Basketbol Salonunda Genel Kurul

Ocak ayının dondurucu bir pazar günü, saat 14.00. Başakşehir’in kuzeyinde göğe dikilen Yedikat Kuleleri karlar altındaydı. Adı yedi kattı; kulelerin en kısası otuz dörttü. Müteahhit adı koyarken mütevazı, kat çıkarken cömert davranmıştı. Ataşehir’deki kulelerden gelen birkaç gözlemci komşu da salondaydı; onların sitesinde genel kurul gelecek aydı, provaya gelmişlerdi.

Zemin kattaki basketbol salonunun parkeleri gri brandalarla örtülmüş, ortaya yüzlerce mavi plastik sandalye dizilmişti. Dışarıda sulu kar yağıyor, içerisi ıslak kaban, ter ve karton bardak çay kokuyordu. Büfedeki çaycı bardak yetiştiremiyordu.

Salonda sekiz yüz sakin vardı. Tribünlerde komşular dertleşiyordu:

“Mehmet Bey, geçen ay asansör üç gün çalışmadı! On beşinci kata merdivenden çıktım.”

“Jeneratör de devreye girmedi. Buzluktaki bütün etler çözüldü.”

“Bir de utanmadan aidata zam istiyorlar!”

“Zam değil Mehmet Bey, ‘güncelleme’ diyorlar. Kasımda da ‘iyileştirme’ demişlerdi.”

“Bir gün de ‘müjde’ derler, o zaman evi satarız.”

Pota altına ahşap bir podyum kurulmuştu; arkasında sitenin amblemi, önünde siyah takımlı özel güvenliklerden bir barikat. Ses sisteminden gelen her cızırtı yuhalamayla karşılandı. Tribünlerden ritmik el çırpmalar yükseldi:

“Yönetim istifa!”

“Şeffaf bütçe istiyoruz!”

Emekli memurlar, plaza çalışanları, bebekli anneler ellerindeki faaliyet raporlarını havada salladı. Öfkenin sebebi basitti: geçen yıl 4.200 TL olan aidat 9.500 TL’ye fırlamıştı. 2.500 dairelik site her ay yirmi milyon liradan fazla nakit topluyordu. Kâğıt üzerinde bir apartmandı; gerçekte bir Anadolu ilçesi büyüklüğündeydi, belediye bütçesiyle ama belediye denetimi olmadan.

Miami Havuzu ve Kurbağalar

Sitede dört havuz, kocaman bir gölet peyzajı, kırk sekiz asansör ve altmış beş kişilik bir güvenlik ekibi vardı. Bu çarkın döndüğünü herkes görüyordu; nereye döndüğünü kimse görmüyordu.

Sayman üye dev ekrana slaytlar yansıttı. Ekranda Miami sahillerinden lüks havuz fotoğrafları dönüyordu. Salondan kahkaha yükseldi:

“Bizim havuzda kurbağalar yüzüyor, siz Miami gösteriyorsunuz!”

Sonra denetim kurulunun muhalefet şerhi okundu ve kahkaha uğultuya döndü. Peyzaj gübresine yılda milyonlar, havuz kimyasalına ayda yüzbinler, asansörlerin yağlanmasına bir apartman fiyatı yazılmıştı. İhaleler başkanın yeğenlerinin altı ay önce kurduğu iki şirkete gitmişti. Sitede oturan makine mühendisleri parçaların dört kat pahalı fatura edildiğini hesaplamış, yaşlı bahçıvan geçen bahar tek tohum ekilmediğini söylemişti.

Finans denetmeni Selin Hanım megafonu aldı, sarı bir faturayı havaya kaldırdı:

“Komşular! Bu gübre parasıyla siteye Hollanda lale tarlası kurulurdu!”

“Bahçedeki çimler kurudu, süs havuzları bataklığa döndü!”

“Kış ortasında otoparkın lambaları yanmıyor, ama aidatımız ev kirasını geçti!”

Sekiz yüz kişi ayağa fırladı. Alkış salonun tavanını inletti.

Telegram Hücresi ve Kat Kaptanları

Genel kuruldan önceki üç ay blok koridorlarında sessiz bir direniş örgütlenmişti. Yönetim muhaliflerin kapı kapı dolaşmasını yasaklayınca bir Telegram kanalı kuruldu: “Rezidans Sakinleri Dayanışma Platformu”. Koridor kameraları kimin kimin kapısını çaldığını izliyordu; o yüzden her bloğa güvenilir bir “kat kaptanı” atandı ve kaptanlar komşularıyla yalnızca çöp atarken, çöp kapısının önünde, kameranın kör noktasında konuştu. Sitenin en temiz katları o üç ay boyunca kaptanların katları oldu.

C Blok’taki bir dairede sabaha kadar ev tipi yazıcılarla bildiri basıldı; oda toner kokuyordu. Sarı zarflar sabah dört buçukta paspasların altına bırakıldı. Güvenlik gece panolardaki afişleri söküyor, direnişçiler sabah altıda kapı altlarından yenilerini atıyordu. Kaptanlar yurt dışındaki ev sahiplerine bile ulaştı.

