Bodrum Gümüşlük Arkeologlar Sitesinde Okey Masası Diplomasisi ve Taş Çalma İthamları
Myndos kalıntıları yamacındaki sitede akşam 21.40'ta lüküs lambası altında emekli profesör ile emekli Sayıştay denetçisi arasında patlak veren sahte okey krizi ve 30 yıllık küslük.
I. Saat 21.40: Lüküs Lambasının Gölgesinde Kurulan Masa
Saat tam 21.40’tı.
Bodrum Gümüşlük yamacındaki Arkeologlar Sitesi lokali dolmuştu. Myndos antik kenti kalıntılarının üzerinde tatlı bir akşam esintisi vardı. Tavşan Adası’na vuran dolunay ışığı denizi gümüşe boyuyordu.
Lokalin dut ağaçları altına asılmış lüküs lambası titrek sarı bir ışık yayıyordu. Çevresinde yüzlerce pervane dönüyordu.
Bakır semaverden demli çay buharı yükseliyordu. Havada keskin bergamot ve kekik kokusu vardı.
Masalardan yükselen sesler gecenin ritmini belirliyordu. Tavla zarları ahşaba vuruyordu. İnce belli çay kaşıkları şıngırdıyordu. Yüz dört adet melamin taş yeşil çuhanın üstünde dairesel hareketlerle karıştırılıyordu. Dalga sesini andıran hipnotik bir ses yayılıyordu:
Şıkır-şıkır-şıkır…
7 numaralı masada sitenin dört kadim figürü yerini almıştı. Bu masa rastgele kurulmamıştı. Her köşe kırk yıllık bir bürokrasi ve akademi geleneğini temsil ediyordu.
- Kuzey Kanadı: Emekli Klasik Arkeoloji Profesörü Fahri Bey (72 yaşında). Sırtı dimdikti. Taşları kazı envanteri çıkarır gibi milimetrik dizerdi.
- Güney Kanadı (Hocanın Ortağı): Emekli Matematik Profesörü Hilmi Bey (68 yaşında). İhtimal hesaplarını kafasında çözen sessiz bir analistti.
- Doğu Kanadı: Emekli Sayıştay Başdenetçisi İzzettin Bey (69 yaşında). Gömleğinin iki düğmesi açıktı. Sürekli sigara tüttürür, blöf yapmayı çok severdi.
- Batı Kanadı (Denetçinin Ortağı): Emekli Tapu Kadastro Müdürü Cahit Bey (70 yaşında). Gözleri fıldır fıldır masayı ve elleri tarardı.
Lokalin garsonu Ali masaya nemli bezleri koydu. Istakaları dağıttı:
— “Fahri Hocam, çayları tazeledim. Gösterge çift sayılıyor mu bu akşam?”
Fahri Hoca gözlüğünü düzeltti:
— “Ali evladım, tüzükte ne yazıyorsa o! Gösterge tek puan düşer. Burası amfi değil, kural kuraldır!”
İzzettin Bey gümüş çakmağını çaktı:
— “Hocam yine gerginsin. İlk elden tansiyon yapma. Dünkü sekiz çayın parasını ödemedin daha.”
Fahri Hoca ters ters baktı:
— “Dün akşam hile yaptınız İzzettin Bey! Taşı çekerken elini masanın altına soktuğunu görmedim sanma. Bu akşam gözüm üstünde!”
II. ‘Gösterge Bende’ Blöfü ve Taş Dizilim Semiyotiği
Zarlar atıldı. Taşlar beşerli kuleler halinde dizildi. Dağıtıcı göstergeyi açtı. Gösterge Mavi 7’liydi.
Fahri Hoca taşları dizerken yüz kası dahi oynamadı. Istakadaki Mavi 7’liyi gördü. Sağ elini omzuna kadar kaldırdı. Taşı çuhanın göbeğine bomba gibi indirdi:
ŞRAAAK!
— “Gösterge! Düş bakalım Sayıştay Denetçisi! Bir sıfır mağlup başladınız!”
İzzettin Bey sırıttı:
— “Erken öten horozun başını keserler hocam. Göstergeyle savaş kazanılmaz. Biz sonuca bakarız.”
