Sonsuzluk Havuzunda Dolar Sunumu

Temmuzun son pazarı, saat 11.00. Bodrum Yalıkavak sırtlarında denize bakan kırk beş villalık Panorama Horizon Hills Sitesi, olağanüstü genel kurul için sonsuzluk havuzunun kenarındaki tik terasta toplandı. Aşağıda marinadaki süper yatların direkleri parlıyor, keten gölgeliklerin altında üniformalı garsonlar naneli limonata dağıtıyordu.

Toplantıyı yönetim kurulu başkanı Alp Erensoy yönetiyordu: kırk iki yaşında, Londra geçmişli bir yatırım fonu yöneticisi, açık mavi keten gömlek, beyaz bermuda, pahalı bir kronometre. Havuzun taş duvarına kurdurduğu dev perdede döviz kurları ve enflasyon eğrileri parıldıyordu. Lazer işaretçisini slayta tuttu.

“Değerli komşular, sitemizin bütçesini artık çağdaş kurumsal finans mantığıyla yöneteceğiz. Türk Lirası ile yıllık bütçe yapmak imkânsızdır. Enflasyon karşısında işletme sermayemiz eriyor.”

“Havuzumuzun klor tabletleri İtalya’dan euroyla geliyor. Jeneratörün yedek parçaları Almanya’dan dolarla ithal ediliyor.”

“İthal palmiyelerimizin gübresi bile Rotterdam borsasına endekslidir. Güvenlik şirketinin sözleşmesi de yabancı para parametrelerine bağlıdır.”

“Bu sebeple 2026 yılı aylık aidatımızı sekiz yüz elli Amerikan doları olarak belirliyoruz. Bugünden itibaren kasaya Türk Lirası kabul edilmeyecektir.”

Terastaki genç kripto yatırımcıları ve e-ticaret patronları alkışladı. Ön sıradaki fenomen Pelin Su kahvesini kaldırdı.

“Harika bir vizyon Alp Bey! Her ay kur farkı hesabı yapmaktan bıkmıştık. Kredi kartımızdan otomatik dolar çekilsin, kafamız rahat olsun.”

Yanındaki e-ticaretçi, aidatın yıllık ödenirse indirimli olup olmayacağını sordu. Alp Bey bunun için ayrı bir slayt hazırladığını söyledi.

Baston Kürsüde

Alkışı tok bir tahta sesi kesti. Arka sıradan yetmiş sekiz yaşındaki emekli Danıştay daire başkanı Hikmet Bey kalktı. Villayı 1998’de, site daha kooperatifken devlet maaşından biriktirerek almıştı. Kolalı safari ceketi, panama şapkası ve gümüş başlı ceviz bastonuyla kürsünün mermer kaidesine yürüdü, bastonun ucunu kaideye vurdu. Teras sustu.

“Alp Bey evladım, haddinizi bilin! Burası Londra City değildir!”

“Hikmet Bey, küresel piyasa böyle işliyor. Giderlerimizin yüzde sekseni döviz bazlı.”

Hikmet Bey ceketinin iç cebinden yıpranmış, mavi kaplı bir mevzuat fasikülü çıkardı.

“Bana Batı masalları anlatmayın genç adam! 32 Sayılı Karar yürürlüktedir. Türkiye’de yerleşik kişiler arasındaki hizmet bedelleri dövize bağlanamaz!”

“Biz sözleşme imzalamıyoruz Hikmet Bey, genel kurul iradesi koyuyoruz. Demokrasilerde çoğunluk esastır.”

“Yabancı para üzerinden aidat dayatmak kamu düzenine aykırıdır! Alacağınız bu karar kanuna karşı hiledir!”

“Hikmet Bey, lütfen sakin olun. Limonatanız ısınıyor.”

“Hukuk dilinde buna mutlak butlan derler! Bu karar doğmadan ölüdür!”

“O zaman cenazesini de dolarla kaldırırız.”

Hikmet Bey bastonunu havaya kaldırdı.

“Milli egemenliğin simgesi olan para, çoğunluk oyuyla ilga edilemez!”

WhatsApp’ta Dolar IBAN’ı

Muhalefete rağmen karar otuza karşı on iki oyla geçti. Pazartesi sabahı sitenin duyuru grubuna site müdüründen bir mesaj düştü:

“Sayın Horizon Hills Malikleri; ağustos aidatımız 850 USD olarak tahakkuk etmiştir. Ödemelerin aşağıdaki dolar hesabına yapılması rica olunur.”

Altında bir dolar hesabının IBAN’ı vardı; açıklamaya yalnızca villa numarası yazılacaktı. Grup bir anda yangın yerine döndü. Emekli Merkez Bankası başmüfettişi Nermin Hanım yazdı:

“Ben emekli maaşımı Türk Lirası alıyorum. Kendi vatanımda dolarla aidat ödemem!”

Alp Bey anında yanıt verdi:

“Dolar ödemeyen maliklere günlük yüzde bir gecikme tazminatı işletilecektir.”

