32 Ekranlı Cam Fanus
Ağustosun ılık bir salı akşamıydı, saat 21.15. Karşıyaka Mavişehir sahilindeki dört yüksek bloklu sitenin ana girişinde klimalı, camdan bir güvenlik kulübesi vardı. Duvarında 32 kanallı dev bir izleme monitörü parlıyor, sitenin her köşesine bakan kameraların görüntüsü ekrana akıyordu.
Ama o akşam kulübede güvenlik görevlisi değil, iki emekli kadın oturuyordu: B Blok temsilcisi, emekli şube müdiresi Nermin Hanım ve denetçi Perihan Hanım. Nermin Hanım altmış iki yaşındaydı; platin sarısı saçları, kucağında koca bir kâse tuzlu ay çekirdeği vardı. Masada çelik termosta adaçayı tütüyor, yanında sarı kaplı bir defter açık duruyordu. Bu deftere her akşam giren çıkan misafirlerin plakaları, hatta gece yarısı kimin kuryeden hamburger söylediği yazılırdı.
Asıl koltuğun sahibi, yirmi iki yaşındaki güvenlik görevlisi Şahin köşeye sıkışmıştı. Nermin Hanım boş plastik bardağını ona uzattı:
“Şahin evladım, sen bir arka otoparka devriye at. Hava sıcak, belki şüpheli bir kedi falan girmiştir. Buralar bize emanet, hadi aslanım!”
“Nermin Abla, kameraların kumandasına dokunmayın lütfen. Bölge müdürü görürse beni kovar.”
Perihan Hanım kaşlarını çattı:
“Biz bu sitenin seçilmiş temsilcileriyiz Şahin! Bizden habersiz kuş uçamaz bu sitede! Hadi sen vazifene bak.”
Şahin telsizini kemerine takıp mecburen çıktı. Kapı içeriden kilitlendi. Canlı yayın başladı.
Otuz Kat Zoom
Nermin Hanım masadaki siyah kontrol konsolunu kaptı ve mini joysticki usta bir oyuncu gibi çevirdi. Ana görüntü 7 numaralı kameraya kilitlendi: havuz arkasındaki loş, yaseminli patika. Ağaçların arasında begonvilli ahşap bir kamelya vardı.
Zoom düğmesine bastı. Direkteki motorlu kamera sessizce döndü, otuz kat yakınlaştı. Kızılötesi gece görüşüyle karanlık köşe gündüz gibi oldu. Sitenin güvenliği için on binlerce lira harcanmış bu sistem, ilk kez tam kapasiteyle çalışıyordu.
Kamelyadaki bankta iki kişi oturuyordu: A Blok 18. kattaki boşanmış iç mimar Cenk Bey ile siteye iki ay önce taşınan avukat Hande Hanım. Ellerinde kahve kupaları, gülüşüp yıldızlara bakıyorlardı.
Nermin Hanım çekirdek kabuğunu çöpe fırlattı:
“Perihan koş! Bak kimi yakaladım!”
“Aman Tanrım! Cenk değil mi o? Yanındaki de yeni taşınan Hande!”
“Hani bunlar sadece asansörde selamlaşıyordu?”
“Bak bak, elini omzuna atıyor! Ben dememiş miydim bu kız çok havalı diye!”
İki kadın burunlarını ekrana yapıştırdı. Kamelyada Cenk Bey eğildi ve Hande Hanım’ın yanağına bir veda öpücüğü kondurdu. Nermin Hanım yerinde zıpladı:
“Öptü vallahi öptü! Bunu bütün sitenin görmesi lazım!”
Yanlış Gruba Düşen Video
Nermin Hanım çantasından telefonunu çıkarıp monitördeki görüntüyü kaydetti: kırk beş saniyelik, kristal netliğinde bir video. Niyeti onu yalnızca Perihan Hanım’a özelden atmaktı. Ama elleri heyecandan titriyor, gözlüğü burnundan kayıyordu. Aceleyle bir not yazdı:
“Kızlar bakın bizim çapkın mimar kimi düşürmüş! Kamelyada suçüstü yakalandılar!”
Gönder’e bastı. Video Perihan Hanım’a değil, 180 üyeli “B Blok Dayanışma Grubu”na düştü. Grupta doktorlar, avukatlar, profesörler, Cenk Bey’in eski kayınvalidesi ve Hande Hanım’ın ev sahibi vardı. Saniyeler içinde çift mavi tık belirdi.
Perihan Hanım kendi telefonuna gelen bildirime baktı:
“Nermin naptın sen! Videoyu bütün bloğa attın!”