Okey masasında ıstaka dizilimi oyuncunun karakter aynasıdır:
| Oyuncu Profili | Istaka Düzeni | Taş Çekme Tarzı | Kırılma Noktası | İmza Hamlesi |
|---|---|---|---|---|
| Arkeolog (Fahri Hoca) | Kronolojik renk ve sayı dizilimi | Masaya dik açıyla, çok sert | Taşının çalınması şüphesi | Masayı sarsan gösterge vuruşu |
| Sayıştaycı (İzzettin Bey) | Karışık ve aldatıcı ters dizilim | Parmak ucunda kaydırarak | Fazla risk alıp çifte patlamak | “Okey bende” havasıyla blöf |
| Matematikçi (Hilmi Bey) | İhtimal grupları ve açık boşluklar | Gözü kapalı taş tartma | Ortağın oyunu okuyamaması | Istakaya bakmadan taş atma |
| Tapucu (Cahit Bey) | Taşları arkalığa gizleyen kapalı hat | Şüpheyle, havadan kaparak | Hile ithamına uğramak | Yerdeki taşları ezberden sayma |
On ikinci tura gelindiğinde masanın sessizliği ağırlaştı. Çay bardaklarının dibinde kalan şekerler eridi. Soda şişeleri terledi.
Ve asıl fırtına başladı.
III. Çifte Gitmenin Yarattığı Dehşet
Yerdeki kapalı taş kulesi üç santime kadar indi. Hilmi Bey’in ıstakasında hareketlilik başladı.
Emekli matematikçi taşları ikişerli gruplar halinde yan çevirip arkalığa dayadı. Bu hareket masadaki alarm seviyesini en tepeye çıkardı.
Cahit Bey fısıldadı:
— “İzzettin dikkat et! Hoca çifte gidiyor! Elinde yedi çift var, bitti bitecek!”
Çifte bitmek sıradan bir galibiyet değildi. Karşı tarafı küçük düşürmek demekti. Mağlubiyet cezasını ikiye katlardı.
Kaybeden taraf sekiz bardak demli çay ve dört şişe soda ödemek zorundaydı.
İzzettin Bey’in şakaklarında ter damlaları parladı. Elindeki taşlara baktı: Kırmızı 11, Siyah 3 ve Yeşil 8.
— “Cahit, yerde kaç Kırmızı 11 çıktı? Saydın mı?”
Cahit Bey hafızasını yokladı:
— “İki tanesi çıktı. Üçüncüsü Fahri Hoca’da olabilir. Kırmızı 11 atma, yakarsın bizi!”
Fahri Hoca bıyık altından güldü:
— “Korkunun ecele faydası yok İzzettin Bey! At bakalım bir şey de görelim denetim zekânı!”
İzzettin Bey tereddütle Kırmızı 11’i masaya attı. Hilmi Bey elini uzatmadı. Taş yerde kaldı. Masa derin bir nefes aldı.
Fakat bir sonraki elde kıyamet koptu.
IV. Hile İthamı: Çalınan Okey ve 30 Yıllık Hesaplaşma
Sıra İzzettin Bey’e geldi. Bankacı elini ortaya uzattı. Kapalı desteden taş çekecekti.
Tam o anda sol avucuyla açık taşların üstünü örter gibi yaptı. Desteden çektiği taşı büyük bir hızla ıstakasının sağına soktu.
Fahri Hoca’nın radarları bu hareketi anında yakaladı. Hoca sandalyeden yay gibi fırladı. Masaya öyle bir yumruk indirdi ki bardaklar havaya sıçradı:
GÜMM!
Soğuk çay İzzettin Bey’in keten pantolonuna döküldü:
— “YAKALADIM! Yeter be! Göz göre göre hırsızlık bu!”
Lokaldeki bütün sesler kesildi. Yan masadaki tavlacılar zarları ellerinde tutarak donakaldı. Herkes 7 numaralı masaya kilitlendi.
İzzettin Bey kıpkırmızı ayağa kalktı:
— “Fahri Bey haddini bil! Ne diyorsun sen? Kime hırsız diyorsun? Ben kırk yıl Sayıştay’da devleti denetledim!”
