Lodos ve İs Kokusu

Ağustosun ikinci cumartesi akşamı, saat 19.30. Yalova Çınarcık’ta, Karpuzdere sahilindeki Denizkent Tatil Sitesi sert bir lodosla sarsılıyordu. Denizden ılık, yapışkan, tuzlu bir hava geliyor, dalgalar istinat duvarını dövüyor, bahçedeki pembe zakkumlar ikiye katlanıyordu. Lodosu bilen herkes bilir: basınç düşer, baş ağrır, sinirler gerilir.

İşte o akşam B Blok ikinci kattaki 4 numaranın balkonunda kumaş toptancısı Serkan Bey sahneye çıktı. Balkon mermerine çinko ayaklı bir mangal koydu, içine bir torba Trakya meşe kömürü boşalttı. Yanına beyaz ispirto şişesini, üç yaprak buruşuk gazeteyi ve bir tepsi tavuk kanadıyla Tekirdağ köftesini dizdi.

Kibrit çakıldı. Lodos ateşi anında kaptı; mangaldan zift gibi kapkara bir duman fışkırdı. Duman göğe yükselemedi, rüzgârla doğrudan binanın cephesine yapıştı. Üçüncü ve dördüncü katların açık pencerelerine daldı, balkon tavanlarını siyaha boyadı. Havalandırma boşluğundan yanık çıra kokusu yayıldı; sahilin akşam huzuru tek hamlede zehirlendi ve bütün blok öksürmeye başladı.

Tüllerin İdamı

Duman ilk olarak dördüncü kata çarptı. 8 numarada emekli Fransızca öğretmeni Şükran Hanım oturuyordu. Yarım saat önce çiçek desenli güpür tüllerini yıkamış, balkona asmıştı; perdeler rüzgârda mis gibi yumuşatıcı kokarak kuruyordu.

Odayı birden geniz yakan bir duman sardı. Şükran Hanım salona koştu ve göğsünü tuttu: krem rengi tüllere siyah is lekeleri yapışmıştı. Tansiyon ilacını masaya bırakıp balkon parmaklığına fırladı.

“Kör müsünüz vicdansızlar! Dışarıda lodos var lodos! Bu rüzgârda mangal mı yakılır? Ciğerimiz söküldü burada! Tüllerim zift bağladı! Söndürün o ateşi, yoksa aşağı kaynar su dökeceğim!”

İkinci katın dumanı arasından elinde paslı maşasıyla Serkan Bey göründü.

“Şükran Abla ne bağırıyorsun! Çoluk çocuk aç, iki parça tavuk pişiriyoruz. Biraz rüzgâr geldi diye ortalığı yıktın. Çek perdelerini içeri iki dakika!”

“Ne iki dakikası terbiyesiz adam! Karpuzdere’yi dumana boğdun! Çağırıyorum yöneticiyi, gör sen gününü!”

“Mangal Değil, Tüp”

Sitenin yirmi yıllık yöneticisi Tacettin Bey emekli tapu müfettişiydi. Koku alma duyusu sitede efsaneydi; hangi bahçede kaçak hortum açılsa kokusundan anlardı. A Blok’ta haber bülteni izlerken burnuna gelen kokuyla koltuktan fırladı.

“Bu tüp kokusu değil. Meşe kömürü. Çıra da var. B Blok yanıyor!”

Sarı tutanak defterini kaptı, yönetim planını koltuğunun altına sıkıştırdı, terliklerini giyip merdivenleri üçer üçer indi. B Blok ikinci katın ziline aralıksız bastı. Kapı aralandı, içeriden bir duman dalgası taştı. Serkan Bey’in alnında kömür karası vardı.

“Hayırdır Tacettin Bey, bu telaş ne?”

“Bütün blok duman altında! Yönetim planı açık: balkonda katı yakıtlı mangal yasak!”

Serkan Bey Türk sayfiyesinin en kadim yalanını söyledi.

“Ne mangalı Tacettin Bey? Yanlışınız var. Piknik tüpü açtık biz, üstüne teflon tava koyduk. Hanım karnıyarık için patlıcan közlüyor. Duman tavadan geliyor.”

Tacettin Bey içeri iki adım atıp burnunu havaya dikti.

“Bana bak Serkan Bey. Ben otuz yıl sahte tapu inceledim, benim burnumu kandıramazsın. Piknik tüpü meşe çırası kokmaz. Üstelik aşağıdan gördüm, mangalı gazeteyle yelliyordun! Yalan beyandan iki kat ceza yazarım sana!”

Balkon Teftişi

Tacettin Bey koridoru geçip balkon kapısını ardına kadar açtı. Manzara ortadaydı: kömürler akkor olmuş, tavukların yağı ateşe damlıyor, mavi-beyaz alevler fışkırıyordu. Seramik zemin ve plastik mandal sepeti gri bir kül örtüsüyle kaplanmış, balkon tavanında dört metrekarelik bir katran haritası belirmişti. Tacettin Bey defterine hepsini tek tek yazdı.

