Çay Bahçesinde Yoklama

Temmuzun son pazar sabahı, saat 10.30. Silivri Selimpaşa’daki Resmi Gazete Sitesi’nin sakinleri çay bahçesinde toplandı. Site E-5 ile Marmara arasına sıkışmış bir Ankara karargâhıydı; seksenlerde Başkent’ten gelen Sayıştay uzmanları, Danıştay mensupları ve kurmay albaylar kooperatifi kurmuş, Kızılay’ın koridorlarını denize kadar uzatmıştı. Adını da emekli başdenetçilerin yazlık balkonunda bile her sabah Resmi Gazete okumasından almıştı.

Villalar birbirinin aynısıydı, kiremit çatılar cetvelle çizilmiş gibi yan yana dizilirdi. Nizamiyede bir Atatürk büstü yükselirdi. Her bahçede metal bir bayrak direği vardı; pazar sabahları sekizde bayrak çekilir, emekli subaylar balkonda selama dururdu. Nizamiyeye giren her misafirin kimliği deftere yazılır, ekmek getiren fırıncının plakası bile kaydedilirdi. Saat 23.00’ten sonra yüksek sesle konuşmak yasaktı; çocukların bisiklet zilleri bile uyarı yazısına konu olurdu.

O sabah çay bahçesinde hava kurşun gibiydi. Beyaz plastik masalarda deri kaplı Kat Mülkiyeti Kanunu kitapçıkları, yanlarında kırmızı mühürlü Karar Defteri duruyordu. Çam dallarında ağustos böcekleri susmak bilmiyordu. Divan masasında emekli defterdarlık müdürü Cengiz Bey oturuyordu. Cebinden madeni bir lira çıkardı, paslı mikrofona üç kez vurdu. Hoparlör ıslık çaldı, fısıltılar kesildi.

“Sayın kat malikleri, lütfen sükûnet! Hazirun cetvelini açıyorum. Toplantı yeter sayısı vardır. Arkadaki B Blok sakinleri lütfen sandalyeleri sürtmesin!”

Bu anons arka sıralardaki muhalefeti yatıştırmadı. Fitili ateşledi.

450 Liradan 1.100 Liraya

Yönetim kurulu başkanı müteahhit Nuri Bey on dört yıldır sitenin tek hâkimiydi. Sarı saman kâğıdına daktiloyla yazılmış işletme projesini eline aldı.

“Muhterem bürokratlarım, geçen yıl aidatımız 450 liraydı. Mazot ikiye katlandı, klor dövizle uçtu, trafonun rölesi patladı, nizamiye gece gündüz devriye atıyor. Bu şartlarda siteyi çeviremeyiz. Yeni aidatı 1.100 lira olarak oylarınıza sunuyorum.”

Ölümcül bir sessizlik oldu. Ardından ikinci sıradan emekli Sayıştay uzmanı Mualla Hanım ayağa fırladı.

“1.100 mü? Helikopter pisti mi yaptırıyorsunuz Nuri Bey? Biz yetmiş beş yaşında emekli memurlarız! Kışın dört ay kaldığımız eve İstanbul doğalgaz faturası kadar aidat mı ödeyeceğiz?”

Emekli maliye müfettişi Ekrem Bey de kalktı.

“Kalem kalem fatura dökümü nerede? Mizan cetvelini sunmadınız! Bütün harcamalar Sayıştay standartlarına göre tek tek incelenecektir!”

Bahçe saniyeler içinde ikiye bölündü. Bir yanda havuzun suyunu her gün değiştirmek isteyen yeni villacılar, öbür yanda kışın vanayı kapatıp Ankara’ya dönen emekliler vardı. Nuri Bey yumruğunu kürsüye vurdu.

“Klorun varili kaç para biliyor musunuz? Havuz yeşile dönünce torunlarınız ağlamasını biliyor! Parayı vermezseniz yarın havuza kilit vururum, denizde tuzlu suyla yüzersiniz!”

“Kilit vur da göreyim!” dedi Mualla Hanım, yelpazesini hırsla sallayarak.

Karar Defterinin Kutsiyeti

Muhalefetin lideri emekli Danıştay raportörü Haluk Bey siyah deri çantasını açtı, içinden yirmi iki fotokopi kâğıdı çıkardı.

“Sayın Divan! Elimde C ve D bloklarının vekâletnameleri var! Bu bütçeyi reddediyoruz! Çim biçme makinesinin bujisine sekiz yüz lira fatura yazmışsınız! O bujiyi altından mı döktürdünüz?”

Nuri Bey pancar gibi kızardı, kürsüden fırladı.

“O buji orijinal buji Haluk Bey! İki dönüm çimi tırpanla mı biçecektik? Asıl senin vekâletlerin şüpheli! Ankara’daki Necla Hanım’ın eli kalem tutmuyor, o imzayı kim attı?”

Denetçi Vecdi Bey kırmızı kaplı kanun kitabını havaya kaldırdı: “Bu bütçe tamamen hükümsüzdür!”

