşankanından kestaneye dönmüştür, göz kapakları ağırlaşır, çatal bıçak sesleri kesilir. Masaya derin, huzurlu bir uyuşukluk çöker.

Balkonlar Arası İkram Hattı

Yazlık sitelerde balkonlar ada değil, aralarında iki metre boşluk olan iletişim kuleleridir. Yan balkondan emekli noter Süreyya Bey gazetesinin üstünden seslendi.

“Afiyet olsun albayım! Sarımsak kokusu kordonu aştı maşallah!”

“Sağ ol Süreyya Bey! Yengeye söyle tabağı uzatsın, iki kaşık kızartma koyayım!”

“Zahmet etmeyin, biz de yeni kalktık.”

“Ne zahmeti canım, komşuluk ne güne duruyor?”

Neriman Hanım porselen bir tabağa patlıcan ve biber doldurup balkon demirinin üstünden uzattı. Süreyya Bey’in eşi Melahat Hanım tabağı iki eliyle teslim aldı.

“Ellerine sağlık Neriman’cım! Ben de sana bahçenin incirinden getireyim.”

“Zahmet etme, dün pazardan aldık.”

“Pazar inciri bizim ağacınkinin yerini tutar mı hiç? Bekle iki dakika.”

Beş dakika sonra koca bir tabak ballı incir geldi, tabaklar takas edildi.

“Hikmet Bey, çayınız bittiyse bizim semaverden tazeleyeyim?”

“Biz dördüncü demliğe geçtik Süreyya Bey, çok şükür çayımız bol!”

Sitenin tekir kedisi balkon demirine zıpladı, Neriman Hanım’ın bacağına sürtündü ve önüne bırakılan peyniri mırıldanarak yedi.

Denizi Erteleme Sanatı

Pazar sabahı kahvaltıya otururken herkesin büyük planları vardır. Hikmet Bey sabah sekizde niyetini ilan etmişti: “Onda kesin kumsala iniyoruz. İki saat yüzeceğim.” Plaj çantası hazırlanmış, güneş kremleri, paletler ve havlular sandalyeye asılmıştı; çantanın fermuarında mavi bir düdük sallanıyor, güneş gözlükleri masanın kenarında bekliyordu. Torunlar balkona gelip deniz yataklarını şişirmeye çalışıyordu.

“Dede hadi denize! Kovalar hazır!”

“Gideceğiz yavrum, dedeniz bir bardak çay daha içsin.”

“Herkes plaja gitti ama dede!”

“Plaj kaçmıyor çocuk. Hem su bu saatte çok sıcaktır.”

Fakat zaman masada erir gider. On buçuk olur.

“Hikmet, kalkmıyor muyuz?”

“Simitler yeni bitti hanım. Çayı bitirelim, kalkarız.”

On bir buçuk olur.

“Güneş yakacak Hikmet!”

“Şu bulmacayı bitir Neriman, yarım bırakıp gidilmez.”

On iki buçuk olur.

“Üçüncü demlik de bitti, deniz kaçıyor!”

“Yahu Neriman, deniz nereye kaçacak? Kırk yıldır orada.”

Bire doğru Hikmet Bey gökyüzüne bakar. Güneş tam tepededir.

“Bu saatte denize girilirse adamı felç vurur. Şimdi birer bardak soğuk karpuz suyu içeriz, dörtte imbat çıkınca ineriz.”

“E sabah gidecektik hani?”

“Şimdi gitsek güneş çarpar, tansiyonumuz fırlar.”

“Her pazar aynı yalan Hikmet.”

“Yalan değil, tedbir. Sağlık her şeyden mühimdir.”

Enkaz ve Siesta

Bir buçukta dört saatlik seans nihayet biter. Masa bir savaş meydanıdır: boş ince belli bardaklar, bükülmüş çay kaşıkları, kurumuş zeytin çekirdekleri, sandalyelere saçılmış bulmaca sayfaları, demliklerin dibinde koyu tortular. Neriman Hanım kırıntıları küçük bir fırçayla tepsiye toplar. Hikmet Bey balkondaki katlanır ahşap şezlongu açar, üstüne beyaz pike serer, gözlüğünü sehpaya bırakır. Çamlarda ağustos böcekleri öter, imbat tülleri tembel tembel dalgalandırır, yan balkondan Süreyya Bey’in horultusu gelir. Bütün site derin bir sessizliğe gömülür.

Dörtte herkes uyanır. Ayaklara parmak arası terlikler geçirilir, havlular omuzlara atılır. Hikmet Bey tam kapıdan çıkarken yan balkondan ses gelir.

“Albayım! Semaver yandı, beşinci demliğe bekliyoruz!”

Hikmet Bey Neriman Hanım’a bakar, havluyu yavaşça sandalyeye geri asar.

“Deniz kırk yıldır orada Neriman. Kaçmaz.”