Nermin Hanım panikle “Herkesten Sil”e basmak istedi, “Benden Sil”e bastı. Video grupta asılı kaldı; Cenk Bey’in Hande Hanım’a eğildiği an apaçık görünüyordu. Üç dakikada altmış mesaj ve bir o kadar gülen yüz yağdı. Ardından 7. kattaki emekli hâkim Faruk Bey yazdı:
“Bu video güvenlik kamerasından mı çekildi? Bu suçtur.”
Kulübe Baskını
Yarım saat geçmeden kulübenin camına yumruklar indi. Dışarıda öfkeden çılgına dönmüş Hande Hanım ile Cenk Bey duruyordu. Hande Hanım’ın elindeki telefonda video oynuyordu.
“Açın o kapıyı!”
Nermin Hanım masanın altına kaçmaya çalıştı, Perihan Hanım adaçayını devirdi. Hande Hanım topuklularıyla içeri daldı:
“Bizi güvenlik kamerasıyla gözetleyip site grubuna video atmak ne demek?”
“Hande kızım… Yanlışlıkla basmışım… Biz sitede güvenlik zafiyeti var mı diye teftiş ediyorduk…”
Cenk Bey yumruğunu masaya vurdu:
“Güvenlik zafiyeti sizsiniz Nermin Hanım! Benim özel hayatımı 180 kişiye nasıl meze yaparsınız? Telefonum susmuyor, bütün İzmir beni arıyor! Ofisteki müşterilerim bile izlemiş!”
Hande Hanım cebinden kimliğini çıkardı:
“Ben bilişim hukuku avukatıyım. Bunun hesabını tek tek vereceksiniz. Derhal o konsoldan uzaklaşın!”
Devriyeden dönen Şahin kapıda dondu:
“Abla, ne oldu burada? Ben sadece kediye bakmaya gitmiştim.”
“Sen de kamera odasını yetkisiz kişilere bıraktın Şahin! Polis çağırıyorum, kimse çıkmasın!”
Yarım saat sonra bir ekip otosu geldi. İki polis memuru tarafları ayırdı, ifadeleri aldı. Telefonu incelerken galeride on iki video daha çıktı: havuz bekçisinin uyuklaması, kuryenin motor devirmesi, iki komşunun terlik kavgası. Hepsi tarihleriyle klasörlenmişti.
“Ben sadece komşuluk yapıyordum polis bey! Hırsız sandıydım onları vallahi!”
Polis memuru telefonu geri uzatmadı:
“Kamelyada kahve içen hırsız mı olur abla? Otuz kat zoomla hırsız takibi mi yapılır?”
“Valla gece görüşü vardı, karanlıktı, emin olamadım…”
“Bunu yarın savcı beye anlatırsın.”
Nermin Hanım’ın tansiyonu fırladı; gecenin geri kalanını acil serviste geçirdi.
Mühürlenen Kulübe
Ertesi gün grup yöneticisi panikle grubu sildi ama haber çoktan bütün Mavişehir’e yayılmıştı. A ve B Blok girişlerinde imza toplandı; Nermin Hanım ile Perihan Hanım temsilcilikten düşürüldü.
Yönetim kurulu acil toplandı. Kulübeye parmak izi okuyuculu çelik bir kapı takıldı; yetkisiz hiçbir sakinin, yöneticinin bile içeri girmesi yasaklandı. Kameraların kontrol kolları sökülüp kasaya kilitlendi, açılar yalnızca ana kapıyı ve otopark bariyerini görecek şekilde sabitlendi. Kamelyaya, bahçeye ve balkonlara bakan bütün açılar karartıldı. Kayıtlar on dört günde bir kendiliğinden silinecek, kulübeye cep telefonuyla girmek bile yasak olacaktı.
Kat malikleri olağanüstü kurulda bu kuralları tek tek oyladı; karşı oy çıkmadı. Kurulda Nermin Hanım’ın yeri boştu. Onun yerine sarı defter konuşulmuştu; herkes kendi plakasının yazılıp yazılmadığını merak ediyordu.
Nermin Hanım bir süre sokağa çıkamadı. Sonra güneş gözlüğüyle, başı önde, hızlı adımlarla yürümeye başladı. Çekirdek kâsesi ve sarı defter çöpe gitti. Monitörler artık yalnızca geçen arabaları ve sokak lambalarını gösteriyordu.
Birkaç hafta sonra bir akşam kulübenin camı tıklatıldı. Perihan Hanım’dı, elinde bir termos adaçayıyla.
“Şahin evladım, kapıyı bir açsana. Kamelyada bir hareketlilik var gibi, bakıverelim mi?”
Şahin parmağını okuyucuya bastırmadı. Sandalyesinde arkasına yaslandı:
“Kusura bakma abla. Bu sitede artık benden habersiz kuş uçamaz.”