“Bu mu teflon tava Serkan Bey? Bu bildiğin lokanta ocağı! Söndürüyorsun bunu, derhal!”

Serkan Bey maşayı kılıç gibi havaya kaldırdı.

“Söndürmem efendim! Etler pişti pişecek! Yüz elli liralık kanat ziyan mı olsun?”

Cevap yukarıdan geldi. Dördüncü kattan bir kova dolusu deterjanlı bulaşık suyu tam mangalın göbeğine indi. Sıcak küller havaya saçıldı, balkonu yoğun bir buhar bulutu kapladı. Şükran Hanım boş kovayı yukarıdan salladı.

“Söndürmezsen ikinci kova geliyor! Bu sefer çamaşır suyu!”

“Kadına bak yahu! Balkonuma deterjanlı su döktü! Şikâyetçiyim Tacettin Bey, mala ve cana kastetti!”

Alt ve üst komşular balkonlara fırladı, bütün bina koro halinde birbirine girdi. Birinci kattaki emekli albay mangalı savundu, üçüncü kattaki ev hanımı tülleri; kimse rüzgârı savunmadı.

Zabıta

Biraz sonra belediye zabıtasının beyaz pikabı nizamiyeden girdi. Bahçede otuz kişilik öfkeli bir kalabalık toplanmıştı; komşular ellerinde isli yastık kılıflarıyla zabıtanın etrafını sardı, çocuklar bahçe duvarına tünedi. Kıdemli memur İsmet Bey rüzgârı kokladı.

“Kim yaktı bu ateşi arkadaşlar? Sahil yolundan bile görünüyordu dumanınız.”

Tacettin Bey öne çıktı.

“Memur Bey, şahsı defalarca uyardık. ‘Tüp yakıyorum’ diye yalan beyanda bulundu. Fırtınada yangın tehlikesi yarattı!”

Tacettin Bey ekledi: “Bir de mangal değil tüp dedi, memur bey. Otuz yıllık burnuma!” Zabıta ikinci kata çıkıp külleri, yağ tabakasını ve isli tavanı fotoğrafladı. İsmet Bey makbuz defterini açtı.

“Çevreyi rahatsız etmekten ceza yazıyoruz. Perdeler için tazminat hakkınız saklı. Şimdi dökün şu küllere suyu, gözümüzün önünde sönsün.”

Serkan Bey mutfaktan sürahiyi getirdi, korları cızırdata cızırdata söndürdü. Yükselen beyaz buhar Karpuzdere semalarında bir hezimetin son işaretiydi.

Ateşkes

Pazar sabahı lodos durmuştu. Hava hafif bir deniz esintisine dönmüştü. Bahçedeki ahşap çardakta üçlü barış zirvesi toplandı: Tacettin Bey, Serkan Bey ve Şükran Hanım, ortada çay bardakları. Dünün gerginliği hâlâ masanın üstünde duruyordu; Şükran Hanım’ın tülleri ise kuru temizlemecideydi. Şükran Hanım kuru temizleme makbuzunu masaya koydu.

“Üç bin lira tuttu. Özel kimyasal kullandılar. Emekli maaşıyla ben bunu ödeyemem.”

Serkan Bey cüzdanını çıkarıp parayı saydı.

“Kusura bakma abla. Dün lodos kafamıza vurdu. Perdelerin masrafı benden, zabıta cezasını da yatırdım. Bir daha balkonda kibrit çakarsam namerdim.”

Tacettin Bey daktiloda yazdığı protokolü masaya serdi.

“Gelelim kalıcı çözüme. Mangal bir sayfiye ihtiyacıdır, lakin balkonda yakılması cinayettir. Arka otoparkın yanına üç gözlü ortak tuğla barbekü yapıyoruz. İsteyen sıraya adını yazdıracak. Sadece poyraz esen günlerde, beşle dokuz arası. Pişiren tepsisini alıp evine çıkacak. Balkonda bundan böyle elektrikli ızgara dahi yasak.”

Şükran Hanım gözlüğünü düzeltti.

“Lodosta mangal yakanın da tepsisi elinden alınsın.”

Protokol imzalandı, cam panoya asıldı. Barbekü iki hafta sonra bitti. Açılış günü sıraya ilk adını yazdıran Serkan Bey oldu. Kömürü yaktı, köfteleri dizdi ve o an rüzgâr döndü.

Dördüncü kattan Şükran Hanım’ın sesi geldi:

“Serkan! Bu lodos mu poyraz mı?”

Serkan Bey parmağını yalayıp havaya kaldırdı, bir süre düşündü.

“Tüp abla. Tüp esiyor.”