Fahri Hoca parmağını salladı:
— “Bana unvan sayma İzzettin! Sol avucunla Sahte Okey’i örttün! Desteden iki taş çektin, işine yaramayanı alta soktun! Gözümle gördüm! Otuz yıldır aynı dümen! 1994 yılı genel kurulunda da su sayacı parasını böyle buharlaştırmıştın!”
İzzettin Bey bağırdı:
— “Oraya girme hoca! Asıl sen 1989’da istinat duvarı yapılırken müteahhitle pazarlık yapan adamsın!”
Tapucu Cahit Bey araya girdi:
— “Sakin olun beyler! Kalp krizi geçireceksiniz! Sayalım taşları, anlaşılır!”
Hilmi Bey büyük bir sükûnetle İzzettin Bey’in ıstakasındaki taşları saydı. On dört taş olması gerekirken tam on beş taş çıktı!
Fahri Hoca zafer narası attı:
— “On beş taş! Suçüstü! Tescilli hile! Ali hesabı getir, bu masa bitti!”
İzzettin Bey kekeledi:
— “Şey… Taşlar üst üste yapışmış… Fark etmemişim…”
Fahri Hoca güldü:
— “Fark etmemişmiş! Mali şube baskını yemiş tefeci gibi konuşma İzzettin!”
V. Fatura Protokolü: 8 Bardak Çay ve 4 Maden Suyu
Sayfiye lokalinde hilenin cezası çay ocağının defterine yazılırdı. Lokalin işletmecisi Rıza Efendi elinde adisyon koçanıyla masaya geldi:
— “Tamam beyler, komşular bakıyor. Rezil olmayalım. Hile sabittir. Cezası çifte katlanır.”
Fatura masaya kondu:
- 8 bardak tavşankanı çay.
- 4 şişe Kızılay maden suyu (limonlu).
- 2 tabak karışık kuruyemiş.
- Toplam tutar: 480 TL.
İzzettin Bey parayı hışımla masaya fırlattı:
— “Alın be! Gözünüz doysun! Zehir zıkkım olsun o çaylar!”
Fahri Hoca çayından büyük bir yudum aldı:
— “Ohhh! Hak edilmiş zaferin çayı da bir başka demli oluyormuş Hilmi Hocam. Yarın akşam tam 21.40’ta buradasın değil mi İzzettin? Kaçmak yok!”
İzzettin Bey kapıya yöneldi:
— “Tam saatinde buradayım! Bakalım yarın o taşları nereye saklayacaksın!”
VI. Gümüşlük Gecesi ve Bitmeyen İnat
Gece yarısı saat 00.30 oldu. Çay bahçesi lokali tamamen boşaldı.
Garson Ali beyaz plastik sandalyeleri üst üste topladı. Masalardaki yeşil çuhaları havalandırdı. Lüküs lambasının fitili kısıldı. Ortalığa sessizlik çöktü.
Fahri Hoca ile Hilmi Hoca karanlık patikada yan yana yürüyordu. Cırcır böcekleri ötüyordu.
Fahri Hoca gülümsedi:
— “Hilmi, gördün değil mi kurnazı? Otuz yıldır bilirim onu. Taş çalacağını gözünden anlarım.”
Hilmi Hoca başını salladı:
— “Gördüm hocam. Ama İzzettin Bey olmasa bu sitenin tadı çıkar mıydı? Yarın akşam yine oturacağız o masaya.”
Fahri Hoca iç çekti:
— “Oturacağız tabii. Nereye gideceğiz ki? O da burada, biz de buradayız.”
Sayfiye sitelerinde okey masası, emekli bürokratların iktidar savaşını sürdürdüğü son kaledir. O masada atılan her taş bir saygınlık arayışıdır. Edilen her kavga ise yalnızlığa karşı verilmiş otuz yıllık bir direniştir.
Yarın akşam saat tam 21.40’ta o lüküs lambası yine yanacaktı. O melamin taşlar Myndos kalıntıları üstünde yine şakırdayacaktı. Ve hayat kaldığı yerden aynı neşeyle akacaktı.