Cengiz Bey Karar Defteri’ni iki eliyle göğsüne bastırdı. Sayfiye hukukunun yazısız bir kanunu vardı: Karar Defteri kaybolursa genel kurul yok sayılır, site kayyuma kalırdı. Haluk Bey masaya uzanıp hazirun cetvelini çekmeye çalıştı. Nuri Bey defterin üzerine gövdesiyle siper oldu.

“Çek elini o defterden! Resmi evraktır o! Karar defterine el uzatanın elini kırarım!”

Monoblok Sandalyenin Balistiği

Kırk yıllık lojman terbiyesi saniyeler içinde çöktü. Emekli kurmay albay Selahattin Bey bastonunu betona vurdu.

“Sen kime ‘şüpheli’ diyorsun müteahhit parçası? Hesabını genel kurula vermeyen sen değil misin?”

Nuri Bey’in damadı Mert öne atılıp albayı göğsünden itti. İşte o saniye arka sıralardan beyaz monoblok sandalyeler havaya kalktı.

Monoblok sandalye yazlık sitelerin en tehlikeli cephanesidir. Hafiftir, havada döne döne süzülür; ama sivri kolçağı bir emeklinin omzuna denk gelirse feci acıtır. İlk sandalye geniş bir kavis çizip çay ocağının tentesine çarptı. Çaycı çırağının tepsisi havalandı, altı bardak açık çay betona indi. İkinci sandalye Ekrem Bey’in hasır şapkasını aldı götürdü; kemik çerçeveli gözlüğü çimlere fırladı. Teyzeler torunlarını kapıp nizamiyeye kaçıştı.

“Vurma belime, fıtığım var!”

“Bırak o defteri, savcılığa gideceğiz!”

“Kolonya getirin, Mualla Hanım bayıldı!”

İki sandalye havada kafa kafaya çarpıştı, kırık kolçaklar divan masasına yağdı. Kutsal Karar Defteri’nin 142. sayfası kenarından üç santim yırtıldı. Selimpaşa tarihinin en büyük anayasal krizi o üç santimdi.

Tutanak

Saat 12.15’te nizamiyeden siren sesleri geldi. İki polis otosu ile bir jandarma aracı bahçeye girdi, plaj ahalisi çitlerin ardına yığıldı. Başçavuş emekli albayları ve yüksek yargıçları görünce önce gayriihtiyari esas duruşa geçti, sonra kasketini arkaya itti.

“Komutanlarım, hâkim beyler… Siz bari yapmayın kurban olayım! Sahilden ihbar geldi, ‘sitede darbe var’ dediler!”

Yerde on sekiz kırık sandalye yatıyordu. Fotokopi vekâletnameler çimlere saçılmış, Mualla Hanım’ın şakaklarına limon kolonyası sürülüyor, Nuri Bey’in polo tişörtü omzundan sarkıyordu. Cengiz Bey Karar Defteri’ni ceketinin altına sokmuş titriyordu.

“Başçavuşum, darbe değil, usulsüz bütçe dayatıyorlar!” dedi Haluk Bey.

“Yalan Başçavuşum! Asıl bunlar resmi karar defterimizi gasp etmeye kalktı!” dedi Nuri Bey.

Başçavuş yerdeki plastik bacakları ayağıyla kenara itti.

“Herkes sussun! Toplantı tatil edilmiştir. Şikâyetçiler karakola. Karar defterini de emanete alıyoruz!”

Defter sarı bir delil torbasına girdi. Bahçedeki herkes buz kesti. Resmi Gazete Sitesi ilk defa bir resmi tutanağa geçmişti.

İki Sade Kahve

Akşam altıda ifadeler bitti, taraflar şikâyetlerini geri çekti. Yaşlı bahçıvan kırık monoblok parçalarını siyah konteynere taşıyordu. Dut ağacının altında, iki sağlam sandalyede Nuri Bey ile Haluk Bey oturuyordu. Önlerinde bol köpüklü iki sade kahve vardı. Nuri Bey’in sol gözünün altı morarmış, Haluk Bey’in keten pantolonunda koyu bir çay lekesi kalmıştı.

“Haluk, bujiye sekiz yüz yazdık ama motor gerçekten can çekişiyordu be. Yetkili servis iki bin istedi, sanayide hatırla yaptırdım.”

“Biliyorum Nuri. Ama sen de birden 1.100 deyince millet şoka girdi. 750 deseydin kimsenin gıkı çıkmazdı. Mualla Hanım iki saat acilde tansiyon ilacı aldı.”

“Yarın fırından kurabiye alır, elini öperim. Haftaya ne yapacağız?”

“Pazar günü yeniden toplanırız. Aidatı 800’e bağlarız, klorü haftada iki güne çekeriz.”

“Peki sandalye?”

Haluk Bey kahvesinden bir yudum aldı.

“Sandalye kalemine bu sefer gerçekten zam lazım.”