Genç bir borsacı “Dolar ödemeyen taşınsın” diye yazdı, kripto zenginleri anlık kur paylaştı, komşular çitlerin üzerinden birbirine bağırmaya başladı, nizamiyedeki güvenlik görevlileri kavga ayırmaktan bariyere bakamaz oldu. Bir sakin, kırk beş villanın kırk birinde aynı İtalyan klorunun kullanıldığını hesapladı; geri kalan dördünün havuzu yoktu ama onlar da euroyla ödeyecekti.

Hikmet Bey gruba tek satır yazmadı. Mesajların ekran görüntülerini aldı, banka bilgilerini renkli yazıcıdan bastırdı, mavi dosyasını koltuğunun altına yerleştirdi ve eski model siyah Mercedes’ine binip Bodrum’a, önce avukatına, sonra vergi dairesine gitti.

Nizamiyede Müfettişler

Çarşamba sabahı nizamiyeye üç siyah otomobil yanaştı. Bekçi telaşla bariyeri kaldırdı. Alp Bey idare binasında kahvesini yudumlayıp tabletten borsa izlerken başmüfettiş kimliğini masaya bıraktı.

“Alp Bey, kambiyo mevzuatına aykırılık ihbarı üzerine buradayız. Karar defterinizi, makbuzlarınızı ve banka ekstrelerinizi teslim edin.”

“Memur Bey, burası özel bir site. Kendi içimizde aldığımız bir karar bu.”

“Özel mülk olması kambiyo kurallarından muafiyet sağlamaz. Maliklere dolar hesabı vermişsiniz.”

“Hepsi gönüllü ödedi efendim.”

“Gönüllü ödeyen herkesin dekontu da dosyaya girecek. Her işlem için ayrı idari para cezası kapıda.”

“Cezayı dolarla mı keseceksiniz?”

“Hayır Alp Bey. Biz Türk Lirası kabul ediyoruz.”

Alp Bey’in yüzündeki tebessüm bir saniyede silindi, keten gömleği sırtına yapıştı. Muhasebeci titreyerek yeşil klasörleri müfettişlerin önüne yığdı; müfettişler makbuzları tek tek mühürledi. Ön sırada alkış tutan kripto komşuların dekontları birden dosyanın en kalın kısmı oldu.

Panoda Bir Karar

İkinci darbe adliyeden geldi. Hikmet Bey’in kendi kaleme aldığı dilekçe üzerine mahkeme, dolar bazlı aidat tahsilatını tedbiren durdurdu; gecikme tazminatı tehdidi de havada kaldı.

Karar örneği aynı gün öğleden sonra nizamiyedeki cam panoya asıldı. Sakinler panonun önünde toplandı. Nermin Hanım kararı yüksek sesle okudu, emekliler birbirine sarıldı. Genç dövizciler sessiz adımlarla villalarına çekildi, Pelin Su o akşam hiçbir şey paylaşmadı. Alp Bey ofisinin penceresinden manzarayı seyretti; Londra’da öğrendiği hiçbir modelde cam pano yoktu.

Türk Lirası Restorasyonu

Cuma akşamı yönetim kurulu yeniden toplandı. Bu kez havuz başında şezlong yoktu; yönetim binasının soğuk masasında bir sürahi su ve boş bardaklar duruyordu. Hikmet Bey masanın baş köşesine kuruldu.

“Hikmet Bey, usulde yanılmışız. Bu karardan dönmek zorundayız.”

Hikmet Bey kemik gözlüğünü çıkarıp ipek mendiliyle sildi.

“Hata yapmak beşeridir Alp Bey. Yeni işletme projesi hazırlayacaksınız, her kalem son kuruşuna kadar Türk Lirası yazılacak.”

“Dolarla ödeyenler ne olacak?”

“Paraları Merkez Bankası kuruyla TL’ye çevrilip sonraki aidatlara mahsup edilecek. Kesilen cezaları da yönetim kurulu kendi cebinden ödeyecek. Ortak bütçeye tek bir delikli kuruş yansımayacak.”

“Şartlarınızı kabul ediyorum.”

“Bir de şu klor meselesi. Yerli klor da yakar evladım.”

Yeni tutanak yarım saatte yazıldı; aidat yirmi sekiz bin beş yüz Türk Lirası olarak karara bağlandı. Hikmet Bey altın uçlu dolmakalemiyle imzasını attı, bastonunu alıp kalktı.

“Güle güle harcayın evlatlarım. Türk Lirası olarak.”

İlan panosundaki dolar hesabı o akşam söküldü, yerine Türk Lirası bütçesi asıldı. Sonsuzluk havuzunun ışıkları yandı; klor hâlâ İtalyan’dı, ama faturası artık liraydı. Kapıda bir garson elinde tepsiyle bekliyordu.

“Bir limonata alır mısınız efendim?”

“Alırım evladım. Kaç para?”

“On iki euro efendim.”

Bastonun ucu mermere bir kez daha indi.