WhatsApp gruplarında yönetim yanlısı hesaplar herkesi provokatörlükle suçladı. Kat malikleri faturaları tek tek gruba yükleyince o hesaplar sessizce gruptan çıktı. Yönetim ise müteahhidin elindeki boş dairelerin vekâletlerini tek bir çantaya dolduruyordu. Platform iki ayda 620 vekâlet topladı. Bunların bir kısmı noterden, bir kısmı Almanya’dan kargoyla, biri de Bodrum’daki yazlıktan bir torunun eliyle gelmişti; torun vekâleti teslim edip havuza bakmak istemiş, kurbağaları görünce geri dönmüştü.

Yönetim karşılık olarak muhalif temsilcilerin otopark kartlarını “sistem arızası” diye iptal etti. Bariyerde yüzlerce metrelik kuyruk oluştu. Korna sesleri siteyi inletti; Yedikat Kuleleri tarihinde ilk defa bütün komşular aynı anda aynı yere gitmeye çalışıyordu.

Sandalyelerin Uçtuğu An

Saat dördü çeyrek geçe divan seçimi için oylamaya geçildi. Başkan Hikmet Bey mikrofonu kaptı, terden sırılsıklam gömleğinin yakasını açtı:

“Elektrik zammını cebimizden mi ödeyeceğiz?”

“Üç beş çapulcuya bu kuleleri bırakmayız!”

“Güvenlik amiri! Arkadaki megafonlu şahsı dışarı atın!”

Salon bir an sustu. Megafonlu şahıs Selin Hanım’dı. Güvenlik amiri de onun üst komşusuydu. Amir bir Selin Hanım’a, bir Hikmet Bey’e baktı ve yerinden kıpırdamadı.

Barikat saniyeler içinde çözüldü. Sakinler sahneye yürüdü, divan masası devrildi, mavi plastik sandalyeler havada uçuştu. Muhalif avukatlar masadaki vekâlet dosyalarını kaptı:

“Bu kat maliki üç yıl önce vefat etti be!”

“On ikinci kattaki Alman kiracının imzasını kim attı?”

Kapıdan kalkanlı polisler girdi, podyumun önüne set çekti. Divan heyeti yangın merdiveninden garaja indirildi. Sakinler salondan ayrılmadı; yere serilen bir karton kolinin üstünde 350 imza toplandı, tutanak nöbetçi polis amirine teslim edildi.

Kayyum ve Lobideki Pano

Kavga adliyeye taşındı. Kat maliklerinin bir kısmı birlikte dava açıp tarafsız bir kayyum istedi. Mahkemenin görevlendirdiği bilirkişiler beş yıllık karar defterlerini ve banka hareketlerini inceledi. Rapor sakinlerin şüphelerini doğruladı: paravan şirketler, şişirilmiş mazot faturaları, sayılamayan vekâletler, bir de harici filolara gizlice kiralanmış bir otopark.

Mahkeme yönetimin yetkilerini tedbiren dondurdu ve siteye kayyum olarak kıdemli bir avukat, Kemal Bey’i atadı.

Pazartesi sabahı yönetim ofisine girildi. Kasalar çilingirle açıldı; içinden faturasız nakit desteleri ve birkaç kol saati çıktı. Sakinler her şeyi telefonla kaydetti. Video akşama kadar bütün blok gruplarında dolaştı; en çok izleneni, kasadan çıkan saatlerden birinin asansör yağlama faturasındaki tarihle aynı gün alınmış olduğunu fark eden on yaşındaki bir çocuğun videosuydu.

Kemal Bey kapıda bekleyen kalabalığa döndü. Elinde megafon yoktu; Selin Hanım kendi megafonunu uzattı:

“Değerli komşular! Mahkeme kararıyla yönetime el konulmuştur!”

“Dokuz bin beş yüz liralık aidat durdurulmuştur. Gerçek maliyet 3.800 TL’dir!”

“Bütün harcamalar lobideki panoda ilan edilecektir!”

“Panoyu da güvenlik sökmeyecek mi?”

“Güvenlik amiri panonun yanında nöbet tutacaktır.”

Amir kalabalığın içinden elini kaldırdı. Üst komşusu Selin Hanım ona bir çay uzattı.

Ertesi sabah lobideki panoya ilk ilan asıldı: aylık harcama tablosu, kalem kalem. Bir saat sonra altına el yazısıyla bir not eklenmişti:

“Havuzda hâlâ kurbağa var. Bu ay gübre almayın, kurbağalar idare ediyor.”

Ataşehir’den gelen gözlemciler o hafta kendi sitelerinin Telegram kanalını kurdu. Adını da hiç düşünmeden koydular: “Yedikat Dayanışma — Ataşehir Şubesi.”